|   | 
  • Cevahir Kadri

    Hayr Olsun Diyelim yahut Sabır Destanı

     

    Şemseddin Sivasî, Sivas’ın manevi kahramanlarındandır. Onun ismini, üniversite yıllarımda Türk Dili Tarihi ve Orta Türkçe gibi derslerini kendisinden dinlediğimiz, cevval, çalışkan bir kişiliğe sahip olan, yıllar sonra da Türk Dil Kurumu Başkan Yardımcısı olduğunda Türkçemize büyük hizmetleri geçen muhterem Hocam Prof. Dr. Recep Toparlı’dan duymuştum.   Eskilerin “tefeül” dedikleri tarzda, -şimdilerde “fal açma, uğur sayma, hayra yorma” deniyor- onun gibi rastgele Sivasî Divanı’nın herhangi bir yerinden açtığım sayfadaki şiir;

    Derd-i aşka düşmeyen dermâna olmaz âşinâ

    Cevre mahrem olmayan ihsâna olmaz âşinâ

    diye başlıyordu.  Yani “Aşk derdine düşmeyen bunun dermanını bilemez, cevre, zulme uğramayan, ihsana, Allah’ın iyiliklerinin kıymetini bilemez.” diyor. Şiirin devamında;

    Cân u başın saklayanlar tâ ebed bîgânedir

    Cânı îsâr etmeyen cânâna olmaz âşinâ” diyordu Şemseddin Sivasi. Yani yorumlarımızı da ilave ederek söyleyecek olursak “Aman bana bir şey olmasın diyerek canını, başını saklayanlar, dinin, vatanın ve milletin menfaatinden uzak duranlar, ebedlere kadar sevgiliden uzaktır. Sevgilinin yoluna canını vermeyen, sevgiliye yakınlık da kuramaz. Sen sevdiğini söylemişsin lakin ona işaret, ona delilin nedir ki? Üstat Fuzulî de der ki

    Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil,

    Ne nizâ' eyleyelim ol ne senindir ne benim.

    Yani “Ey gönül! Canı sevgili istemiş vermemek olmaz, niye kavga edeyim ki, o can ne senindir, ne de benim.” Seven, sevdiğine sevdiğinin bedelini elbette ödemelidir. Seviyorum diyorsan, bunun ispatı, delili nedir? Sevgiliye bunu göstermen gerekir.

     

    Bu dünya imtihan dünyası, zorluklardan geçiyoruz. Türlü zorluklarla karşılaşıyoruz. Bu zorluklar elbette sevdiğimizden oluyor, bazen de sevmediğimizden. Hani kişi sadece yaptığından mı hesaba çekilecek? Elbette ki hayır! Yapmadıklarından da hesaba çekilecek insan. Yani yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan sorumluyuz. Yapılması gerektiği hâlde yapmadıklarımızdan hesaba çekilmemiz, yapılmaması lazım gelenleri de uyarılara aldırmaksızın yaptıklarımızdan dolayı da sorguya tabi tutulacağız. İşte bu süreçte birtakım zorluklar, eziyetler, türlü türlü sıkıntılar yaşama ihtimalimiz var; belki de yaşıyoruz.

     

    Bugüne kadar hiç rast gelmediğim, adını hep duyduğum fakat okuma imkânı bulamadığım bir eserle karşılaşmanın heyecanını yaşadım. Risaletü’n-Nushiyye yani “Nasihat Risalesi” adını taşıyan bu eser, yüzyılların ötesinden her çağa seslenen Yunus Emre’ye ait harika bir eserdi. Kitaba şöyle bir göz attığımda karşıma çıkan bir bölüm: “Sabır Destanı” adını taşıyordu, evet Sabır Destanı.

     

    Sabır Destanıolan o bölümün adına ki kitabın isminden dolayı “Sabır Risalesi” demek de mümkün ama “destan” kelimesinin anlamı ve çağrışım değeri elbette daha fazla. Çünkü sabredenler İki Cihan Serveri’nin güzide beyanları çerçevesinde “Büyük Cihad”ın kahramanlarıdır onlar. Nefislerine hükmeden, nefislerine galip gelen gerçek kahramanlar. Çünkü öfkelendiğinde nefislerine galip gelenler gerçek pehlivanlardır. İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor."Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):"Siz aranızda kimi pehlivan addedersiniz?" diye sordu. Ashab radıyallahu anhüm:"Erkeklerin yenmeye muvaffak olamadığı kimseyi!" dediler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:"Hayır, dedi, gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hâkim olabilen kimsedir." Müslim, Birr 106, (2608); Ebu Davud, Edeb 3, (4779). Nefse hâkim olmak bir sabır meselesidir.

     

    Sabır Destanı’nda Yunus Emre, şiire, Mevlâna’nın Mesnevî’ye başlarken söylediği gibi “dinle” diyerek başlar:

    Dinle, söyleyeyim sabır hâlini,

    Cümle âlem sabra verdi malını.

    Tüm bozguncuları mat eder sabır,

    O sebepten mutluluk ihsanıdır.

     

    Sabır hâlinde nelerin kazanılacağını bir bir söyler, Hz. Yusuf’un (aleyhiselam) hayatının bazı safhalarını anlatır: Kuyuya atılmasını, kuyuda iç muhasebesini, kuyudan çıkarılmasını, Allah’a yalvarışını bunların neticesinde elde ettiği nimetleri sayar. İşte iç muhasebesini yaparak Rabbi’ne (celle celalühü) yöneldiğinin ve sabırda karar kıldığının anlatıldığı bölüm:

     

    “Çağırdı, ses gitmeyince dışarı,

    Vazgeçti bu işten bağırmaz gayrı.

    Yukarı bakar, kuyu ağzı uzak,

    Aşağıdaki yeri taş ve toprak.

    Dedi: “Ya Rab, bir suç işledim ki ben,

    Başıma bu iş geldi durup dururken.

    Kabrim buysa nereye varırım ben?

    Sabretmezsem nasıl başarırım ben?”

    Böyle der, gözü yukarı bakardı,

    Gözyaşı durmaz sel gibi akardı.

    O anda aklını başına derdi,

    Başka yeri bırakıp sabra girdi.”

     

    Yunus Emre, şiirin devamında sabretmenin müjdelere erişmek, acıların helva gibi tatlı nimetlere ulaşmak olduğunu, sabır sahibinin Arş’a çıkacağını, zehirlerin, ağuların sabırla bala dönüşeceğini, her hâlde sabır evine girilmesi gerektiğini, Nebilerle, velilerle olmak isteyenlerin sabır evine girmeleri gerektiğini söyler:

    Her şeyi bırak, sabır evine gir,

    Sabır evinde cümle erenler bir.

    Nebi ve veli yolu, sabra uğrar,

    Sen de varmak istersen sabırla var.

    Sabır gözet sabır, aziz olursun,

    Sabır gözetirsen mânâ bulursun.”

     

    Sabretmek elbette kolay değildir. Sabrı gözetenler, sabırlarının sonunda elbette aziz olacaklardır. Ayrıca, sabır göstermezsen çekilen çilenin de bir anlamı kalmayacaktır zaten. Bu yolda nasihat almak isteyen sabrı yol tutmalı, onmak, iyileşmek, güzel işler yapmak isteyenler Yunus’un deyişiyle “sabrı meslek et”melidir. Sabır, hangi iş üzere olursan ol, seni mutlu bir sonuca götürecektir.

     

    Sabır Destanı’nda ayrıca “sabrın bir emanet olduğunu” belirtir, sabırla Mirac ve Tur’un bulunacağını, o nimete erileceğini söyler. Şiir, yukarıda naklettiğimiz Efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) hadis-i şerifi de hatırlatılarak şöyle son bulur:

     

    “Yunus eğer sadık isen gir sabra,

    Yiğit ona derler ki sabra gire.

    Sabredende kalmaz öfkeden eser,

    Kötü huydan kurtulur sabreden er.

    Sabır gözetsin devlet dileyenler,

    “Bil ki Hak, sabredenlerle beraber”

    Sabırla hâlin güzel olur gayet,

    Gelir sabredene Hak’tan inayet

    Yol çok emindir diye gafil olma,

    Harami çoktur düşersin pusuya.”

     

    Hayat dediğimiz şu yaşama alanı, ömrümüz sayılı günlerle çepeçevre kuşatılmış. Bu kısa, geçici dünya hayatımızın bir sınırı var. Biliyoruz ki burada kalıcı değiliz, kimse kalıcı değil. Üzerimize üzerimize gelen belâ ve musibetler karşısında yılgınlığa düşmek, inanç ve irade sahibi bir Müslüman için asla söz konusu değildir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de ve bu şiirde de belirtildiği gibi “Allah, sabredenlerle beraberdir.” Hakikatini unutmadan sabır evinde imtihanı kazanmanın yollarını aramak en kârlı ve isabetli yol olsa gerek. Sabrederken de hiçbir zaman gaflete düşmeden, sınır boylarımızda nöbet tutan askerlerimizin yaptığı gibi “uyanık gözler”le belâ ve musibetlerin bir an önce sona ermesini Rabbimizden dilemek, o yolda yapılması gerekenleri sabrederek yerine getirmek lazım. Bunu yaparken de yaşanan her şeye hayır penceresinden bakalım. Rabbim hayr etsin, hayırlara vesile kılsın diyelim.

     

    Allah, cümlemizi niyetimiz ve yönümüz O’nun rızası olmak üzere yaşanan olumsuzluklara karşı sabrederek en büyük zafer olan Allah’ın rızasını kazananlardan eylesin.

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.