|   | 
  • R. Serdar Özmilli

    İngiltere’deki Ayu Oğlu Ayularla Mı İnsan Oğlu İnsanlar

    Bediüzzaman’ın en dikkat çekici sözlerinden birinin de; “CENNET UCUZ OLMADIĞI

    GİBİ, CEHENNEM DAHİ LÜZUMSUZ DEĞİL.” olduğunu düşünmekteyim. Makâmı Cennet’tir inşallah. Bu değerlendirme elbette bütün insanlar ve insan(!)lar için geçerlidir. İngiltere’dekiler için de.

     

    Yakınlarda bir televizyon belgeselinde izledim: İngiltere’de de ayular varmış. Bu ayular, buldukları doğal dokusu, doğal güzelliği olan yerlerin, türlü şekillerde, içlerine s...yorlarmış. ‘Nasıl?’ sorunuza iki örnekle cevap vereyim: Birincisi; (Genellikle kamu alanı olan, yani halkın ortak malı olan) o yerleri, kitabına uydurup özelleştiriyor ve oralara (hem de mutlu azınlığın yararlanabilecekleri) legal(!) turistik tesisler kuruyorlarmış. Böylelikle büyük rantlar elde ediyorlarmış. İkincisi ve daha iğrenç olanı; o güzelim ortak alanları, yine kitabına uydurup mülkiyetlerine geçiriyor ve oralarda kendilerine âsûdemâlikâneler, villalar yapıyor, keyiflerine bakıyorlarmış. “Eh ayudur, ne yapsa yeridur.” diyeceksiniz. Demeyin. Dememek lâzım. İnsan oğlu insanların bunu dememeleri lâzım.

     

    İngiltere’deki insan oğlu insanlar da böyle bir bilinçle bu talana dur diyebilmenin çarelerini aramışlar. Orada da insan oğlu insanların işleri zordur tabi. Sonuçta şu çareyi bulmuşlar: İnsan oğlu insanlar, kendi aralarında doğa vakıfları kurmuşlar, ayu oğlu ayuların saldırma ihtimali bulunan alanları devletten vakıf adına satın alıyorlar ve vakıf adına özel mülkiyete çevirerek koruyorlarmış. Buna devam ediyor ve güçleri yettiği kadarıyla doğayı korumaya çalışıyorlar efendim. Çok akıllıca ve çok erdemli bir davranış, değil mi? İngiliz ayu oğlu ayularını yuhalıyor ve İngiliz insan oğlu insanlarını da tebrik ediyorum.

     

    Demiştim ya ayu oğlu ayular da insan oğlu insanlar da dünyanın her yerinde ve yani ülkemizde de varlar. Bizdeki insan oğlu insanlar, İngiltere’deki insan oğlu insanların yaptıklarını yapıyorlar mı, bu hassasiyeti ve bu özveriyi gösterebiliyorlar mı bilemem ama bizdeki diğer türden insanların! da benzerlerinin yaptıkları davranışları yapmakta olduklarını biliyorum, gözlemliyorum. Dahası var; bizdekiler daha farklı yollar, yöntemler de bulup uyguluyorlar.

     

    Bunlardan biri; tarıma elverişli arazilere fabrikalar, sanayi tesisleri kurup oraların içine s...maktır. Bakınız, bu talanları kanıtlayacak küçücük bir örnek anlatayım: Otobüsle Turgutlu’dan İzmir’e birlikte seyahat ederken, İzemsan isimli bir emaye fabrikasının kurucularından Rahmetli Mustafa Ağabey, Kemalpaşa sınırları içinde, devlet yolu kıyısındaki bir fabrika inşaatını göstererek şunları anlatmıştı:

     

    “-Serdar Hocam, şu fabrika inşaatının yapılmakta olduğu araziye, fabrikamızı kurmak için biz talip olmuştuk. Ruhsat alıp alamayacağımızı etüd ederken yolumuz devletin şerefli bir mühendisine düştü. Ruhsat alabilmemiz için o mühendisin, arazi hakkında ‘Tarıma elverişli değildir.’ raporu vermesi gerekiyordu. Mühendis bize, arazinin tarıma tam elverişli olduğunu ve kendisinin, aksine bir rapor veremeyeceğini söyledi. Ama sonra şunu da ekledi: ‘İsterseniz siz yine de alın o araziyi. Beni burada çok barındıracaklarını sanmıyorum. İhtimaldir ki benden sonra yerime gelen arkadaş istediğiniz raporu verir.’ Ancak biz, bu durumda Allah’ın da razı olmayacağını düşünerek o araziden vazgeçtik. Bak şimdi birileri almış fabrika yapıyorlar.”

     

    Değerlendirmeyi siz okuyucularıma bırakıyorum.

     

    Bizim mücrimlerin buldukları ikinci bir yol ise (Bu ikinci gruptakilere de ‘ayu’ demem yakışık almaz diye düşündüm.); tarım yapılmakta olan arazilerden gözlerine kestirdikleri yerleri sahiplerinden satın alarak oralara özel mâlikâneler yapmaktır. Karadeniz’in, Marmara’nın, Ege ve Akdeniz’in, hattâ Orta Anadolu’nun bile köylerini, özellikle de kent merkezlerine yakın kırsallarını şöyle bir dolaşıp baksanız, böyle örneklerin, bir salgın hastalık gibi akıl almaz miktarda yaygın olduğunu görürsünüz. Binlerce, onbinlerce örneği var. Evet, bir salgın hastalıktır bu. Sadece zenginleri değil, üç kuruş para bulabilenleri de sarmış durumdadır bu hastalık. Üstelik, durumu pek iyi olmayanlar, belki daha da çok zarar veriyorlar maalesef. Satın aldıkları arazilere derme çatma gecekondular çatıveriyor ve bakanların ruhlarını örseleyecek birer tenekeli mahalle görünümü de oluşturuyorlar.

     

    Bu ikinci gruptakiler için; “Ne var bunda canım, adam parasını ödeyerek o araziyi satın almış ve orada kendisine, ruhunu dinlendirecek bir dinlenme ortamı, bir meşguliyet ortamı, zevk ortamı oluşturmuş. Hattâ bak, içine bir yüzme havuzu da yaptırmış.” diyebilirsiniz belki. Ama şöyle iyice düşününüz bakalım, bunu demek o kadar da doğru olur mu? Unutmayın ki burada ben, masum sayılabilecek küçük ölçekli (çoğu da kiralık veya devre mülk) hobi bahçelerinden söz etmiyorum. Örneğin, üç-dört dönüm bir yeri satın alan bu insanlar, o arazide ne yapıyorlar? Kamu yararına herhangi bir şey mi üretiyorlar? O arazilerin sahibi olmakla, diğer insanlara nasıl bir katkı sağlıyorlar? Ya da tersine ne gibi zararlara sebep oluyorlar?

     

    Köylümüz, çiftçimiz için, sahip olduğu arazi yaşamsal önem taşır. Onlar, yaşamlarını sürdürebilmek için bu araziyi en iyi şekilde işleyip en fazla ürünü alma çabası içindedirler. Keyiflerine göre takılma lüksleri bulunmamaktadır. O araziyi işletmenin bir disiplini vardır; gecesiyle gündüzüyle çalışmak, doğa koşullarıyla mücadele etmek mecburiyetindedirler. “Bugün yağmur yağdı, bugün hava çok soğuk, bugün hava çok sıcak... bugün başka işlerim var” diyemezler. Araziye, coğrafyaya en uygun olan bitkileri ekmek, dikmek ve en uygun koşulları oluşturmak durumundadırlar. Bir yandan kendi geçimlerini sağlamak ama diğer yandan kamu yararına üretmek gayreti içindedirler. Onlar olmazsa, bütün toplum perişan olur. İyi ki varlar.

     

    Ama... köyden, kırsaldan, köylünün büyük arazilerini bölerek yazlık için, keyif için üç beş dönüm yer alan şeherliler, asla köylümüzün üretme disiplinine uymaz, uyamazlar. Ürün çeşitliliği konusunda da maksimum ürün elde etme konusunda da tamamen keyfî davranırlar. Şeherden gelip gitmek de her zaman çok kolay ve çok mümkün olmadığı için çalışma disiplinine de uyamazlar. Sürmek, çapalamak, budamak, gübrelemek, ilaçlamak konularında hep “oluversin canım”a giderler. Bahçelerinde oluşacak bitki ve hayvan hastalıklarının, köylülerin bahçelerine, hayvanlarına sıçramasına da neden olabilirler. Başta su, köyün kaynaklarını tamamen keyfî olarak çarçur ederler. Bahçeleri ne büyük ne küçüktür; üretecekleri ürün, satmak için az, kendilerinin tüketmeleri için çok’tur. Çoğu zaman bu ürünlerin bir kısmı, örneğin meyveler, bahçede, dalında çürür gider. Oraya taşıdıkları yaşam tarzlarıyla da köylüye büyük rahatsızlıklar verirler. Her hafta sonu yaktıkları mangallardan yükselen kokular, verdikleri partilerdeki müzik ve kahkaha sesleri, vur patlasın çal oynasın davranışları, lüks taşıtları, markalı giysileri, tepeden bakan havaları... ben saymayayım, devamını siz getiriverin... köyün sosyal yapısının, ahenginin içine ederler. Köylü gençlerin psikolojilerini de bozarlar. Onların markalı giysiler içindeki, manikürlü, pedikürlü pamuk prenses kızlarını gören hangi köy delikanlısı artık, köyün eli nasırlı Fatma kızını beğenir? Ve onların fiyakalı, parfümlü beyaz atlı prenslerini gören hangi köy kızı artık, tarlada çalışırken soğuktan yüzü çatlak çatlak olmuş köyün Yusuf delikanlısını beğenir? Ben köylü olsaydım, köyüme böyle kebapçıların gelip huzurumu kaçırmalarını istemezdim doğrusu.

     

    Fakat yanlış anlamayın, benim konuyla ilgili asıl nazara vermek istediğim husus; tarım arazilerinin içine s...ılıyor olmasıdır. Köylüyü bu konuda bilinçlendirin, köylüyü arazisini satmak mecburiyetinde bırakmayacak politikalar üretin, o muhteris sanayicilerin ve bencil kebapçıların bu tür teşebbüslerde bulunmalarını zorlaştıracak düzenlemeler getirin ve İSTER FABRİKA İSTER YAZLIK YAPMA ADINA TARIM ARAZİLERİMİZİN ÇARÇUR EDİLMESİNİN ÖNÜNE GEÇİN.

     

    Eyyy protesto ve eylem meraklıları! İşte size eylem yapmanız gereken haklı bir konu. İngiltere’deki insan oğlu insanların yaptıkları eylemi nazara verip gereğini yapmayı sizlere bırakıyorum. Vesselâm.

     

    (NOT: BU YAZIYI, HİÇ DE PLANLAMAMIŞ İKEN, KALEMİMİ KİRALAMAK İSTEYEN BİR OKURUN BANA TELEFONLA ULAŞIP SİPARİŞ VERMESİ ÜZERİNE YAZDIM. ARZ EDERİM.)

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.