|   | 
  • Cevahir Kadri

    Güzel Günler Yaşatma Hayali Olarak Vakıflar

    Mutlu olmak, huzur bulmak, neşeden neşeye koşturmak hepimizin hayali. Bu hayali acil bir şekilde hemen gerçekleştirmek isteriz. Bir şeyin olmasını istemek onun gerçekleşmesi için tek başına yeterli olmuyor. Arzuladığımız şeyi “eklentileriyle” birlikte isteyip onun gereğini o şekilde yaparsak işin en azından size ait olan kısmını yerine getirmiş olmanın mutluluğunu ve huzurunu yaşarsınız.

     

    Mutlu olmanın yolu, başkasının mutlu olması istemekten ve o yönde çaba sarf etmekten geçer. Bunu şöyle söylemek de mümkün: Bir kişinin mutluluğuna vesile olabilmenin vereceği hazzı başka hiçbir mutluluk veremez.

     

    İnsanlara yararlı olma düşüncesi insanı hem mutlu hem de huzurlu kıldığı gibi mutsuz ve huzursuz da yapabilir.  Bu nasıl olur derseniz hemen izah edeyim: Kişi, insanlara yararlı işler yapar ve o yapılan işten olumlu anlamda etkilenen insanlar bundan dolayı mutlu ve huzurlu olurlar. Buna vesile olan kişiler de bundan dolayı mutlu ve huzurlu hissederler kendilerini. Bir de bunun zıddını düşünün; başkalarını mutlu ve huzurlu etme düşüncesiyle kendisi mutlu ve huzurlu olabilen bu insanlar, çeşitli sebeplerle başkasına bu iyiliği yapamadıkları zaman kendilerini kahır deryasına salarlar. Onları o deryadan çekip çıkarmanın tek bir yolu vardır: Yardıma muhtaç olan insanlara yardım edebilmelerini sağlamak, bu konuda onlara ön ayak olmaktır. Onlar ancak o zaman mutlu ve huzurlu olabilirler.

     

    Bazı kelimeleri güncelin içerisinde öğrenmek daha kalıcı oluyor. 7-12 Mayıs Vakıf Haftası olarak kutlanıyor. Her fırsatta vakıf medeniyetinden olduğumuzu, onda kalmaya gayret sarf ettiğimizi söylüyoruz. Peki vakıf ne demek olduğunu biliyor muyuz?

     

    Vakıf”, Arapça kökenli, yüzyıllardan beri, güzel Türkçemizde kullanılagelen bir kelimedir: 1. Durma, duruş. 2. Okuma sırasında gerekli yerlerde gereği kadar durma, vakfe: “Vakıf hâli.”. Arafat tepesinde Kurban Bayramının Arife günü öğleden sonra gün zeval vaktine eriştiği bir zaman diliminde Müslümanların yerine getirdikleri Hacc rüknü de bu anlamdadır. 3. (İsim tamlamalarında) Bir şeyi tamâmıyla bir şeye bağlı kılma, verme, tahsis etme ki başkalarına herhangi bir konuda yardım etme duygu ve düşüncesiyle oluşturulan kurumlar bu cümledendir. (Bir şeye) Vakf-ı dikkat etmek: Bütün dikkatini o şeye vermek. (Bir şeye veya kimseye) Vakf-ı hayat etmek: Hayâtını tamâmıyla o şey veya kimseye bağlı kılmak. (Bir şeye veya kimseye) Vakf-ı ümit etmek: Ümîdini tamâmıyla o şey veya kimseye bağlı kılmak. (Bir şeye veya kimseye) Vakf-ı vücut etmek: Vücûdunu, varlığını tamâmıyla o şey veya kimseye vermek, bağlamak. Bazı cemaat ve topluluklarda ömrünü halkın hizmetine adayan kişilere de vakıf denir. Bu kişilerin özelliği, hayatını tamamen adamış olduğu hayır hizmetine sunması, buna engel oluşturma ihtimalini ortadan kaldırmak için evlenmek gibi maddi manevi hazlardan da feragat etmesidir.

     

    Vakıf kelimesinin bir de ıstılah dediğimiz terim anlamı vardır ki bu hukukî bir terim olarak karşımıza çıkar. İslam ve medeni hukuka göre anlamlarından kısaca bahsedelim. Medeni hukuka göre vakıf, “Mâliki bulunduğu malı tüzel kişiliğe sâhip olmak üzere hayırlı bir iş için belirli bir gāyeye tahsis etme” anlamlarında kullanılır. Aynı kelimenin İslam hukukundaki karşılığı şöyledir: “Bir malı, menfaati ammeye (kamu) âit olmak üzere herkesin faydalanması için Allah’ın mülkü hükmüne koyarak üstündeki mülkiyet (temlik ve temellük) hakkını kaldırma”dır. Ayrıca yukarıda belirtildiği üzere “bu yolla üzerinden mülkiyet hakkı kaldırılmış olan mal.” anlamı da vardır vakıf kelimesinin. Yani vakfedilmiş olan bir malın kişisel çıkarlar için kullanılması yasaktır ve bu büyük bir vebal altına girmek demektir. Bu açıdan vakıfları kuruluş amaçlarının dışında kullanmak veya buna engel olmak, kurucularının rızası olmadan onları kapatarak ortadan kaldırmak büyük vebaldir. Çünkü bu, hem geçmişte iyilik yapmış insanlara vefasızlık hem de bu duygu ve düşüncenin zedelenmesine, ortadan kalkmasına yol açmak ve bu vakıf hizmetinden yararlanacaklara, bu sebeple ondan hayır hasenat bekleyenlere yapılmış en büyük kötülüktür.

     

    Vakfedilen malın, mülkün vakfedilme amaçları, hedefleri doğrultusunda kullanılmasına yönelik olarak vakıf senetleri, vakıf nizamnameleri vardır ki bunlara vakfıyye veya vakıfname de denir. Vakfıye, kelimesi sözlükte “vakıfla ilgili” olan anlamına gelir ki terim olarak da “vakfedilen bir malın hangi hayır işine tahsis edileceğini, ne şekilde ve hangi şartlarla yönetileceğini gösteren mahkemece onaylanmış senet, vakıfnâme” anlamıyla kullanılır.

    Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü arşivlerinde özenle korunmakta olan, Fatih Sultan Mehmet'in 65 metre uzunluğunda, ceylan derisi üzerine yazılı 5,5 asırlık Ayasofya Vakfiyesi bu konuda önemli bir misaldir. Bu vakfiyeden bir paragrafı size takdim ediyorum: “Allâh’ın yarattıklarından Allâh’a ve O’nun rü’yetine iman eden, âhirete ve onun heybetine inanan hiçbir kimse için, sultan olsun melik olsun, vezir olsun bey olsun, şevket ve kudret sahibi biri olsun hâkim veya mütegallib (zâlim ve diktatör) olsun, özellikle zâlim ve diktatör idareciler tarafından tayin olunan, fâsid bir tahakküm ve bâtıl bir nezâret ile vakıflara nâzır ve mütevelli olanlar olsun ve kısaca insanlardan hiçbir kimse için, bu vakıfları eksiltmek, bozmak, değiştirmek, tağyîr ve tebdîl eylemek, vakfı ihmal edip kendi haline bırakmak ve işlevlerini ortadan kaldırmak asla helâl değildir!

     

    Kim ki, bozuk teviller, hurafe ve dedikodudan öteye geçmeyen bâtıl gerekçelerle, bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya kanun ve kurallarından birini tağyîr ederse; vakfın tebdîli ve iptali için gayret gösterirse; vakfın ortadan kalkmasına veya maksadından ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kast ederse, (…) kısaca batıl tasarruflardan birini işler yahut bu tür tasarrufları tamamen geçersiz olan yazılı kayıtlara ve defterlere kaydeder ve bu tür haksız işlemlerini yalanlar yumağı olan hesaplarına ilhak ederse, açıkça büyük bir haramı işlemiş olur, günahı gerektiren bir fiili irtikâb eylemiş olur.

     

    Ayasofya Vakfiyesi’nde belirtildiği gibi vakıflar, senetlerinde belirtilen şart ve durumlar doğrultusunda hizmet vermekle yükümlüdür. Buna hem vakıf yöneticileri ve vakıfla ilgili karar merciinde bulunanlar hem de devletin hangi kademesinde olursa olsun, yöneticileri uymak zorundadır. Kim bu senetlere, nizamnamelere aykırı hareket etti ise kıyamete kadar onun boynuna vebal yüklenmiş demektir. Bu sebeple vakıflara ve vakıf hizmetlerine daha bir hassasiyet gösterilmelidir. Hassasiyet gösterenlere şu dua da Kanuni Sultan Süleyman Vakfiyesi’nden (Hicri 950- Miladi 1543): “Her kimse ki; Vakıflarımın bekasına özen ve gelirlerinin artırılmasına itina gösterirse, bağışlayıcı olan Allahu Teâlâ'nın huzurunda ameli güzel ve makbul olup, mükâfatı sayılamayacak kadar çok olsun, dünya üzüntülerinden korunsun ve muhafaza edilsin..."

     

    Vakıf medeniyetiyiz; çünkü ecdadımız bugün devletin farklı bakanlıklar ve bağlı kuruluşları ile yapmaya çalıştığı sosyal program ve destekleri vakıflar aracılığıyla yapmıştır. Yaralı kuşların bakımlarıyla ilgili vakfın kurulması bu cümleden güzel örneklerdir. Bu tür güzel örneklere ülkemizde günümüz toplumunda da karşılaşmaktayız. Yapıp edenlerden Allah razı olsun.

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.