|   | 
  • Adem Şat

    Çaresizliği Öğrenme

    Öğrenilmiş çaresizlik, bireyin davranışlarıyla olumsuz bir sonucu kontrol edemeyeceğini öğrenmesinden sonra, davranışlarıyla olumsuz sonucu ortadan kaldırabileceği durumlarda gereken çabayı gösterememesidir.

     

    İnsan çocukken ilerde istediği her şeye sahip olacağına inanır. Ön ergenlikle birlikte çocuklar, bazı şeylere isteseler de sahip olamayacağına inanmaya başlar. Böyle bir düşünceyle özgüvenini kaybeden çocuk öğrenmek için harcadığı çabayı git gide azaltabilir. Bunun sonucu olarak çocuklar, öğrenmeye ve okula karşı olumsuz tutum geliştirirler. 

     

    Çocuklar yaşamlarında, “yapabilirsin” gibi olumlu kelimelerle biten cümlelerden kat kat fazla “yapamazsın” gibi olumsuz kelimelerle biten cümleler duymaktadırlar.

     

    • Kızım bırak o tepsiyi sen taşıyamazsın ben taşırım, bardakları kıracaksın...
    • Yavrum pastayı sen yapma kıvamını tutturamazsın...
    • Yavrum sen salata yapmasını öğrenemeyeceksin. Hadi sen ders çalış. Boş ver bunları...
    • Fizik dersinden geçer not almak her baba yiğidin harcı değildir...
    • 7. sınıf çok zordur.
    • Yavrum senin kafan matematiğe basmıyor.
    • Bu kadar İngilizce kelimeyi nasıl ezberleyeceksin. Bunu ezberlemen imkânsız.

     

    Bu tür olumsuz, ümitsizliğe sevk edici cümleler tabi ki insanın özgüvenini düşürecek. Onları başarısızlığa sevk edecek. Adeta başarısızlık için çocukları hipnotize etmiş olacaktır.

     

    Bir kişiye 40 kez deli dersen deli olurmuş. “Başaramama” duygusu insanlara gen yoluyla geçmemiştir. Çocuklar sonradan çevrelerinin etkisiyle öğrenmiştir. Onun için biz 40 gün akıllı diyelim. Onlar zaten akıllı.

     

    • Senin ne eksiğim var. Tabi ki yapabilirsin.
    • Bu matematik aslında bardaktan su içmek kadar kolaydır.
    • Sen çok kabiliyetli bir çocuksun. Misafirlere pastayı sen yapabilirsin.
    • Kendi işlerini artık kendin yapabilirsin.
    • Eminim artık tek başına yüzebilirsin.

     

    Gibi cümleler ile çocuklarımızı cesaretlendirelim. Çocuklarımıza almaları gereken sorumlulukları verelim.  Ümitsizliğe düşürmeyelim.  Size bir öğretmenin başından geçenleri aktarayım.  Öğretmenimize babası her zaman şu sözleri söylermiş:

     

    “Benim oğlumun derslerine bakmama gerek yok o zaten başarır. “Okulla alakalı tüm durumlarda benzeri ifadeleri kullanan baba, aynı çocuğuna el becerisi ile yapacağı işlerde ise; “Aman oğlum çiviye dikkat et eline çekici vuracaksın. Oğlum dur tepsiyi ben taşırım, sen şimdi tepsiyi düşürüp bardakları kırarsın.”

     

    Şimdi öğretmen diyor ki “Gerçekten ben okullarımı arızasız bitirdim. Ama duvara bir çivi çakmaya kalkışsam çekici elime vuruyorum.”

     

    Öğrenciye soruyorum;

    • Evladım liselere giriş sınavında kaç net yapmayı hedefliyorsun?
    • 75 net öğretmenim diye cevap veriyor
    • Niçin 100 değil de 75 net?
    • Hocam kafa mı buluyorsunuz, ben kim 100 net yapmak kim?
    • 100 net yapanlardan senin ne eksiğin var ki. diyorum.
    • Bilmem ki diyor.

     

    Ona hiçbir eksiğinin olmadığını anlatıyorum. Sizin 100 net yapan öğrencilerden ne farkınız var. Onlarında iki gözü, iki kulağı, bir ağzı, çenesi vs. var. Farkınız ne? Farkınızı kapatın siz de 100 net yapın. Farkınız düzenli çalışmak. Dersleri yapmak. Farkınız televizyon ve internette geçirdiğiniz süreler. Farkınız uykularınız. Gezmeleriniz. Tozmalarınız….

     

    Öğrenilmiş çaresizlikle alakalı hayvanlar üzerinde de pek çok deney yapılmıştır. Bunlardan birkaçını size aktarayım:

     

    Deney 1:

    Köpek balığını oda büyüklüğündeki bir cam bölmeye koymuşlar. Cam bölmenin diğer tarafında da balıklar var. Köpek balığı ne tarafa gitse cam bölmeye çarpıyor.  Bir süre sonra köpek balığı cam bölmeye çarpmamayı öğreniyor. Çünkü ne kadar uğraştıysa da diğer taraftaki balıklara ulaşamıyor. Köpek balığı 21 günden sonra cam bölmelere hiç çarpmamayı öğreniyor. Bunun üzerine cam bölmeyi çıkarıyorlar. Köpek balığı oralı bile olmuyor. Kendisinin sadece o bölme alana kadar yüzebileceğini sanıyor.  Köpek balığı çaresizliği öğreniyor.

     

    Deney 2:

    Öğrenilmiş çaresizlikle alakalı olarak psikologlar bir pire deneyi yapıyorlar. Pirenin ne kadar zıpladığını ölçüyorlar ve 50 cm zıplıyor. Pireyi yüksekliği 30 cm olan cam kavanoza koyuyorlar. Kavanozun ağzını kapatıyorlar. Kavanozun altından ısıtıyorlar. Pire ısındıkça zıplıyor ve zıpladıkça kapağa çarpıyor. Bir süre sonra pire kapağa çarpmamak için 29 cm sıçrıyor. 29 cm sıçrıyor ve düşüyor. Ama kapağa çarpmıyor. Pire bunu alışkanlık haline getirdikten sonra kavanozun kapağını açıyorlar. Pire hala 29 cm sıçrıyor. Hâlbuki eskiden 50 cm sıçrıyordu. Pire bu deneyle 29 cm’den fazla sıçrayamayacağını öğrendi.

     

    Deney 3:

    Yine öğrenilmiş çaresizlikle alakalı bir fil deneyinin olduğu anlatılır. Fil doğduktan sonra 4 m uzunluğundaki bir ipe bağlanır. İpin diğer ucu açık arazide bir kazığa bağlanır. Fil büyüyünceye kadar hep bu 4 metre yarıçapındaki yerde yaşamaya tabi tutulur. Fil dünyayı artık bu alandan ibaret sanır. Fil büyüyünce ipten kurtarılır. Ama artık fil yaşam alanının sadece orası olduğunu öğrenmiştir.

     

    Sözün özü şu; çocuklarınızı sınırlamayalım, onlara fırsatlar verelim, sorumluluklar verelim, hata yapmalarına izin verelim, her hata çocuğumuza büyük bir tecrübe kazandıracaktır unutmayalım. Çocuklarımıza güvenelim, zamanla başarabildiklerini göreceğiz.

    Yazımı M. Kemal Atatürk’ün şu veciz sözüyle noktalamak istiyorum. “Zafer, “Zafer benimdir”diyebilenlerindir…

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.