|   | 
  • Cevahir Kadri

    Gurbet, Hasret ve Vuslat

    İnsanız, sosyal hayatımız var. Her zaman söylediğim bir cümle: Dağ başında yalnız ardıç değiliz! Bir sohbete, konular üzerinden hasbihal etmeye ihtiyacımız var. Bu ihtiyaç, kimi zaman artarken kimi zaman da azalır. Yalnızlık ufkuna yürüdüğün zaman ise had safhaya çıkar dostlarla muhabbet etme isteği. Kara bulutların gönül semalarımıza sardığı vakitlerde de bu böyledir.

     

    Her biri ayrı bir yazı konusu olan bu sözcüklerin aralarında oluşturdukları anlam ilgisinden hareketle bir arada ele almak daha makul geldi. Çünkü gurbete düşen insan, gariptir, dostlarına, arkadaşlarına, vatanına, annesine babasına hasret duyar. Bir gün olsun da bu hasretin bitmesini dolayısıyla da vuslatı, kavuşmayı arzu eder. Böyle bir bağlam ise insanın insan tarafını ortaya koyar.

     

    Gurbet, Arapça kökenli bir sözcük, “doğup yaşanılmış olan yerden uzak yer, gurbetlik” gibi anlamlara geliyor. Sözlükler sözcüğe bu anlamları verse de kelimenin bir de yalnız kalmayla, gariplikle ilişkisi söz konusu. Bir de benzer seslere sahip ama Arapça “gayn” ile değil de “kaf” ile başlayan “kurbet” var. O da “yakınlık” anlamına geliyor. Seslerin çağrışımı ile kelimeler arası bağlam ilişkileri çok genişliyor. Bu durum bizi sevkli bir anlam yolculuğuna çıkarıyor.

     

    Gurbet, bizim dostlardan, arkadaşlardan, sosyal çevremizden, vatanımızdan, yurdumuzdan, değerlerimizden ne kadar uzak olduğumuzun bir ifadesi ise “kurbet” de hem soy bakımından yakınlıklarımızı hem de Yüce Yaratıcıya olan yakınlığımızı ifade ediyor.

     

    Gurbetten insanımızın gönlü hep yorgun düşmüştür. Açın binlerce şiiri okuyun, hep gurbetten yakınıldığı görülecektir. Dinleyin türküleri, şarkıları gönüllerin alev alev yanıp tutuştuğunu hissedeceksiniz.

     

    Bir halk türküsünde “Gurbet elde bir hâl geldi başıma/Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir/Derman arar iken derde düş oldum/Ağlama gözlerim Mevla kerimdir.” diyen o yiğit, başına gelenlerin ne olduğunu ancak Allah’a arz eder. Bir başka türküde “Bir yiğit gurbete gitse,/Gör başına neler gelir./Garip sılayı andıkça,/Yaş gözüne dolar gelir.” denilerek yalnızlığın insanın ruhunu ne kadar da harap ettiği dile getirilir.

     

    Çağlar ötesinden çağlar berisine her daim seslenen, gönül insanı Yunus Emre “Acep şu yerde var m’ola/Şöyle garip bencileyin/Bağrubaşlu gözü yaşlı/Şöyle garip bencileyin” diyerek yalnızlığın, halini arz edecek, dertlerini paylaşacak kimsesizliğin ruhumuzu altüst eden atmosferini ortaya koyar. Daha ileri safhasında ise “Bir garip ölmüş deyeler/Üç günden sonra duyalar/soğuk su ile yuyalar/Şöyle garip bencileyin” diyerek sahipsiz, ortada kalakalmış kimselerin bir de bu dünyaya bu hâl üzere veda etmesi durumunda gurbetliğinin kat be kat arttığını, naaşının bile soğuk su ile yıkandığını üzülerek dillendirir. Bunları dillendirirken o durumda olan kişiyi aslında kendisiyle eş tuttuğunu görüyoruz.

     

    Gurbetin en acıklı olanı düşünce bazında yaşananıdır. Hâl bilmezler ortasında kalakaldığınız vakit insanlardan kaçmamanız için bir sebep yoktur. Böyle bir durumda kuşlarla, çiçeklerle, hayvanlarla oturup dertleşmenin daha yararlı olacağı aşikardır. Nitekim Mecnun da öyle yapmamış mıdır? Leylâ’nın aşkıyla çöllere düşmüş, orada, vahalarda bulunan hayvanlarla arkadaş olmuş, hâlini onlara anlatmıştır.

    Gurbet kelimesiyle dile getirilenlerin tamamına yakını aslında duyulan hasretin bir ifadesidir. Hasret duyanların dilinde pelenk olmuş bir beyit vardır Neşatî’nin. Şairin o meşhur beyti şudur: “Gittin amma ki kodun hasret ile cânı bile/ İstemem sensiz olan sohbet-i yâranı bile” Nasıl istesin ki herkes dostu ve sevdiği hakkında bir şeyler paylaşırken o sevgiliden ayrı olduğunu nasıl anlatsın, nasıl dile getirsin bunları? Şeyh Galip -ki Divan şiirimizin son büyük ustasıdır- de hasret derdinden şikâyet edenlerdendir: “Derd-i hasrette nele çektiğimi ben bilirim/Yâreme şimdi ne zehr ektiğimi ben bilirim.” diyerek hasret derdinden meydana gelen yaranın git gide derinleşerek zehir ekilmiş bir hâle dönüştüğünü, bunu da sadece kendisinin bildiğini, başkasına bildiremediğini belirtir. Hasretin insanın hayatını allak bullak ettiğini Necmettin Halil Onan “Ömrümüzün hasretle geçen her günü/Bilmezsin gün müdür, hafta mı, ay mı?

     

    Gurbette olanın en birinci derdi vuslata ermektir. Ama bu mümkün müdür? Yaşanmışlıkların toplamından halkın zihin dünyasında bunun yansıması şöyledir: “Gurbete gideni de gelmez diyorlar/Akar gözyaşları dinmez diyorlar/Garipler murada ermez diyorlar/Gitti yârim gurbet elden gelmedi” Gurbette yalnızlık çok zor, insanın sağlığını harap eden bir yanı hep var. Maddî sağlığın bozulmasında kişinin ruh hâlinin etkisi inkâr edilemez bir gerçek artık.

     

    Gurbete düşenlerin daim hülyası vuslata ermektir. İnsan bu dünyada gurbettedir, asıl vatanından cennet yurdundan uzaktır. İnsan vefatı ile cennete girerek Cemalullah’a ererek gurbeti biterek vuslata erecek ümidindedir. Bu da biraz o nimetleri hak edip etmemeye bağlı bir durum. Bağdatlı Ruhi de “Sıhhat sonu dert olmasa, vuslat sonu hicran olmasa” der ki vuslatın hicran dönüşmesi ihtimali onu derinden yaralar.

     

    Ramazan’ın son günlerindeyiz. Akabinde bayrama gireceğiz. Bayramlar vuslatın, kavuşmaların dolayısıyla sevinçlerin yaşandığı zaman dilimleridir. Gurbette olanların sılasına, hasrette olanların vuslata ermelerini dilerim. Gönlü vuslat, ah vuslat diye inleyen kullarına Rabbim sevgilisine, dostuna, yâranına kavuştursun!

     

    İnsanlara kötülük düşünmeyen herkesin dertleri, kederleri, gurbetlikleri sona ersin. Mutlu, huzurlu, birlik ve beraberlik içerisinde gerçekten bayramlar bayram olsun!

     

    Not: Bütün okurlarımızın ve İslâm âleminin Ramazan Bayramı’nı tebrik eder, bayramın sağlık, huzur ve barışa vesile olmasını, yaşanan acıların sona ermesini dilerim.

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.