|   | 
  • Cevahir Kadri

    Eser,Senin Eserin

    Şair Hasan Bayhan “Ben Bir Gülüm Öğretmenim” adlı şiirine: “Ben bir gülüm, sen bahçıvan;/Çok açarsam eser senin,/Mis kokarsam hüner senin/Ama bir de soldurursan/Günah senin, günah senin öğretmenim” diyerek başlar. Şiirde, çocukların, gençlerin geleceğinin şekillenmesinde öğretmenin rolünü hissettirmeye çalışır. Gerçekten de öyle değil mi?

     

    Hep öyle söylenegelmedi mi? “Öğretmen bir mumdur, aydınlatır karanlıkları.” diye! Yazar Buket Uzuner de bunu teyit eder, doğrularcasına şöyle bir tespitte bulunur: “Hayatta en büyük mucize, küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır." Konumuz doğrudan doğruya eğitim değil, ama eğitimden bütün bütün de uzak değil.

     

    Toplum içerisinde hepimizin değişik görevleri var. Görevleri dediysem illaki bunun resmi bir görev olması şart değil. Bir meslek, bir sanat insanı olmamız da bir görev sahibi olmamız anlamına gelir. Nihayetinde ortaya koyduğumuz “şey”den bütün insanlar, toplum yararlanıyor. Her meslek erbabı, sanatkâr, zanaatkâr aynı zamanda toplumsal bir görev ve sorumluluğa sahiptir.

     

    İlmihal, diğer bir deyişle dini “yaşama ilmi”ni öğreten kitaplara baktığımızda “amel-i salih”ten yani “doğru ve güzel amel, iş”ten söz açılır, onu işlemenin öneminden bahsedilir. Özü itibariyle Allah’a karşı kulluk vazifemizi en iyi ve en doğru bir biçimde yapmaya gayret etmek demek olan “amel-i salih”in bize söyleyeceği başka başka şeyler de olmalı, diye düşünüyorum. Ne gibi mi? İfade etmeye çalışayım.

     

    En başında şu anda yapmakta olduğum şu yazıyı en güzel şekilde yazmaya gayret göstermem, başlı başına bir “amel-i salih”tir. Yani “amel-i salih”i biz sadece dini bir terim olarak ele almamalı ve öyle anlamamalıyız. Dini olan aslında hayati olandır, toplumsal hayatımızı da düzenleyendir. Doğru olmak, yalan söylememek, adil davranmak, hakka hukuka riayet etmek hem dini bir vecibedir hem toplumsal sorumluluğumuzdur. Bu ve bunun gibi yani.

     

    Şimdi şiire ve Buket Uzuner’in sözüne tekrar döndüğümüzde oradaki ifadelerden de anlaşılacağı gibi bilhassa ilköğretim yıllarında öğrencilere kazandırılan ufuk ve beceri çok önemli. Bir tohum ve bir çekirdek çimlenme ortamını bulduğunda nasıl kabul olunmuş bir dua olarak yeryüzünde bir canlı olarak hayat buluyorsa, öğrenci karşısında öğretmenin durumu da tohum ve çekirdekteki çimlenme ortamı öyledir.

     

    Çocuklarımızı, gençlerimizi kısaca geleceğimizi yetiştiren öğretmenler, eğitimciler onlara güzel ufuk vermenin yanında nasıl ki yaşantılarıyla, davranışlarıyla örnek bir hayat sunmalıdırlar, aynı şekilde toplumun diğer alanlarında bulunan herkesin de öyle örnek bir hayat sunma görevleri vardır. Bu görevlerin önemlilik derecesi çocukların, gençlerin üzerindeki etkisi oranında artmaktadır.

     

    Herkesin yaptığı işi en güzel, en doğru ve en sağlam biçimde yapması aynı zamanda onun “amel-i salih”idir. Herhangi bir şirketin halkla ilişkiler görevlisi, sorumlusu -görevinin adına ne derseniz deyiniz fark etmez- eğer muhatabını kırıp dökmeden tatlı dil ile güzel güzel anlatıp ikna etmeye gayret ediyorsa o, işini güzel ve doğru yapıyor demektir.

     

    Bir gazeteci; gazetenin, haberciliğin hangi adımında olursa olsun işini en iyi yapmak zorundadır. En başta haberde anlatılmak isteneni dili de doğru kullanarak topluma ulaştırmanın gayreti içerisinde olmalıdır; “nemelazımclık” gibi toplumu içten içe çökerten bir hastalığa asla ve asla bulaşmamalıdır.

     

    Devletin hangi kademesinde hangi görevde bulunursa bulunsun kişi önce insan olmalı, insanî özelliklere azami derece sahip olmalı, yaptığı işi insan merkezli yapmalıdır. Bu, onun görev tanımı dışına çıkması anlamına gelmez. Devletin herhangi bir kademesinde görev alanların elbette görevleri yazılı ve yasal olarak tanımlanmış, belirlenmiştir. Kişinin tanımlanan o görevleri yaparken insanî bir bakış ve anlayışla onu en güzele bir biçimde yani “amel-i salih” çerçevesinde yapması gerekir. Bu, böyle yapıldığı oranda vazifeler bihakkın ifa edilmiş olur.

     

    Bir inşaat ustası, bir mühendis, bir mimar işinin hakkını vererek yapmazsa ortaya güzel ve sağlam eserler çıkar mı? Elbette çıkmaz! Mühendis zemin etüdünden, demir, çimento, tuğla vs. her adımında o işin yapılması gereken nesi varsa onu yapmakla yükümlüdür; ne bir eksik ne bir fazla! Zemin etüdü iyi yapılmamış, demir miktarı doğru ayarlanmamış, kum/çimento oranı iyi hesaplanmamış, bütün bunları yapılması sırasında gerekli hassasiyet gösterilmemiş ise ortaya çürük bir yapı çıkar. Bu da binlerce insanın canına mal olduğu gibi millî ekonomiye de oldukça büyük zarardır.

     

    Devlet dediğimiz sosyal ve siyasal yapıda görev alan işçisinden, hizmetlisinden, memurundan en üst düzey yöneticilere kadar herkes fert fert yaptığı işlerden sorumludur. Onlar eğer vazifelerinin hakkını veremiyorlarsa milletin bütün fertlerinin hakkı üzerlerine geçiyor demektir. Piyasada söylendiği gibi “salla başı, al maaşı” şeklinde geçiriyorlarsa günlerini burada soran olmasa bile ahirette Yüce Mevlâ soracaktır, bundan emin olsunlar! Bu sebeple kişi, kendi işini yaparken en başta kendine sorumludur ama devletin her türlü kademesinde görev başında olanlar ise milletin bütün fertlerine karşı sorumludurlar. Bu, böyle biline!

     

    İnsanımız neden yabancı marka arabalara, ürünlere daha çok itibar ediyor; bir düşünelim bakalım nereye varacağız? İkinci dünya savaşından büyük kayıp ve yıkımlarla, mağlubiyetlerle çıkmış ülkelere bir bakalım. Bir de bu savaşa hiç katılmamış olan ülkemize bir bakalım? Bu fotoğraf bize çok şey anlatıyor, çok! Bir Almanya’nın başta milli arabalarını tanklarını, silahlarını bir düşünün! Neden onlar yapıyorlar da bizde yok! On yıldır var olduğu söylenen “millî otomobilimiz” henüz yollarda değil! Yeni yeni ufak çapta da olsa gelişmeler varsa da bunlar asla yeterli değil!

     

    Ne yapmamız lâzım? Her şeyden önce işimize odaklanmamız, işimizi doğru yapmamız ve demokrasiden asla taviz vermemiz; terörü, şiddeti, baskıyı reddedenher türlü görüşün yaşamasından rahatsızlık duymamamız,devleti ele geçirilecek bir kale olarak değil halkını, vatandaşını mutlu etmeye çalışan bir siyasal yapı olarak görmemiz ve onun gereğini adil bir şekilde yapmamız lâzım. Unutmayalım ki adaletin, huzurun ve güvenin olmadığı hiçbir yerde ekonomi de iyi olmaz, maddi ve manevi gelişmeler de söz konusu olmaz.

     

    İşimizi doğru düzgün yapalım. Yaptığımız iş, bizi anlatır. Eser, sahibinin aynasıdır; ayna sahibini gösterir.

     

    Not: Başta okurlarımız olmak üzere, bütün Müslüman kardeşlerimizin Kurban Bayramlarını tebrik ederim. Bayramın, hayırlara, barışa ve kardeşliğe vesile olmasını Yüce Mevlâ’dan dilerim.

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.