|   | 
  • Cevahir Kadri

    İstanbul Beyefendisi Bir Bilge: Orhan Okay

     

    Türk edebiyatının önde gelen, hocaların hocası ve “İstanbul beyefendisi” Prof. Dr. M. Orhan Okay geçen hafta Hakk’a yürüdü. Türk edebiyatına katkı sunan birçok öğrencisi onun vefatı ile hüzne gark oldu. Onunla beraber olmak hiç şüphesiz çok güzeldi, yanındayken gönlümüze hep huzur serpilirdi; elinden ve dilinden selamette olduğumuz, mümin, mütevekkil, edep timsali bir edip idi. Edeple yaşadı ve hep edebiyatı, güzelliği anlattı. Güzel insan olarak rahmet-i Rahman’a yürüdü, mekânı cennet olsun.

    Lise yıllarımızda öğrencileri bilinçlendirme şimdiki kadar yeterli değildi. Sadece lise öğrencilerine rehberlik mi? Hayır, ilkokul ve ortaokul öğrencilerine rehberlik seviyesi de çok düşüktü. Hemen hemen yok denecek kadar azdı.

    İlkokulu bitirdiğimde, ortaokul, lise ve üniversite gibi bir eğitim öğretim sistemimizin olduğunu bilmiyordum. Bazılarına bu ifadem çok garip gelebilir; ama gerçek bu idi. Bildiğim, o dönemde ilkokul öğretmenlerimiz tarafından seçilen başarılı birkaç öğrenci, ilkokuldan sonra öğretmen okullarına gider, o kadar. Demek ki ilkokulda öğretmen okullarının sınavlarını kazanacak derecede başarı gösterememişim de bizi adaylar arasında yer vermemiş öğretmenlerimiz. Nasıl başarılı olabilelim ki yeterli derece ders araç gereçlerimiz, ders kitaplarımız, defterimiz hatta kalemimiz olmazdı. Bir kurşun kalemi, ikide bir ucu kırılıveren kurşun kalemimiz aile büyüklerimizden azar işitmemize sebep olurdu. Çünkü ucu kırılınca, açılması, açılınca çabuk tükenmesi söz konusu. Ekonomik durumumuz iyi değildi, hâliyle kalemi de iktisatlı kullanmamız gerekti.

    İlkokulu bitireceğimiz günlerde öğretmenimiz herkese ne olacağı üzerine sorular sormuştu. Bu soruyu bana da sorduğunda ben “İmam olacağım öğretmenim.” demiştim. Çünkü şehrimizdeki Kur’an Kursuna dayımın oğlunun gittiğini biliyordum. Başkaca bir bilgim yok, ileriki eğitim öğretim ortamlarına dair. Bundan dolayı imam olacağımı söylemiştim.

    İlkokuldan sonra Kur’an Kursuna gittim; o sene ülkemizdeki eğitim öğretim sistemlerini öğrenmiş oldum. Ertesi yıl ortaokula kaydoldum. Liseyi de okudum. Üniversite sınavı ve tercihler söz konusuydu. Lisedeyken edebiyat derslerim fena sayılmazdı. Hatta birkaç şiir ve yazı çalışmam söz konusuydu. Hatta kalmakta olduğum Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı yurtta Vakıf Haftası için kompozisyon yazma çalışmalarına da katılmıştım, o yurtta -ki şu an o yurdumuz tarihin sayfalarında kaldı.- kütüphane sorumlusu olarak en az iki yıl görev yaptım. Her neyse, o zamanlar üniversite tercihleri ÖYS yani Öğrenci Yerleştirme Sınavı’ndan önce yapılıyordu. Hafızam beni yanılmıyorsa sınava girerken tercihlerimizi de teslim ediyorduk sınav görevlilerine. Birinci sınavdan aldığımız puanlar biraz yol gösterici idi.

    Ben de okuldan yurda gelip giderken tanıştığım ve şimdi hayatta olmayan -Allah ondan razı olsun, mekanını Firdevs cennetinden eylesin. Âmin – kitabevi işleten bir büyüğümüze danışarak tercihlerimi netleştirmiştim. O tercihlerden biri de Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü idi. On sekiz tercihten bir tanesiydi edebiyat. Rabbim, o bölümü kazanmayı nasip etti; şükürler olsun.

    Memleketim ile Erzurum Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü arasındaki mesafenin fazlalığı, seksenli yılların şartları göz önünde bulundurulduğunda daha iyi anlaşılacaktır. Bugünden geriye doğru bir okuma yaptığımızda Erzurum Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde o dönem ne kadar da yetkin, mümeyyiz ve muhterem hocaların görev yapmış olduğunu, o hocalardan ders almak gibi bir kıymetin arasında bulunduğumuzu şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü, bizim o dönemdeki hocalarımızın yetiştirdiği talebeleri, Türkiye’nin değişik şehirlerinde daha sonralarda açılan üniversitelerin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerinde görev aldılar.

    Hocalarımız arasında başta M. Orhan Okay olmak üzere, Saim Sakaoğlu, Haluk İpekten, Muhan Bali, Bilge Seyidoğlu, Mustafa İsen, EfrasiyapGemalmaz, Şerif Aktaş, Recep Toparlı, Turgut Karabey, Turgut Acar, ZöhreBilgegil, Metin Akkuş, Dilaver Düzgün, Erdoğan Erbay, Kazım Köktekin vardı. Yıllar sonra Mustafa İsen, Cumhurbaşkanlığı Gnel Sekreteri, Recep Toparlı Türk Dil Kurumu Başkan Yardımcısı ve Şerif Aktaş da 2005 yılında hazırlanarak uygulamaya konulan Türk Edebiyatı ve Dil ve Anlatım müfredatlarının hazırlanmasına öncülük ve başkanlık edecekti. M. Orhan Okay Hocamız ise Türkiye Diyanet Vakfı tarafından hazırlanan İslam Ansiklopesi’nin hazırlama heyetinde görev yapacaktı.

    Fakülte yıllarımızı şöyle bir zihnî süzgeçten geçirdiğimde hâli, tavrı, sözü, edası ve her bakımdan bana en çok etkisi olan Hocalarımın başında hiç şüphesiz Orhan Okay gelir. Çünkü bana göre o, edebiyatı anlattı, edebi yaşadı. Evet, onu en kısa olarak nasıl anlatabilirsin diye bana sorsalar, edebi ve edebiyatı yaşayan daima edebiyatı anlatan muhterem bir zat olarak anlatırdım.

    Orhan Okay Hocamızı tanıyanların hakkında ittifakla söyledikleri özelliğinin başında onun bir İstanbul beyefendisi oluşu gelir. Evet, o, ömrünü taşrada geçirmiş “vefa”lı bir İstanbul beyefendisidir. Liseyi Vefa Lisesi’nde okumuş, Nurettin Topçu gibi fikri ve felsefî dehadan, Mehmet Kaplan gibi adı daima edebiyatla anılan bir müthiş “hoca”dan ders almış nadir şahsiyetlerden biridir.

    Mütevazı ve aynı zamanda vakur, diğergâm kişiliğiyle mümeyyiz Hocamız; edebiyat merkezli her çabanın, gayretin destekçisi olmuştur. Şiir ve yazı konusunda samimi bir şekilde edebî çalışmalarda bulunanlarla daima ilgilenmiş, zaman kaybı oluyor düşüncesine kapılmamıştır. Bugünün birçok akademisyeni taşra dergilerini yok sayarken -çünkü taşra dergileri ekonomik sıkıntılar sebebiyle çoğu 3-4 sayıda kalakalıyordu- o dergilere mülakat ve yazı vererek onları daima desteklemiştir. Öğrencilerini evinde misafir ederek ikramlarda bulunmuştur. Bir keresinde Ahmet Turan Özer arkadaşımla merhum Hocamızın evine gitmiş, muhtereme eşleri Mübeccel Hocamız da bize kahve yapma zahmetinde bulunmuşlardı.

    Bir keresinde “mensur şiir” tarzında yazı çalışmalarımı göstermiştim. Yazının türüyle ilgili adlandırma kısmı muhterem hocamıza aittir. Fakülte binasındaki odasında yazımı “Bir Aydınlık Sabah” başlıklı yazımı gösterdiğimde okudu. Ardından “Bunlar mensur şiir tarzına daha yakın. Bu tarz yazılara devam edebilirsin.” mealinde sözlerle beni şevklendirmişti. Hocamızdaki bu samimiyeti, mütevazı duruşu, bilge ve mütevekkil hâli bana hep kılavuzluk etmiştir. Onun sayesinde merhum Nurettin Topçu’yu tanıma imkânını elde etmiştim. Hatta kendilerinden Topçu’nun “Taşralı” eserini alıp okumuşumdur.

    Edebiyat Bölümünü bitirmek için öğrenciler tez hazırlamak zorundadırlar. Bu tezi öğrenci hangi alandan isterse o alandan bir hocamızla görüşerek hazırlıyordu. Ben de Orhan Okay Hocamızla daha çok teşrik-i mesai etme adına tezimi ondan almak istedim. Gittik, görüştük; Ahmet Mithat Efendi’nin Bahtiyarlık romanını Osmanlı Türkçesinden günümüz Türkçesine aktarmamı ve girişine eser romantik tarzda yazılmış ilk köy romanı olduğu için, köyü ve köylüyü ele alan romanlarla ilgili kısa bir araştırma yazısını eklememi istemişti. Eseri hemen fotokopi ettirdim, başladım çalışmaya. Metinlerde geçen okuyamadığım kelimelerle ilgili olarak zaman zaman ettiğim ziyaretlerdeo metinlerin nasıl okunacaklarına dair ipuçlarınıbana gösterirdi.

    Daima mütebessim çehresiyle hatırlayacağım merhum Orhan Okay Hocamızı gelecek hafta anlatmaya devam edeceğim. Muhterem Hocamıza Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Onun talebeleri olarak bugün her birimiz öğrencilerinin karşısında aynı edepli ve vakarlı, örnek alınan şahsiyetlerden olmak dileğiyle…

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.