|   | 
  • Cevahir Kadri

    Gençlerden Büyüklere

    Çok sevgili büyüklerimiz,

    Her fani gibi biz de yaratılıp bu âleme gönderildik. Varlık sebeplerimiz elbette anne babalarımız. Onlar bizi hayata hazırlamakla vazifeli kılındı; akıllı bir insan oluncaya kadar sağlıklı bir şekilde büyümemiz, toplum için, insanlık için işaret edilen, parmakla gösterilen, dürüst, güvenilir, dosdoğru, adaletten bir an olsun ayrılmayan “iyi insan, örnek vatandaş”lar olarak yetiştirilmemiz öncelikle onların omuzlarına yüklendi, bunun ilk elden sorumluluğu onlara ait; bu, halk nezdinde de devlet nezdinde de böyle!

     

    Doğduk, emekledik, yürüdük derken koşuşturmaya başladık. Oynadık kimi zaman tozun toprağın arasında, suyun çamurun içinde, yağmurun altında! Bazen kızılıp azarlandık bazen garip garip hâllerimiz onların yüzlerinde tebessüm çiçeklerini açtırdı. Kâh sevindirdik kâh üzdük; ama daha çok da sevindirdik, öyle olduğunu düşünüyorum. Hayatın sonunda en çok hatırlanan yaşanan acılardır. Bunu şuradan da anlayabiliriz: Türk edebiyatını baştan sona incelediğinizde, kullanılan kelimeleri anlam bazında bir mihenge vurduğunuzda görülecektir ki acılar, kederler, ıstıraplar, gam kasavet zirveyi tutacaktır. Nasreddin Hoca’mız misali, inanmazsanız haydi ölçün diyorum. Teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği bu çağda bunu yapmak çok da zor değil; uygulaması belki de yapılmıştır da benim haberim yoktur, kim bilir!.. Ama eğer yapılmamışsa işte benden güzel bir öneri, harika bir proje! Patent de istemem, buyurun yapın!

     

    Sözü bağlamından taşırmadan meramımı anlatmaya devam ediyorum; ebeveynimizin sorumluluğunda okula kadar geliyoruz. Okul çocuğu olduktan sonra hayatı hem okul hem de aile-ev kanalıyla öğrenme yolculuğuna devam ediyoruz. Okul, eğitim insanı hayata en iyi şekilde hazırlamak için vardır. Hep öyle değil miydi, “Eğitim, istendik yönde davranış değişikliğidir.” diye tanımlanmamış mıydı zaten? İşte, biz de davranışlarımızı ebeveynimizin, devletimizin, öğretmenlerimizin istediği yönde değiştirip ahlâklı; doğrucu, yalan söylemeyen, bencillik taslamayan, yardımsever, başkalarını düşünen, özgür düşünebilen, aklını kullanabilen, aklını başkalarının aklına emanet etmeyen, hırsızlık, yolsuzluk yapmayan ve asla yapmayacak olan, vatanın birliği ve bütünlüğü için çalışan, çalışacak olan, milletine vefalı, milletin menfaatini kendinden önde tutan vb. özellikte değiştirip geleceğe dipdiri, “çakı gibi” hazırlanıyoruz; bizi öyle hazırlıyor öğretmenlerimiz okullarda. Var mı bunda bir terslik? Yok elbette. Öğretmenlerimize can feda, canlar feda!..

     

    Hayat, evde başlayıp okulda devam ediyor ve gerçek seyrini okuldan sonra gösteriyor. Bebeklik; evde, elde, beşikte, kucakta derken emekleme ve yürüme faslıyla devam ediyor. Şükür buralarda bir terslik söz konusu değil. Derken yürümede biraz biraz ustalaşınca çocukluk hâllerimiz devreye giriyor. Çocukluğumuzu kimimiz çok uysal kimimiz de aşırı hırçın ve kavgacı geçiyoruz; hepimizin elbette farklı farklı güzel anıları vardır çocukluğumuza dair. Çocukluk, merakın had safhaya ulaştığı bir dönemdir. Onun için atalarımız “Çocuktan al haberi!” demişlerdir. Merakından kulak misafiri olur ve her şeyi öğrenir, en azından öğrenmeye çalışır. Okul dönemi de güzel geçer; yukarıda belirtilen değerleri, değer yargılarını öğrenmiş, hayata geçirmiş olarak devam eder.

     

    Derken ortaokul yılları birey olarak biraz kendimize gelmeye başladığımız dönemdir ki birey olma bilincine ermenin ilk basamakları karşılar bizi burada. İlkokulda aldığımız değerler, bu hayatla iç içe olmaya da adım attığımız bu sıralarda biraz pörsümeye başlar, yaprak uçlarında görülen bir sararmadır bu; henüz öyle dala, gövdeye ulaşmayan.

     

    Ortaokul sonu ve lise yıllarımızda artık bir “hareketli” veya “içine kapanık” birer “ergen” olarak zikzaklı, inişli çıkışlı; kâh orada kâh burada, kâh kapı arkasında misali, yerinde duramayan, daha çok kendisi olmaya gayret eden, dünyanın merkezinde kendisi olan bir birey olmanın telaşı ve heyecanı içerisindeyizdir artık. İlkokul yıllarında aldığımız değerler burada fırtına karşısında korumasız kalan saman yığınlarına benzer, savruldukça savrulan. Genç de savrulmaktadır, değerler ve değer yargıları da… Kimimizde bu değerlerin hâli pür melâli şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’in Güzün Güzün Gelen Hüzün şiirinde resmettiği şu tablodaki manzara gibidir:

     

    "Kimsecikler kalmamış bağlarda bahçelerde

    sokaklar öyle yıkık

    sıvalar öyle dökük

    kapılar yaslı

    kimler ölür böyle her gün

    ne tükenmez gözyaşı bu

    gelenlere sevinmeye vakit yok

    gidenlere diz dövmekten!"

     

    Gençlik, değerlerin erozyona en çok uğradığı çağlardır. Bu zamanda değerleri yaşayan büyüklerle bir ve beraber olursa gençler, o zaman hasar çok çok aza iner, çünkü her daim yenilenmektedir. Bir de yanında bulunduğu kişi/ler, değerler manzumesini hayatının yörüngesine oturtmuş büyüklerden ve onlarla yan yana olunca bu istikamet hâli aksamadan devam eder. Hele bir de buna aynı özellikleri yaşayan akrandan bir yoldaş varsa, Allah’ın izni ile – hiçbir sıkıntı olmadan geleceğe o değerlere değer katarak yürür gider artık.

     

    Üniversite yılları lise yıllarının daha bir pekiştirilmiş hâlidir diyebiliriz. Bu, herkeste farklılık arz eder elbette ama, bu böyledir! Liseyi bilinçli birey olarak yaşamış olan, üniversite hayatıyla bunu destekleyen birey istikamet üzere bir çizgide yaşar. Eğer tersi bir durum söz konusu ise o birey/genç için yeni bir dünyanın şafağı çoktan atmıştır. Lise hayatı ile üniversite hayatı arasından doğu-batı arası bir fark yaşayanlar yok mudur? Elbette vardır ama bunlar azınlıktadır. Üniversite hayatı, gerçek hayatın stajının yapıldığı yerdir; birey orada gelecekteki iş hayatına yönelik birikimini artırır, ilgili çevre ve kişilerle iletişime geçer; onlarla ve oralarla dostluk kurar, yeni bir hayatın hummalı bir hazırlığının yaşandığı bir dönemdir üniversite hayatı.

     

    Sözüm asıl bundan sonrası için! Kurumsal olarak devam eden bir hayat boyunca ebeveynin, öğretmenlerin, devletin istediği nitelikteki ahlâkî değerlere sahip bir fert olarak hayata atılırız. Ama hayatı yaşarken orada karşılaştıklarımız bizi çöküş yaşatır. Çünkü bize okullarda öğretilen değer yargılarının hiç de fayda etmediği, o değer yargılarının geçerli olmadığı, iyilik güzellik, yararlılık adına ne varsa hepsinin ayaklar altına alındığı, bireyin nalıncı keseri gibi her şeyi ama istisnasız her şeyi kendine kendine yonttuğu bir dünyada uyanıveririz.

     

    İşte ey büyüklerimiz,

    İçinde bulunduğumuz Gençlik Haftası sebebiyle sesimizin daha iyi duyulacağını ümit ediyorum. Sesim, sözüm sizleredir; zaman içerisince dünyanın bunca masrafı yapılıp büyük çabalar sarf edilerek kazandırdığınız değerler, tam da hayatımıza hayat olacakken sizlerin sayesinde çar çur edilmiş, bütün çabalar boşa çıkarılmış olarak, sistemin iflasıyla karşı karşıya olduğumuzu söylüyor, duyarlı bir ferdin vicdanından yükselen sesi yapıyorum bu çağrımı. Bu çağrı, değerleri eritmeden o değerlerde dirilme, değerlerle dipdiri olarak geleceğe kalmak içindir.

     

    Ey ebeveynlerimiz, ey büyüklerimiz,

    En başından en sona ey idarecilerimiz, bize vermeye, kazandırmaya çalıştığınız bu ahlaki değerleri, “güzel örnekler” olarak önce sizlerin yaşaması gerekir. Bunu siz de biliyorsunuz; biliyorsunuz ama dünyevi menfaatleriniz, bir türlü aşamadığınız benlikleriniz, siyasî kısır çekişmeleriniz, egolarınızı tatmin etmeniz sebebiyle yaşayamıyor, azıcık kalmış olan değerler yıpranmasına sebep oluyorsunuz. Böylece bu değerlerin yaşanmasını hep öteliyorsunuz! Bugün öteleyen siz oluyorsunuz, yarın öbür gün de biz ve bizim çocuklarımız olacak! Gelin, hep birlikte sizlerle başlayalım bu değerleri hayatımıza hayat kılmaya! Değerlerin yaşanmadığı günü yaşanmamış bir gün kabul ederek, kendimizi sürekli bir kontrolde tutarak!.. Dünya ancak bu istikamette gidilirse kurtulacak.

     

    İnşallah duyulur bu ses, muhatapları tarafından, yarın geç çok geç olmadan!.. 

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.