|   | 
  • Nurettin Bilgen

    KÖMÜR, ELMAS, İNSAN

    Selamların en güzeliyle, kıymetli dostlarım! Doğal çevrede, sosyal çevremizde ve kişisel hayatımızda eşya ve olayların değeri, ölçüsü, sürdürülebilir denge ve kalkınma, çok önemli kavramlardır. Varlıkların en değerlisi olan insan, akıl gücünü kullanma ve bilgi donanımı ölçüsünde kişisel hayatında, aile hayatında ve çevresinde başarılı olur. Aklın ve bilimin pozitif yönde donanımı kadar, din ve vicdan biliminin de mutlaka gerekli olduğunu bilmeliyiz. Çünkü aklın ışığı modern ve fen bilimleri, kalp ve vicdanın ışığı ise din ve vicdan bilimleri ve ahlaktır.

     

    Elimize beyaz bir kâğıt ve kalem alıp biz insan için en değerli eşya ve olguları değer sırasına göre alt alta yazalım desem neler yazarız? Şimdi ben kendim için bunu buraya yazayım siz de yazıyı okurken kendiniz için bir sayfa bulup yazabilirsiniz. Ben kendime sordum benim için en değerli on şey nedir? Cevap olarak da “sağlıklı olmam, mutlu olmam, kariyer sahibi ve başarılı olmam, varlıklı ve zengin olmam, iyi bir sosyal statüm ve saygınlığımın olması, aile birliğimin sağlam olması, çocuklarımın iyi eğitim almaları, güzel bir evimin ve arabamın olması, sosyal çevre içinde pozitif yönde iyiliklere ve hizmete katılmak, işbirliği ve öncülük etmek” gibi bir çok olguyu sayabilirim. Bunları hepinizin aynen veya az farkla istediğini biliyorum. Burada inanç ve ahlak devreye girer ve “İki günü eşit olan zarardadır, kendisi için istediğini başkası için istemedikçe gerçek mümin olamazsınız, yiyiniz içiniz israf etmeyiniz, Yaratan Rabb’in adıyla oku!” ilkeleri bizi sosyal hayata hazırlar.

     

    Elimizdeki kâğıdın bu kısmında şimdi de “Mutlu bir aile için ne gerekir?” diyelim ve cevaplarını alt alta yazalım: “en başta birbirini tanıyan sayan ve seven anne baba, bilgili ve başarılı anne ve baba, sevgi ve şefkatini çocuklarından esirgemeyen ebeveyn, çocuklarını maddi ve manevi kötü hallerden koruyup kollayan bir baba ve anne!” Peki burada çocukların hiç mi görevi yok? Tabi ki de var ama ailede esas sorumluluk anne ve babadadır. Sanırım sorumluluklarını bilen ve yerine getiren sevgi dolu ailelerde çocuklar da bir ağacın meyveleri gibi faydalı bir meyve olarak kişisel ve aile hayatında görevlerini yapacaklardır.

     

    Öncelikle J. J. Rousseau’nun “toplumsal sözleşme” dediği kavram ve olgu gibi biz fertler ve içinde yaşadığımız ailemiz, yakın ve uzak çevre olarak yerel ve merkezi yerleşme birimleriyle, yazısız ama var olan bir sözleşme yapmış durumdayız. 

     

    Kâğıdımızın üçüncü bölümüne de sosyal çevremizde gerekli olan olguları birlikte yazalım: Mutlu aileler, temiz aileler, dayanışmacı ve paylaşımcı aileler, iyiliksever ama iyiliği başa kakmayan aileler, topluma pozitif enerji ve destek katan aileler, kolektif şuur ve bilinçle topluma hizmet eden aileler, topluma zarar ve kirlilik vermeyen aileler vb. birçok özelliği daha buraya yazabiliriz.  

     

    Kâğıdımızın son bölümünde de tüm dünya ve insanlık için neler yapabiliriz diye yazalım. Büyük idealler, büyük cesaret ve bilgi birikimi olan, inanç yönüyle evrensel değerlere sahip, özverili, diğerkâm, seçkin ve çok başarılı kişiler ve toplumlar ister. 

     

    Lisedeki kimya hocamız olan Halit Hoca dersimizde bize bir gün şöyle demişti: “Gençler, atom numaraları aynı fakat elektron-proton dizilişleri farklı olan maddelere allotrop madde denir; örneğin turba, linyit, taş kömürü, antrasit ve elmas hepsi karbondan oluşmuş olup; atom numaraları da aynıdır” demişti. Ardından da verdiği örnek ise hala aklımda ve hiç unutmuyorum; şöyle devam etti “İnsanlar da bir nevi allotroptur, hepsi etten, kemikten, kan ve sudan oluşmuştur. Ama kimisi bataklıkta yeni oluşan kalitesiz ve zararlı turba kömürü gibidir, kimisi ancak kendisine faydalı linyittir, kimisi kendine ve çevresine çok faydalı taş kömürü gibi kıymetlidir, kimisi de hem kendisine hem ülkesine çok çok faydalı antrasit ve kimisi de ailesine, ülkesine ve tüm insanlığa eşsiz faydalı biri olup elmas gibidir. demişti.

      

    Yukarıda yazığım bilgilerden sonuç olarak “Hepimiz eşya, kişi ve olaylara, ailemiz ve çevremize ne az ilgi, ne aşırı ve gereksiz ilgi değil tam değerinde ve gerektiği kadar katılıp görevlerimizi bihakkın yerine getirmeliyiz. Çünkü sizler ve çocuklarınız tüm insanlık ailesi için çok değerlisiniz.”

    ***

     

    TANCA’DA BİR AİLE ZİYARETİ!

     

    Tanca’da bulunuşumun bir ayı dolmak üzereydi. Dolu dolu bir ay yaşamıştım Tanca’da çok verimli bir Fransızca kursu da almıştım. Laoar Hoca bana “Abi, bu akşam bizim okulda bir Mouttalib Larbi adında bir coğrafya ve tarih öğretmeni var, O’na sizden ve coğrafyacı olduğunuzdan bahsettim, o sizinle tanışmak istiyor ve evine bu akşam yemeğe davet ediyor.” dedi. Ben de seve seve kabul ettim. Yerli kişilerle tanışmak onların kültürlerini öğrenmek ve yaşamak konusunda çok meraklı ve istekliydim. Laoar ve Larbi Suriye asıllı bir iş adamının yaptırdığı Nour Kolejleri’nde öğretmenlik yapıyorlardı. Larbi aynı zamanda okulda Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyordu. Okullar bu tarihte Türkiye’deki gibi sömestre tatilinde idi.

     

    Laoar Hoca ile akşam üstü buluşmak üzere ben ayrıldım ve yürüyerek Tanca çarşısına doğru gittim, bir ara o kadar yürümüşüm ve yorulmuşum ki Kapalı Çarşı (Old Bazaar) civarında bir kıraathaneye oturup meşhur yeşil çay istedim. Burada bir süre dinlendikten sonra geriye doğru yola çıktım, sonra hediyelik eşya ve kırtasiye malzemesi almak için dükkânları dolaştım. Zaman zaman Türk öğrenciler ve aileleri ile de karşılaştım. Gurbette bir hemşeri ile karşılaşmak insanı öyle mutlu ediyor ki… Kimisi burada okuyan öğrenciler ve onların ziyaretine gelen   anne babaları, kimisi burada ticaret yapan vatandaşlarımız, kimisi yol, bina inşaatı yapan kişiler, kimisi de eğitim ve turizm işiyle uğraşan Türkiyeli yurttaşlarımız. Bir ay içinde birçoğu ile tanıştık. Burada eğitim işi yapan Kahramanmaraşlı Ali Bey ve arkadaşlarını da unutamam. 

     

    Akşam olmadan Laoar ile buluşup çam sakızı hediyeler alıp M. Larbi’nin evine doğru gittik. Larbi Hoca ve ailesi bizi kapıda karşıladı. Evi genişçe bir salon ve birkaç odadan ibaretti. Giyimleri geleneksel Fas giysilerinden oluşuyordu. Evlerinin döşeme ve mobilya kısmı ise çok güzel atlas kumaşlardan ve çok canlı renklerdeki sağlam dokumalardan, şark odası şeklinde döşemelerden oluşuyordu. 

     

    Hoş geldin faslının ardından kısa bir tanışma ve muhabbet faslı oldu. Ardından da ev sahibi mutfağa yöneldi eşinin özenle hazırladığı sofrayı bizim Anadolu’nun kasnak üzerine konulan sini şeklindeki sofraları gibi salonun ortasına yazdığı sofra bezinin üstüne getirip koydu. Meşhur Fas yemeği “kuskus” ve “tajin” ana yemekti. Yöresel çorba en başta gelmişti. Ardından kuskus, tajin, salatalar ve hobz yani ekmek geldi. Daha sonra da tatlılar geldi. Hem yemekler hem de muhabbetimiz çok güzeldi. Bu yüzden vakit nasıl geçivermişti öyle ki namazlarımızı kılıp çaylarımızı içmeye gelmişti sıra. Önce nefis sade kahve ikramı ve ardından da yeşil çay ikramı geldi. Bu sırada Türkiye hakkında güzel sorular sordu meraklı öğretmen ve ailemiz. Türkiye’de televizyon dizilerinde oynayan sanatçıların bir kısmını da bizden iyi tanıyorlardı. Dedim ki nasıl tanıdınız? Onlar bu dizilerin Fas’ta da Arapça ve Fransızca olarak gösterildiğini ve sevildiğini söylediler. Ben de kendilerine gösterdikleri bu muazzam misafirperverlikleri ve dostlukları için çok teşekkür ettim. Onları ailecek Türkiye’ye davet ettim. Sonra vedalaşıp geç vakit konutuma döndüm.

     

    Kıymetli dostlarım, hoşça kalın, sağlıcakla kalın ve dost kalın!

    ***

     

    “Dünya’da kusursuz iki insan vardır. Biri ölmüştür, birisi ise henüz doğmamıştır”. 

    ÇİN ATASÖZÜ 

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.