|   | 
  • Cevahir Kadri

    Kitap Fuarları ve Okur-Yazar İlişkisi Üzerine

    Kitap, Arapça kökenli bir kelime ve Türkçemizde bin yıldan fazla bir süredir kullanılmakta. Türkçemizde daha önce “bitig” kelimesi kullanılıyordu ve “yazıya geçirilmiş, yazılı olan” anlamını taşımaktaydı. Bugün düne göre biraz farklı anlamlaşma sürecine girse de kitap “basılı ya da el yazılı kâğıt yaprakların ciltli ya da ciltsiz olarak bir araya getirilmiş biçimi” veya “basımevinde basılıp kapak geçirilmiş kâğıt yapraklardan oluşan ve okumakta yararlanılan nesne” anlamına gelen bir kelimedir. Bu nesne; toplum, tarih, kültür, bilim, spor, mimarlık, matematik, eğitim, dil, din ve ahlâk gibi insanı her bakımdan kuşatan konularda insana ve bu alanlara katkılar sağlar. Bundan dolayıdır ki insan o nesneye, kitaba, su gibi, hava gibi, ekmek gibi ihtiyaç duyar, duymalıdır da.

     

    İnsanın bu kadar muhtaç olduğu bu nesneyle insanın buluşması, buluşma etkinliklerinin düzenlenmesi, yeni yeni buluşma, bir araya gelme vasıta ve yöntemlerinin keşfedilmesi, ortaya konması elbette insanlığa verilen en büyük hizmetlerden biridir. Kayseri bu konuda öteden beri diğer illere öncülük etmiştir. Daha önce farklı kurumlarının kimisi fuar kimisi de okuma yarışmaları düzenlemesiyle Türkiye’nin gündemine kitabı yerleştiren nadir illerden biridir Kayseri. Kayseri’nin bu konuda açtığı çığır sayesinde bugün diğer illerde benzeri kitap etkinlikleri sürüp gitmektedir. Bu, Kayseri için bir kıvanç meselesidir.

     

    Daha önce üç sene Eylül Fuarcılık tarafından organize edilen Kayseri’deki kitap fuarı, bu sene “1.Kayseri Kitap Fuarı” şeklinde “okuyan ve okutan şehir” “motto”suyla Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlendi. Fuarın isminin başına “birinci” sıfatının eklenmesi, bundan sonraki yıllarda da bu kültür faaliyetini Kayseri Büyükşehir Belediyesinin yapacağının bir işaretidir. Bugüne kadar,Cumhurbaşkanlığının himayelerinde ve İl Millî Eğitim Müdürlüğünün kurumlarla iş birliğiyleyapılan “Türkiye Okuyor” kampanyası çerçevesinde düzenlen “Konuşan Kitap Şenliği” ve “ulusal kitap okuma yarışmaları” gibi değişik kültürel organizasyonlarla Kayseri’nin “okutan şehir” olduğu ortaya konmuştu. Yapılan haberlere göre, fuara ilk dört günde 220 bin kişinin ziyaret etmiş olması, aynı zamanda “okuyan şehir” olduğunu da ortaya koymuş oldu.

     

    Ziyaretçi sayısındaki artışta fuara davet edilen yazarlar listesinin doğrudan bir ilgisi vardır. Fuarın “onur konuğu” olarak “klas duruş” Nuri Pakdil’in seçilmesi, İlber Ortaylı, Nurullah Genç, Ali Ural, Hayati İnanç, Rasim Özdenören, Sibel Eraslan, Beşir Ayvazoğlu, İclal Aydın, Necip Tosun ve Talha Uğurluel gibi tanınmış simaların davet edilmiş olması bu tezi destekler mahiyettedir. Ayrıca fuar alanına şehrin çeşitli noktalarından otobüslerin hareket ediyor olması da önemli ama yeterli değil. Çünkü, fuar alanından geçen diğer hat otobüslerinin de ön ve yan tarafına “Kitap Fuarından Geçer” levhasının konması gerekmektedir. Kalan zamanda bu yapılabilir, ama bu sene olmazsa seneye mutlaka yapılmalıdır. Emeği geçenlere teşekkür ederim.

     

    ***

    Okur ve yazar ilişkisi

     

    Kitap fuarlarının en renkli ve heyecanlı anlarındandır, okurun parasını vererek dünyasına seyahat ettiği yazarla buluşması. Okur, bu kitapla yepyeni bir dünya yolculuğuna çıkar. Eğer kitap, okuru yepyeni bir dünya yolculuğuna çıkaramıyorsa hem kitap hem de yazarı bakımından burada varoluşsal bir sorun var demektir.

     

    Kendini yazar veya genel anlamıyla sanatçı olarak tanımlayan, toplumda bu özelliğiyle arzıendam eden kişi; anlayışları, feraseti, bakış açısındaki genişliği, olaylar karşısındaki öngörüsü vs. pek çok nitelikleriyle günlük siyasetin ötesinde ve üzerinde bir çizgiye sahip olarak siyasetin kendisini yönlendiren değil, siyasete ve siyasilere yön veren bir çizgide durur. Yazar, ancak bu özellikleriyle toplum için gerçek anlamda,vazgeçilmez bir şahsiyet özelliği kazanır. Yoksa gerçek anlamda varoluşsal sorunlarla boğuşuyor demektir. Yazarın bu sorunlarla boğuşuyor olması topluma vereceği bir şeyinin olmaması anlamına gelir.

     

    Sanatçı, karanlık zamanlarda ateşböceği, ateşböceklerinin olduğu yerde yıldız, yıldızların olduğu yerde ay, ay gibi parlak ışık kaynaklarının arasında da güneş olmalıdır. O, toplumun her zaman bir adım önünde yürümelidir. Böyle olmalıdır ki varlığının hem kendi hem de toplum için bir anlamı olsun. Kendine özgü nitelikleriyle varlığını fark ettiremeyen bir sanatçının topluma verebileceği hiçbir şeyi yoktur.

     

    Yazar, biraz da suyun akışına ters istikamette kürek çekebilen insandır. Yoksa yanlışa yanlış diyemez, yanlışa sürüklenen topluma yeni ve kurtarıcı bir bakış açısı, dertlere, hastalıklara çözüm reçetesi sunamaz. Yine yazar, toplumu birbirine katan fırtınalara, dev dalgalara karşı ılık meltemlerle, sıcak ortamlarda serinletici imbatlarla ortamı yumuşatan ve toplumu rahatlatan insandır. Yazar, bu yönüyle de toplumsal çatışmanın değil, toplumun birbiriyle kucaklaşmasının adamıdır.

     

    Yazar, beyaz kâğıdın ortasında siyah bir nokta değil, siyah bir zeminin ortasında yer alan nurdan bir hâledir ki diğer bir tabirle münevverdir o. Bu yönüyle de yazar, topluma bir ışık, bir umuttur. Toplumun içinden çıkılamaz gibi görünen karanlık edalı problemlerine çözüm üreten bilge kişidir.

     

    Yazar, gecenin karanlığında yön bulma çabasında ve endişesinde olan topluma bir kutup yıldızı, engin denizlerde insanın varlığını, yaşadığını ortaya koyan deniz feneri, fırtınalarda asude bir limandır. Böyle bir özelliği taşımayan kişinin kendini yazar olarak tanımlaması samimi okura karşı bir saygısızlık, bir vefasızlık kuyusuna düşmüşlük, vicdan ve hakikatten uzaklaşmışlıktır.

     

    Yazar, okura yeni bir ses, yeni bir soluk olmayacak, ona hakikate giden yolu göstermeyecekse, batılın, kötülüğün, şerrin, şerirlerin ve her türlü bataklığın ve ona giden yolların toplumu felakete sürükleyeceğini, sürüklemekte olduğunu belirtmeyecekse, her türlü dış etkilere karşı fikrin vicdanın namusunu koruyamayacaksa yine varoluşsal bir sorunlar yaşıyor demektir. Bu, hak ve hakikatin sesi olan yazarlık müessesesine başlı başına bir hakaret ve haksızlıktır. Böyleleri, toplumu yanlışlara sürüklediği, topluma karşı olan “ikaz” vazifesini yerine getirmediği,okurun dünya ve ahiretini mahvettiği için büyük bir vebal altındadır.

     

    Okur, kitabını alarak yazarına destek oluyor. Yazar da okuruna karşı imzasına sadık kalarak ona hürmette daim olmalıdır. Fuarlarda imza atarken ortaya koyduğu sıcaklığı, samimiliği sonradan esen rüzgârlar ortadan kaldırmamalıdır, kaldırmasına müsaade etmemelidir. Ancak o zaman yazar, imzasında, duygu ve düşüncelerinde gerçekten samimidir ve içtendir. Aksi hâlde kendi imzasına bile sadık kalamayan kaygan zeminlerin insanı demektir.

     

    Okurun ve yazarın hasılı bütün insanların samimiyet âleminde, hoş ve huzur içerisinde yaşayacağı bir dünya dileğiyle.

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.