|   | 
  • Cevahir Kadri

    Ayasofya, Camiler ve Gerçek Fetih

    Ayasofya, bundan böyle, camii olarak vazife ifa etmesi gayesine matuf olarak ibadete açıldı. Hayırlı olsun.

     

    Karar, belki CBK ile alınabilirdi ama önce hukuki karar beklendi. 1934 yılında yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile müzeye dönüştürülme kararını Danıştay’ın iptal etmesi üzerine CB Kararnamesi ile Ayasofya Cami-i Kebiri’nin 24 Temmuz 2020 Cuma günü açılacağı duyuruldu. Anlaşıldığı kadarıyla da muhalefet bu karara kurumsal olarak muhalefet etmedi.

     

    O “tarihi gün” geldi ve iktidar ve ortaklarınca alınan ve halkın büyük kesimlerince doğru bulunan kararın uygulama safhasına geçildi: Ayasofya’da yıllar sonra ilk hutbe okunarak ilk Cuma Namazı da kılındı. Namaz, DİB Ali Erbaş tarafından kıldırıldı. Erbaş, hutbeye elinde kılıçla çıktı. Bu, fethin sembolü olan camilerde öteden beri uygulanan bir gelenekti. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. İ. Hakkı AKSOYAK’a göre bu gelenek, Hz. Peygamber’e (sallallahu aleyhi vesellem)  dayanmaktadır. Aksoyak “Hutbeyi Kılıçla Okumak” başlıklı yazısının sonuç bölümünde “Kılıca veya asaya dayanarak hutbeyi okumak kaynağı Hz. Peygambere dayanan bir gelenektir. Bununla hutbede telkin edilen düşüncelerin etkisini artırmak amaçlanmıştır. Siyasî ve sosyal her türlü güce sahip olunduğunu gösteren bu davranış, hutbede de istenilenin rahatça söylenebileceği anlamında gelmektedir.” diyerek bu gelenekle neyin amaçlandığını ortaya koyar.

     

    Kiliseden camiye

     

    Ayasofya, Bizans İmparatoru I.Justinianus tarafından, 532-537 yılları arasında İstanbul'un tarihî yarımadasındaki eski şehir merkezine inşa ettirilmiş, bazilika planlı bir patrik katedralidir. 1453 yılında İstanbul'un Fatih Sultan Mehmet Han tarafından fethedilmesinden sonra bu yapı, camiye dönüştürülmüştür.

     

    Fatih Sultan Mehmet Han, bildiğimiz kadarıyla Ayasofya’yı camiye çevirmiş ve kıyamete kadar cami olarak hizmet vermesini vakfiyede ifade etmiştir. Ama kiliseye özgü sembol ve işaretlerin korunmasını da sağlamıştır. Ayasofya’nın bugüne kadar ayakta kalmasına Fatih’in ve Mimar Sinan’ın katkıları inkâr edilemez.

     

    İstanbul’un Osmanlılar tarafından ve genç bir padişahın idaresinde fethedilmiş olması Orta Çağın kapanıp Yeni Çağın açılması ile netice vermiş batıda da Rönesans’ın yaşanmasına vesile olunmuştu. Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi vesellem) müjdesine ve övgüsüne mazhar olan Sultan Fatih ve ordusu için İslam dünyasında öteden beri itibar görmüştü.

     

    Müze statüsünde cami

     

    Cumhuriyet’in kuruluş yapılanış yıllarında dönemin hükümetinin Ayasofya Camii’nin statüsünü müze olarak değiştirilmesi kararıyla neyi amaçladığını elbette tarihçiler ve siyasi analiz yapanlar daha iyi bilir. Ama aynı dönemde Tapu Kadastro açısından meselede herhangi bir değişiklik yapılmamış ve “Ayasofya Camii-i Kebir-i Şerifi” olarak Vakıflar Genel Müdürlüğünün uhdesine tapulanmıştır.

     

    Yıllar içinde Ayasofya’nın tekrar camiye çevrilmesi milliyetçi ve sağ kadroların düşüncelerinde hep vardı. Bu düşünce hayata geçirildi.

     

    Hutbelerle duyuru

     

    Büyük Ayasofya Camii’nin ibadete açılması kararına yurt genelindeki bütün camilerde kılınan Cuma namazı hutbelerinin de konusu oldu. Hutbede, Ayasofya ve İstanbul’un fethine dair “Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması, beş asır boyunca cami olarak müminleri bağrına basan mukaddes bir mekânın, aslî vasfını kazanmasıdır. Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması, başta Mescid-i Aksa olmak üzere, yeryüzünün bütün mahzun ve mazlum mescitlerinin ümide kavuşmasıdır. Ayasofya’nın ibadete açılması, temeli tevhid, tuğlası ilim, harcı erdem olan medeniyetimizin yükselmeye devam edişidir.” şeklinde, Müslümanların duygu ve düşünceleri dile getirildikten sonra şu ifadelere yer verilmişti: “Bizim medeniyetimiz, cami merkezli bir medeniyettir. Camilerimiz, birlik ve dirliğimizin, ilim ve irfanımızın kaynağıdır.

     

    Kiliselerin camiye çevrilmesi doğru bir karar mı?

     

    Ayasofya’nın yeniden ibadete cami statüsü ile tam olarak açılmasının içte ve dışta farklı yankıları oldu. Hemen belirtmeliyim ki bu karar Türk ve Müslüman olarak beni mutlu eder. Ancak Raşit Halifeler döneminde benzeri uygulamalar söz konusu olmamış. Hz. Ömer (radıyallahu anh) zamanında Kudüs fethedilmişti. Fakat şehrin anahtarını teslim etmek için Halife Hz. Ömer’in gelmesini şart koşmuşlardı. Hz. Ömer, istişare eder ve sonunda Hz. Ali’yi vekil bırakarak Kudüs’e gelir. Anlaşmalar hazırlanır. Öğle namazı vakti gelir. O esnada kilisede namaz kılabileceğini söyleyen Patrik’in bu isteğini, ileride Müslümanların burayı camiye çevirebileceği düşüncesiyle Hz. Ömer kabul etmez. Buradan anlaşılıyor ki İslam’ın gerçek uygulamaları yapılar hangi amaçla yapılmışsa o amaca hizmet etmelidir.

     

    Ayasofya’nın açılmasını ister tarihin yeniden yaşanması olarak yorumlayalım isterse başka türlü yorumlayalım. Şu an olan, Ayasofya’nın Cami olarak bugünden sonra hizmet vermeye devam edeceği gerçeğidir. Bu, nihayetinde siyasi bir karardır; yarın değişir mi? Hiç bilinmez, belli de olmaz! Çünkü siyaseten alınan kararlar, yine siyaseten değiştirilebilir. O kararların sevabı da vebali de karar alıcılarına aittir.

     

    Ayasofya konusunda farklı bakışlar

     

    Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi konusunda farklı düşünceleri ve yorumları hakim yorumlarla bir arada okumak, farklı olanları da dikkate almak gerekir.

     

    27. dönem milletvekili Mustafa Yeneroğlu, insanımızın asıl ihtiyaç duyduğu düzenlemelerin, uygulamaların görmezden gelinerek İslam’ın özüne ters uygulamaların, Ayasofya’nın camiye çevrilmesiyle hâlledilmediğini hatırlatarak “Açıktan açığa adaletin ayaklar altında ezildiği, masum insanların kasıtlı olarak cezaevlerinde çürütüldüğü, zulüm karşısında vicdanların sustuğu günümüzde, bir saat adaleti bir yıl ibadetten daha hayırlı gören bir inancın mensupları olarak bugün bayramsa, bayramınız mübarek olsun.” der, haksız mı?

     

    Yine bu dönem milletvekilleri arasında ismi en çok öne çıkan Ömer Faruk Gergerlioğlu da “OHAL döneminin en suçlu, insanlık dışı fiillerine imza atan, çürümüşlüğünü kokuşmuşluğunu örtmek için Ayasofya’yı cami olarak açarak kendisini kurtaracağını düşünen bir anlayışla karşı karşıyayız.” diyerek alınan bu kararın samimiyetini sorgulayarak tarihi gerilimlerin, rövanşların bitmesi gerektiğini, 21. yüzyılda dinlerin ve kültürlerin ortak yaşayacağı alanlar kurmamız gerektiğini belirtir. 

     

    Gazeteci Kâzım Güleçyüz de hutbede dile getirilen hususlarla uygulamaların birbiriyle çeliştiğini dile getirerek “Ayasofya Camiindeki Cuma hutbesinde verilen “Tüm insanlığı her türlü zulme ‘dur’ demeye, adalete, barışa, merhamete ve hakkaniyete davet ediyoruz” mesajının gereğini evvelâ kendi ülkemizde kendi insanlarımıza karşı ve artık daha fazla gecikmeden hayata geçirmemiz gerekmiyor mu?” diye hatırlatmada bulunuz. Evet, söylenenlerle yapılanlar uyumlu değilse orada başka bir niyet aranır ki bu durum Güleçyüz’ü haklı çıkarmaktadır.

     

    Ayasofya’nın ibadete açılması konusunda şair, yazar, radyo ve televizyon program yapımcısı Yağmur Tunalı’nın da çekinceleri söz konusu. Tunalı kendi Facebook sayfasında şunları dile getirdi: “Ayasofya ibadete değil siyasete açıldı.” diyerek bu yorumu keskin bulanlar olabileceğini ama durumun bu olduğunu belirterek“İçinde bulunduğumuz ortamda din denince zaten siyaset akla geliyordu. Dini örten siyaset. Dine kendini örttüren siyaset.” ifadesiyle dikkatleri farklı bir noktaya çeken Yağmur Tunalı’nın açıklamalarını bir bütün olarak okumak gerek.

     

    Camilerin anlamı ve ihyası

     

    Müslümanların ortak ibadet alanlarından olan camileri ihya etmenin kutsiyeti ayet ve hadislerle sabittir. Buna kimse itiraz edemez. Ancak, kuru kuruya her yere cami yapmak da dinin özüne, doğasına aykırıdır. Cemaati olmayan, görkemli camileri inşa etmenin dine ve Müslümanlara hiçbir katkısı olmayacaktır. Önce o caminin cemaatini yetiştirmeli, ihtiyaç duyulursa yeni camiler inşa edilmeli. Bir köyde üç tane cami var hiç okul yoksa bu İslam’ın parlak çehresine vurulmuş bir kara çalmadır. İslam’ın ilk emrinin de gereğini yerine getirmek her Müslümanın üzerine farzdır. Okul da yapılmalı cami de. Toplumun ihtiyacı ne ise ona uygun yapılaşmaya gidilmelidir.

     

    Kalite korunmalıdır

     

    Camii, okul demişken bir hususa da dikkat çekmek isterim. Bilhassa son altı yedi yılda ülkenin genelinde birçok okul İmam-Hatip Lisesine dönüştürüldü. İmam-Hatip Lisesi mezunu olarak şunu net olarak söylerim: Hangi alanda olursa olsun, kalite popüler kültürün emrine verilirse, yani yaygınlaştırılırsa kaybolur. Bundan otuz sene önceki bu tür okulların başarıları günümüzde yoktur. O dönem, bu okullara isteyerek giden öğrenciler, bugün zorlamalarla, çaresizlikten gitmekte ve dolayısyla istenilen ölçüde, okulun ruhuna uygun bir nesil yetişmemektedir.

     

    Bir diğer husus da ülke genelinde toplumun birbiriyle ilişkisi oldukça önemlidir. Günümüzde hâkim siyaset anlayışı ne yazık ki toplumu kutuplaştırmakta, ötekileştirmektedir. Müslümanları bir araya getiren, toplayan anlamındaki “cami” ile bu anlayış birbiriyle âdeta ters düşmektedir. Camide kalpleri birbirine yakın, dost, kardeş bilmeyen bir dinin mensupları, o dinin özündeki barışı, silmi nasıl yaşayacaklar da Müslümanlardan olacaklar? Bunu hiç düşündük mü?

     

    Bilhassa camilerde görevli imam, vaiz ve müezzinler, müftüler ve en başta Diyanet İşleri Başkanı bütün siyasi anlayışlara eşit mesafede bulunmalıdır. Yoksa camide imam, vaiz siyaset yaparsa başka partideki bir cemaat o camiye nasıl gelsin?

     

    Onun için camileri imar ve ihya etmenin yolu, kalpleri imar ve ihya etmekten geçer; kalpleri imar etmek de insanları ötekileştirmeden, herkesi kucaklayan bir anlayışla hareket etmek, kişilerin her türlü mülkiyetlerine saygı göstermekle olur. Adaletle hükmetmeyenler kardeşlikten de bahsedemez!

                                                             

    Nurettin Topçu ve asıl fetih

     

    Türk düşünce tarihinde önemli yeri olan Nureddin Topçu, Büyük Fetih adını verdiği bu güzel eserinde “Fethin de iki cephesi vardır: Maddeden ibaret olan toprağın ve servetin fethinden aydınlıklar âlemi olan ruh dünyasının fethine yükselmedikten sonra şu arzın senle ben arasında paylaşılmasından ne çıkar? Kana susayan hırsı, kılıçlara sarılan kahredici dalgaları gaye alarak beldeler kazanmaktan ibaret olan kanmaz iştihaya bağlandıkça insanlığın yüzü hiçbir zaman gülmeyecektir.” diyerek maddi fetihlerin insanlığın kurutuluşuna vesile olamayacağını ifade eder. Daha sonra “İkinci fetih ruhun fethidir ve birincisi buna ulaştırıcı vasıta olunca mübecceldir, manalıdır, değerlidir ve Hz. Peygamber’in diliyle tebşirlere layıktır.” diyerek asıl fethin ne olduğuna dair önemli noktaların altını çizer ve şöyle der: “Fatih bu ikizli fethi başarmış olan büyük insandı.

     

    Topçu gerçek ve bize lazım olan asıl fethin ne olduğu üzerinde de durur: “Bize bir fetih lâzım...Bu fetih ebedî olacak...ruhlarımızda yapılacak. Bu fetih, kılınçlarınki kadar kolay değil, sahte şereflerinki gibi hayalî değil. İhtiraslarınki gibi süflî değil.” “Fatih’in çocukları! Putlarımız yoktur! Aşkımız, imanımız vardır. En üstteki kuvvete değil, en üstteki Kitab’a uzanınız!

     

    Topçu’nun ifadelerinden anlıyoruz ki gerçek fetih kalplerin ve ruhun fethidir. Onun içindir ki Osmanlıda kalplerin ve ruhların kazanılması için tarikatların -bugünkü yozlaşmış hâlleriyle değil elbette- bu konuda önemli bir vazifeyi ifa ettiğini söylemek mümkündür. Bosna’da Alperenler Tekkesi, Sarı Saltuk Hz.leri önemli bir unsurdur.

     

    Ayasofya’nın camiye çevrilmesi, İslam’ın değer yargılarının toplumda tam olarak uygulanmasıyla anlam kazanacaktır. Bu da evrensel hukuk kuralları, hak, hukuk, adalet, masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü, bir kimsenin suçunu bir başka kimsenin yüklenemeyeceği hususu konjonktürel yani dönemsel olmayan değerlerin gerçek anlamda uygulanarak hayata geçirilmesiyle mümkündür.

     

    Öte yandan, yurt dışındaki kültürel varlıklarımız ve mirasımızdan olan camilerimizin cami vasıflarının ortadan kaldırılma durumları da çok iyi takip edilmelidir. Korkarım ki birçoğu heder edilmiş bu mirasımızdan kalanları da misillemelerde bulunularak bertaraf edilmek istenir. Bundan gerçekten endişe duymaktayım. Gerçekten!..

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.