|   | 
  • Cevahir Kadri

    Mukaddes Emanet

    “Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?”

     

    Toplumların da bir ömrü vardır. Onların ömrü değerlerine, öz benliklerine sahip çıkmaları ile uzar, onları kıymetten düşürdükleri oranda da kısalır; o kaçınılmaz sona, ölüme varılır.

     

    Bütün toplumlarda olan ortak bir değer vardır. O değer etrafında halkalanabilse bütün toplumlar bu dünyada rahata erer. Bu ortak değer, “insanlık”tır. Evet, insanı hayatın ve sisteminin merkezine yerleştiren bir toplum ve devlet uzun ömürlü olur. Şu da unutulmasın ki gadre uğramış gözlerden dökülen yaşlar üzerine medeniyet inşa edilemez.

     

    Şeyh Edebalı’nın “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!” sözü ne kadar da anlamlıdır, öyle değil mi? Herkes bu sözün cazibesine kapılır, onun etrafında kanat vurur. Ama gel gör ki iş uygulamaya geçildiğinde “ama’lar, fakat’lar, lakin’ler” devreye girer. Henüz gücü elinde bulundurmamış siyasi hareketler için bayrak olan bu söz, gücü elde edenlerce unutularak söz burçlardan aşağıya atılıverir. O zaman kaybedilen tek bir şey vardır: insanlık!..

     

    Mukaddes ve emanet

     

    Her türlü ayıp ve noksanlıktan arındırılmış, yüce ve kutsal bilinmiş, kutsal, kutsî” gibi anlamlara gelen mukaddes ile “güvenilir bir kimseye saklaması veya birine teslim etmesi için bırakılan şey veya kimse, vedîa” demek olan emanet ile oluşturduğumuz terkibe/tamlamaya dünyanın anlamını sığdıran bir dilimiz var. Dilimiz de bir emanet, hem de mukaddesinden, aziz olan emanetlerden!..

     

    Duru bir hüzün mayıs

     

    Mayıs, ikinci haftasına erince Yunus’la dupduru bir hâl yaşar, son haftasına erince de Üstat Necip Fazıl’la değerlere karşı duyarsızlaşan toplumun duyarsız kalışına bir “isyan”la şahlanır. Zira bu ayın yirmi altısı Türk şiirinin büyük üstadına doğum günü iken bir gün öncesi de “hüzün günü”nü teşkil eder; çünkü Üstat Necip Fazıl, 26 Mayıs’ta doğmuş, 25 Mayıs’ta bu dünyayı fanilere bırakarak aramızdan çekip gitmiştir.

     

    O günü hatırlıyorum. Henüz ortaokul yıllarındayım. O sıralarda, eserlerini henüz çok okumuşluğum olmasa da ismini sıkça duymuşluğum var ki Üstadın vefat ettiğinin haberinin yer aldığı Tercüman gazetesinin o günkü nüshasını satın almış, arşivime kaydetmişim: 25 Mayıs 1983. Rabbim -varsa- taksiratını affeylesin, mekânı cennet olsun!

     

    Yirminci yüzyıl Türk toplumunun yaşadığı travmayı, trajediyi, yozlaşmayı Üstat Necip Fazıl şiir diliyle Destan adlı şiirinde ortaya koyar. Bu şiirdeki bir dize, derin bir muhasebe yüklü, soru hâlindeki bu dize, bugün daha çok anlamlıdır: “Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?” Üstadın düşünceleriyle hayatını şekillendirenler bu soruyu daha çok sormalı, öncelikle kendine tabii!

     

    Emanetler, emanetler

     

    İstanbul, cennet mekân Fatih Sultan Mehmet Han’dan bir emanet, Ayasofya da öyle! 16. Yüzyıla kadar genişlemiş olan bütün Osmanlı coğrafyası, Türk’ün hür ve bağımsız bir şekilde dünya devletler muvazenesinde etkili bir şekilde var oluşu, Topkapı Sarayı’nda sergilenen ve adına “Mukaddes Emanetler” denilen, İki Cihan Serverini, bize âyinedârlık ederek tanıtan türlü eşyalar bir emanet.

     

    Osmanlı başlı başına Ertuğrul ve Osman Gazi Bey’lerden, “Hâdimülharameyn” olma da Yavuz Sultan Selim Han’dan birer emanet.

     

    Bütün dünyanın üzerimize, üzerimize gelip çullandığı, tarihten silmeye azmettiği bir dönemde büyük bir komutanlık dehası, mağrur ve vakur devlet adamlığı ile Osmanlının küllerinden yepyeni bir Türkiye Cumhuriyeti devleti, Mustafa Kemal Atatürk’ten, bütün şehitlerimizden ve gazilerimizden bir emanet.

     

    Emanetlerin şahı ve en büyüğü, evrensel mesaj İslam’ın iyilikleri emredip kötülüklerden sakındırma duygu ve düşüncesi Allah ve Rasülü’nden bir emanet.

     

    Müslüman güven insanıdır, komşusu açken tok yatmaz, sağ elinin verdiğini sol elinin haberi bile olmaz, yardım ederken yardım ettiğinin ruhunu, kişiliğini incitmez, yaptığı iyilikleri başa kakmaz, iyiliklerin karşılığını yalnızca Allah’tan bilir ve bekler. 

     

    Sözleri ile fiilleri, söylemleri ile eylemleri birbiriyle çelişmez, birbirini nakzetmez. Ağırbaşlı ve vakarlıdır, temsil insanıdır. Temsilin tebliğden önce geldiğini bilir. Değerleri kendi, çevresi için dünya menfaati temini noktasında istismar etmez. Dünyası için ahiretini feda etmez. Kul hakkına girmekten zinhar sakınır.

     

    Nimetleri veren Yüce Mevlâ’ya hesap vereceği bilinci içerisinde hareket eder, O’nun sevgisini kaybetme korkusuyla iki büklüm olur. Allah’ın sevgisini her türlü sevgiden; O’nun rızasını, fanilerin her türlü rızasından üstün tutar.

     

    Adalet şaşmaz terazi

     

    Müslüman adalet timsalidir ve onun temsilcisidir; o “Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin ve adalet numunesi şahitler olun. Bir topluluğa karşı, içinizde beslediğiniz kin ve öfke, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Âdil davranın, takvâya en uygun hareket budur. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Maide, 8) kutsi ikazı başucunda daima taşır ve o ikaz doğrultusunda hareket ederek asla zulmetmez. Zulmederse bilir ki “Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, sempati duymayın. Yoksa size ateş dokunur. Aslında sizin Allah'tan başka yardımcınız yoktur. Sonra O'ndan da yardım görmezsiniz.” (Hûd, 113) ilahî ikazın muhatabı olacağını bilir. O bundan bütünüyle kaçınır. Böylelikle hem kul hakkına girmez hem de sağlıklı ve sağlam bir toplumun inşasına katkıda bulur.

     

    Haydarı kerrar, gayrı ferrar” Hz. Ali’nin (radıyallahu anh) sözlerinden cihana yayılan “Devletin dini adalettir.” hakikatini hayata geçirmek; adalet, hukuk, güven birer emanetti. Sözü ile özü bir olmak vasfı, yetim hakkını yememek, yetimler bir emanetti. Yetim ve öksüz bırakma değil, yetim ve öksüzlere sahip çıkma bir emanetti, hem de kutsal bir emanetti. Ah, o emanetler!..

     

    Duru bir güven ve kardeşlik ufku

     

    Bir bal mesabesinde olan değerleri en iyi şekilde temsil ederek insanların o değerler etrafında kümelenmesini sağlamak, güven insanı olmak, kişilerin en büyük değerleri kendisine emanet edilebileceği duygu ve düşüncesi, bu güven hep birer emanetti. Kardeş kardeşe, kardeşâne yaşamak, bu düşünceyle dolup taşmak, gönlü ve ufku geniş Yunus’ta “Gelin, tanış olalım/İşi kolay kılalım/Sevelim, sevilelim/Bu dünya kimseye kalmaz” dizeleriyle ete kemiğe bürünen sevgi ufku bir emanetti.

     

    Bin yıllardır toplumuzu besleyen sevgi, kardeşlik pınarı bir emanetti. “Kim bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur.” (Mâide, 32) ve “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb 27) ayet ve hadislerde belirtilen insanî değerler birer emanetti.

    İnsanın canı, insana bir emanetti. İslam insanlığa bir emanetti, bunun en büyük sorumluluğu Müslüman’a aitti.

     

    Ne oldu o mukaddes emanetlere?

     

    Emanetleri bütünüyle buraya almamız imkân dahilinde değil elbette. O müthiş soruyu sormanın tam da zamanı: “Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?

     

    Modernizmin, teknoloji ve internetin baş döndürücü bir hızla her gün kendi rekorunu kıran bir tarzda ilerlediği bir dünyada değerler altüst oldu, mukaddesat sahipsiz bırakıldı. O mukaddes emanete sahip çıktığını söyleyenlerin, söylemleri ve eylemleri arasında uçurumlar oluştu. Bu sebeple Müslümana karşı güven problemi ortaya çıktı. Cat Stevens olarak müzikte zirvelerde olduğu bir dönemde Müslüman olarak Yusuf İslam adını alan sanatçının şu sözleri yüreğimizi parçalamaz mı? “İslam’ı Müslümanlardan öğrenmeye çalışsaydım, dinimi değiştirmezdim.

     

    Ne yazık ki beş on senedir toplumda aşınmadık değer kalmadı, bu aşınma devam ediyor. Türlü iftiralara maruz kalmışlara sahip çıkma bir emanetti; bugün, çeşitli sebeplerden ötürü insanlar birbirine türlü iftiralar atar hâle geldi. Kadınlara, yaşlılara, çocuklara, annelere sahip çıkma bir emanetti, bugün onlar türlü kör bakışların etkisiyle toplumda öcü gibi gösterilir, onlara kimse acımaz oldu. Oysaki din, İslam bu değildi. Merhameti kaybetti toplum; “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” bir emanetti!..

     

    Müslümana aklı bir emanetti, bugün o emaneti unuttuğundan onu kullanamaz hâle geldi. Toplum; gelen bir bilginin, haberin doğru olup olmadığını araştırmadan onu olduğu gibi naklederek gıybet, dedikodu ve iftiranın girdabında boğuldu.

     

    Toplum bölündü, mahalleler, apartmanlar bölündü, hatta aileler bölündü; boşanmalar öylesine arttı ki!.. Hısımlar birbirine hasım hâline geldi!.. İyilik etmek, zayıfı korumak, sadaka ve zekâtı en iyi şekilde değerlendirmek, îşâr hasletiyle hayatına hayat kılmak bir emanetti; onları yaşatmaya çalışmak bugün şer odaklarınca şer görülür hâle geldi.

     

     

     

    Ne yapmalı?

     

    Ey insan, ey Müslüman! Titre ve kendine dön! Değerlerine sahip çık, değerleri değersizleştirenlerden uzak dur. İşe, önce nefsinden başlamak üzere “emri bi’l-maruf nehyi ani’l-münkere” devam et!

     

    Böylesine ulvi, mukaddes emanetlerin yerle bir edildiği bir dünyada, mukaddes emanete sahip çıkanlara selam olsun. Değerlerin daima kayba uğradığı bir dönemde hayat size “bayramsa”, “bayramınız mübarek” olsun!..

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.