|   | 
  • Gevher Nesibe Sultan


    Gevher Nesibe Sultan

    Selçuklu hükümdarlarından II. Kılıçarslan’ın kızı (?- 1204).  Gevher Nesibe Sultan, saray başsipahisine (ordu komutanına) gönül verir, ancak bu evliliğe Gevher Nesibe Sultan’ın ağabeyi hükümdar I. Gıyaseddin Keyhüsrev karşı çıkar. Hükümdarın savaşa gönderdiği başsipahi savaşı kazanır ama yaralı olarak döner ve bir süre sonra da ölür. Bu olay sonrasında Gevher Nesibe Sultan üzüntüsünden hastalanır ve verem hastalığına yakalanır. Kız kardeşinin durumunu öğrenen I. Gıyaseddin Keyhüsrev onu ölüm döşeğinde ziyaret eder. Büyük bir pişmanlık içinde özür dileyerek, ondan son dileğini sorar. Gevher Nesibe Sultan, ağabeyine şu vasiyette bulunur:

    Ben çaresiz bir derde düştüm. Kurtulmam olanaksız. Hiçbir hekim derdime çare bulamadı. Ben artık ahiret yolcusuyum. Eğer dilersen, benim malvarlığımla benim adıma bir şifahane (hastane) yaptır. Bu şifahanede bir yandan dertlilere şifa verilirken, bir yandan da çaresi olmayan dertlere çare aransın. Hem sözlüm kumandanın yaralarını hem de benim gönül yaramı çekecek olanları iyileştirsin. Bu şifahane ünlü hekim ve cerrahlar yetiştirsin. Burada kimseden bir kuruş para alınmasın. Burası benim adıma bir vakıf olsun.

    I. Gıyaseddin Keyhüsrev bu vasiyetten çok duygulanır. Kız kardeşinin hastalığına kendisinin neden olmasından büyük üzüntü duyar. Çünkü Gevher Nesibe, Kılıçarslan’ın ona yadigârıdır. Sarayın baş tacıdır. Ağabeyi Gıyaseddin Keyhüsrev yetim kardeşini kırmaz. Bu hastalıklı kızcağızın gönlünü yapmaya, duasını almaya bakar. Gevher’in de ne inci mercanda gözü vardır ne de dantel fincan arar. Islanmış şekere dönen soluk cildine bakmaz, meydanlara çıkmayı arzular. Ona; “Kılıcı bu incecik bileklerinle mi tutacaksın, üç basamak çıkınca kesiliyorsun, günlerce at üstünde nasıl duracaksın?” demek gerekir ama ağabeyi böyle bir şeyi kesinlikle yapmaz, duygulu kardeşini hoşça tutar.

    Gevher bir sultan kızıdır, önüne nefis yemekler, körpe meyveler dizilir. Ama o, Sahra’da aç koşturan gençleri düşündükçe iştahtan kesilir. Odası aydınlık ve sıcaktır, oysa bozkırın ayazında titreyen erleri anımsadıkça çıldırası gelir. Bir ara cepheden öyle çok yaralı gelir ki sarayın koridorları revire döner. Ne yazık ki gazilerin çoğu hekim yüzü görmeden ölür, elbiseleri ile defnedilirler. Gevher Nesibe, sabahlara dek acı çeker: “Neden bizim usta cerrahlarımız yok? Hem bin derde deva bulan tabiplerimiz nerede?” diyerek kendini hırpalar.

    Gıyaseddin Keyhüsrev onun son dileğini yerine getirir ve 1204’te anısına Kayseri’de ünlü Şifaiye Gıyasiye medresesinin yapımını başlatır. Şifahane iki yılda tamamlanarak 1206’da hizmete açılır. Gevher Nesibe Hatun, medrese içinde yer alan türbeye gömülür. 12. yüzyılda yaşayan Gevher Nesibe’nin özellikle tarihi ve ilmi değeri çok yüksek olan bir eserin yapımını vasiyet etmesi, kendisinin sahip olduğu ileri görüşlülüğün çok önemli bir örneğidir.

    Yaptırılan medrese 13. yüzyılda hem kervanları ağırlayan bir konaktır hem de ilim yuvası olur. Bu medrese, yapıldığı tarihten günümüze kadar Gevher Nesibe Şifahiyesi, Kayseri Darüşşifası, Şifahatun Medresesi, Kayseri Maristanı, Darüşşifa Medresesi, Çifte Medrese, Çifteler, Gıyasiye, Kayseri Tıbbiyesi gibi türlü adlarla anılmıştır. Şifahanenin doğusuna, daha sonra Gevher Nesibe Sultan’ın ikinci kardeşi İzzettin Keykavus tarafından 1210-1214 yılları arasında tıphane (Tıp medresesi) yapılmıştır. Bu çift yapının 1890 yılına dek amacına uygun biçimde kullanıldığı bazı kaynaklarca belirtilmiştir.

    Adından da anlaşılacağı gibi yapı, 280 m2 alanı kaplayan iki bölümden oluşur. Her iki bina açık avluları ile tipik Selçuklu plan şemasına sahiptir. Yapılardan birinin avlusu diğerinden büyüktür. Batı bölümde şifahane, doğuda tıp medresesi bulunur.

    Gevher Nesibe Şifahiyesi ve Medresesinde Selçuklu hükümdarı Alaattin Keykubat’ın sağlık nazırı Ekmeleddin de hocalık yapmıştır. Ünlü Türk hekimlerinden Ebubekir Gazanferî, Ali Şinasi, Ebu Salim, İbni Kübra, Yakubî, Şücaeddin Ali Bin Ebu Tahir, Seyit Samet, bu medreseden yetişmişlerdir.  Gevher Nesibe Şifahiyesi günümüzde Erciyes Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsüne tahsis edilmiş, 14 Mart 1982’de Tıp Tarihi Müzesi olarak hizmete açılmıştır. (biyografya.com)



    Gül bahçesi


    İBRET ALMAYA DAİR

    * Başkalarının acılarından, geçmiş felaketlerden ibret alanlar gerçekten mutlu kimselerdir. (Hz. Ali)
    *
    * İbret alınacak şey ne kadar çok, ibret alan ise ne kadar az! (Hz. Ali)
    *
    * Her kim gördüğünden ibret almazsa onun görmezliği görmesinden üstündür. (Cüneyd Bağdadi)
    *
    * Verilmesi en kolay şey nasihat, alınması en zor şey ibrettir. (Gustave Droz)
    *
    * Akıllı o kişidir ki çekilen beladan, dostlarının ölümünden ibret alır. (Mevlâna)
    *
    * Evren, insanoğlunun anaokuludur, var olan her şeyin verdiği bir ders vardır; dağlar sağlamlığı ve ululuğu öğretir, okyanuslar büyüklüğü ve değişimi… Arılar ve karıncalar bile ekonomi dersleri verirler. (Orison Swett Marden)
    *
    * Senden önce gelenlerden ibret al, senden sonra gelenlere ibret olma. (Sokrates)
    *
    * Sadece sizi takdir edenlerden, sevenlerden, sizin tarafınız tutanlardan mı ders aldınız? Sizi reddedenlerden, size karşı çıkanlardan, sizinle tartışanlardan hiçbir şey öğrenmediniz mi? (Walt Whitman)

    Fanilerden Baki Sözler, Yıldız Yılmaz



    Etiketler

    YORUMLAR

    YORUM YAP!

    Yorumlarınız editör onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır. Küfür, hakaret, büyük harf ve kişi ve kurumları rencide edici yorumlar onaylanmamaktadır.

    Ad Soyad

    ..

    Güvenlik Kodu

    Yorumunuz

DİĞER HABERLER

Kar360.com Kayseri-Trkiye ve Dnya gndemini takip edebileceiniz, nteraktif bir haber sitesidir. Yazlm ve Tasarm hizmeti www.tahamedya.com tarafndan yaplmtr.