|   | 
  • Cevahir Kadri

    Yaşamak Dururken

    Bir haber bültenini seyretmek üzere televizyonun karşısına geçtiğinizde ruhunuzu havalandıracak, kanatlandırıp uçuracak olay ve durumlarla pek karşılaşamazsınız:Karamsarlık, öldürme, yaralama, bilmem kimler yakalanmış, kimler ceza almış, mağduriyete sebep olanlar salıverilmiş, tecavüz, yaralama, öldürme vb. hiç iç açıcı haber yok, neredeyse!..

     

    Bütün bunların içinde, şimdilik “yalancı şafak” mesabesinde “yerli ve millî” otomobilimizin “ete kemiğe bürünmüş TOGG diye görünmüş” biçimini, bu otomuz için siparişlerin yağmaya başladığını görmenin /bilmenin heyecanını yaşıyoruz. “Yalancı şafak” dememin sebebi, projeye inancımın olmaması değil, coğrafi söyleyiş olarak şafak sökmeden önceki aydınlığın bu isimle anılmasıdır.

     

    Haberlerin büyük çoğunluğunun olumsuzluklar içermesi biraz da haberin mantığında gizlidir. Hani şu haber yazılarını anlatan metinlerde sıkça karşılaştığımız bir söz vardır: "Köpek insanı ısırırsa haber olmaz, insan köpeği ısırırsa haberdir."

     

    Bu cümlenin mantığında muhabirlere, aslında, sıradan olmayan, herkese ilginç gelebilecek olayları ve durumları yakalamaya çalış öğüdünden başka bir şey yoktur. Ama buradaki güzellikten, olumluluktan, -sıradanlık demeyelim de- doğallıktan küçük bir sapma, bizi çok farklı sonuçlara ve durumlara götürür, götürmektedir de!.. Neyse, geçelim.

     

    ***

     

    Hayat ile ölüm arasındaki o ince çizgide her gün, her an gidip gelen insanoğlu, neden “ölümü” tercih eder? Yaşamak dururken neden yaşama son verme seçeneğini işaretler?

     

    Aklı başında olan birinin kendi hayatına yine kendisinin son vermesi ne derece “makul”? Bu ifadeyi kullanırken yaşanan acıları, dramları asla hafife almak gibi bir niyetim yok. Bilakis, intiharı seçen birinin aklî melekelerini kullanamaz hâle gelmesi sebebiyle bunu yaptığını düşünmem ve buna işaret etmem sebebiyledir.

     

    Allah hiç kimseye çekilmez, dayanılmaz, dertler, hastalıklar, bela ve musibetler vermesin; yaşamak için var olan bunca güzellik, herkese ışık olamıyor demek ki!

     

    İntihar, “bir kimsenin toplumsal ve ruhsal nedenlerin etkisi ile kendi hayatına son vermesi” olarak tanımlanmış Güncel Türkçe Sözlük’te. Arapça kökenli bir kelime olan intihar, Arapçada “hayvanı boğazından kesmek”demek olan “nahr”dan türetilmiş. Kubbealtı Lugatı’nda ise “kendi kendini öldürme” olarak tanımlanmış intihar kelimesi.

     

    İnsanoğlunun ruhuna, sonsuz yaşama düşüncesi yerleştirilmiştir. Onun için sağlıklı bir bedene ve ruha sahip olduğu zamanlarda hiç de ölmek istemez insan. Peki, nasıl oluyor da insan fani âlemde kendisine tahsis edilen süreyi kullanmadan bu istasyondan ayrılıyor kendi tercihleri neticesinde? Edebiyatımızın önemli isimlerinden Refik Halit Karay bir nebze olsun bu sorumuzun cevabını vermiş. Karay şöyle diyor: "Cinayetlerin ve intiharların sebebi kudret ve imkân arasındaki dengesizliktir."

     

    Kudret yani yaşama gücü,imkânı ve iradesi çok zayıflayınca geriye tek seçenek ışığı söndürmek kalıyor demek ki!

     

    Geçen günlerde yaşamına son veren, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi Sibel Ünli, kasım ayındaki paylaşımının birinde “Yemekhane kartımda para kalmamış, sadece bir liram var!” yazmış. Arkadaşlarının anlatımına göre Ünli daha önce de intihar girişiminde bulunmuş, vazgeçirilmiş. Ünli’ninailesi geçenlerde bir açıklama yaptı. Kızlarının intihar etmesinde asıl sebebin ekonomik olmadığını, psikolojik olduğunu dile getirmişler. Ünli’nin ağabeyi de doktor olmuş, atanmış zaten.

     

    Sebep ister ekonomik ister psikolojik olsun, aile açısından telafisi zor acıların yaşandığı bir gerçek. Bundan sonra yapılacak hiçbir maddi ve manevi yardımın Sibel’i geriye getiremeyeceği ortada. Ama bundan başka hiçbir gencimiz hayatlarının baharlarında sönüp gitmesin. Yaşama sevgisi ile dolup taşsın gençlerimizin yürekleri, iradeleri hep yaşamdan yana olsun!..

     

    Genç olan her evde aileyle gençler arasında ufak tefek de olsa anlaşmazlıklar, uyumsuzluklar baş gösterebilir. Bu anlaşmazlığın ve uyuşmazlığın derecesi ne olursa olsun, hiçbir sebep, gençlerin yaşama aşkını yok ederek canlarını kıymasına değmez. Bunu ebeveynler açısından söylüyorum. Gençlerimiz, geleceğimiz çok önemli.

     

    Bireyin intiharı seçmesinin altında türlü türlü sebepler olabilir. Bazen bu sebep, toplumun baskısı olabilir. Toplumun kişiye ön yargılı yaklaşarak birtakım suçlamalarda bulunması, bu suçlamayı kişinin kaldırabilecek, buna dayanabilecek iradeden ve moral değerlerinden mahrum oluşu onu intihara götürür. Son üç dört senede bu sebeple intihar eden onlarca insan vardır. Hiçbir suçu olmadığı hâlde idarenin tedbiri KHK ile ihraç ettiği yüz binden fazla insanın varlığının söz konusu olduğu bir toplumdan bahsediyoruz.

     

    İnsan, hasta olmasa, psikolojisi düzgün ve sağlıklı olsa bile her gün yakın çevresinden, komşu ve akrabalarından sözlü olmasa bile tavır olarak gördüğü yüz ekşitmeleri sebebiyle ruh sağlığı gitgide bozulur. Bu durum, kişiyi intihara sürükler. Toplumsal dışlanmışlık, kişiyi intihara sürükleyen baş etmenlerdendir. Nitekim Sibel Ünli’nin intiharında asıl meselenin sosyal dışlanmışlığın etkili olduğu yine arkadaşları tarafından dile getirilen bir husustur.

     

    Bir kardeşlik türküsünü toplum olarak hep birlikte söylemeye ihtiyacımız var. Sosyal yardımlar yapılırken, öğrencilere burs verilirken kategorik davranılmaması gerekiyor. Yani başvurucunun düşünce yapısına, hayat görüşüne değil sadece ve sadece onun maddi bakımdan ihtiyacının olup olmadığına bakılması gerekiyor. Bu bakımdan burs veren vakıf ve derneklere çok önemli bir görev düşüyor: Başvurucuyu sadece ihtiyaçları acısından incelemeli ve varsa bursa ihtiyacı ona düşünce dünyasına bakılma bakılmaksızın bursu verilmelidir.

     

    Mesele elbette sadece burs değil. Yanımızda yöremizde ihtiyaç sahiplerinin de bulunup bilinmesi onlara gerekli yardımın yapılması gerekir. İş bulamadığı için borçları biriken, evine ekmek götürebilmekten mahrum niceleri var ki onların içinden intiharı seçenler hiç de az değil!

     

    İnsanımız bireysel olarak moral değerleri bakımından kuvvetli olması gerektiği gibi insanımızın birbirine bağlılığının da olması gerekiyor.

     

    Hayatın zorlukları karşısında pes etmememiz için moral motivasyonu yüksek tutmalıyız. Hiçbir şey yaşamadan daha önemli değil. Asrın çilekeşi Bediuzzaman Said Nursi Tarihçe-i Hayat adlı eserinde bakınız neler diyor:

     

    Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına birşey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan men edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere mâruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.

     

    Benim fıtratım, zillet ve hakarete tahammül etmez. İzzet ve şehamet-i İslâmiye beni bu halde bulunmaktan şiddetle men eder. Böyle bir vaziyete düşünce, karşımda kim olursa olsun, isterse en zalim bir cebbar, en hunhar bir düşman kumandanı olsa, tezellül etmem. Zulmünü, hunharlığını onun suratına çarparım. Beni zindana atar, yahut idam sehpasına götürür; hiç ehemmiyeti yoktur. Nitekim öyle oldu. Bunların hepsini gördüm. Birkaç dakika daha o hunhar kumandanın kalbi, vicdanı zulümkârlığa dayanabilseydi, Said bugün asılmış ve mâsumlar zümresine iltihak etmiş olacaktı.

     

    Ama dikkat etmek lazım. Herkesin inancı ve iradesi bu kadar kuvvetli olmayabilir. Onun için devlet sosyal devlet olmanın gereğini yerine getirmeli; vakıflar, dernekler, tüzel kişilikler ihtiyaç sahiplerini bulmalı, araştırmalı, onların düşüncesine bakmaksızın ihtiyaçları açısından onların durumlarını değerlendirip gerekli yardımları o ailelere yapmalıdır.

     

    Toplumun hiçbir ferdi yaşamak dururken ölümü tercih eder hâle gelmemeli. Yaşanan intiharlardan fert fert hepimiz sorumluyuz, unutmayalım!..

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.