|   | 
  • Cevahir Kadri

    Ömrün Bereketli Meyveleri ve Eylül

    Eylül, hazan mevsimidir ve hep hüzünle anılır. Hüzün ki bu toprakların en kadim sakinlerindendir; buralardan bir türlü gitmek, uzaklaşmak nedir bilmez. Bu toprakların insanı hep hüzünle iç içe olmuştur.

     

    Peki eylül neden hüzün ve hazan ile hatırlanır hep? Hazan ile hüzün kelimelerinin kökteş olmasının eylüle yüklenen hüzün ile bir ilgisi var mı?

     

    Eylül, aynı zamanda kimi bölgelere göre bağbozumu zamanıdır. Bağbozumu kelimesinde elbette olumsuz bir anlam yok; bağın bozulması, onun tarumar edilmesi anlamına gelmiyor, üzümlerin ve ürünlerin toplanması anlamına geliyor. Aynı ifadeyi eğer bahar mevsiminde kullanırsanız kelimeye bu kez olumsuzluk anlamı yüklemiş olursunuz. Kelimelerin kullanım zamanlarına göre de taşıdıkları anlam farklılaşıyor.

     

    Eylül, Arapça bir kelime, yılın dokuzuncu ayının adı. Süryanicede “üzüm” anlamına gelen “aylûl” ile “eylül” arasında bir ilişki olsa gerek. Bazı kaynaklarda Hristiyanların bu aya "istavroz ayı", "haç ayı" ya da Karadenizlilerin kelimeyi değiştirerek "istavrit ayı" dedikleri bilgisi yer alır.

     

    Kelimenin hangi dilde ne anlamda kullanıldığı elbette önemli. Daha önemlisi dilimizde bunun hangi anlamları çağrıştırdığıdır. Çünkü kelimelere yüklenen anlam oldukça önemli. Bir kelime ne kadar çok anlam çağrıştırıyorsa o dilin duygu ve düşünceyi dile getirme, aktarma, yansıtma imkânlarının daha çok olduğunu söyleyebiliriz.

    ***

    Eylül bazı aylarda olduğu gibi siyasî anlamı ağır basan bir kelimedir; “netekim” 12 Eylül 1980 Askerî Darbe ile kelimeye bu olumsuz anlam yüklenmiştir. Her türlü darbeye karşı olmak, insan olmanın bir gereğidir. Çünkü darbeler, fabrikasyondur, yapaydır; doğal bir süreç değildir. Doğal yani fıtrî olmayan her türlü hâl, süreç, gıda vb. ne olursa olsun fıtrî olanın düşmanıdır, onu mutlaka bozacak, ona zarar verecektir. Birçok olayda bu durum tecrübeyle sabittir ki bu tür olaylar fıtrî olana, doğal akışa zarar vermiştir de…

     

    12 Eylül, zahirde vatanın bir uçurumdan yuvarlanmasına ramak kala onu kurtarma faaliyeti idi. Ama mesele 12 Eylül değil, onun öncesi ve sonrasında yaşananlar, bu milletin, bu coğrafyanın yaşadıklarıdır. Öncesinde birbirini öldürmeleri için hazırlanan zeminle, sonrasında da zindanlarda, hapishanelerde yıllarını ömürlerini veren kuşaklar kaybedilmiştir. Kimi âdil olmayan yargılamalar neticesinde idam edildi. Kimileri de hapishaneleri bir Yusuf Medresesi bildi…

    ***

    Eylül, aynı zamanda “barış” günlerini de çağrıştırıyor. “Barış günleri”ni diyorum çünkü bazı ülkelerde “1 Eylül”, çoğu ülkede ise “21 Eylül”, “Dünya Barış Günü” olarak kutlanıyor. Bugün BM tarafından ilan edilen ve 160 ülkede kutlanan “Dünya Barış Günü” 21 Eylül’de yapılmaktadır. Konuyla ilgili olarak https://www.pen.org.tr sitesinde şöyle bir bilgiye rastlıyoruz: “Türkiye’de 1 Eylül tarihinde kutlanan “Dünya Barış Günü” 2. Dünya Savaşı’nın başlama tarihi ve BM buna yönelik olarak aldığı bir kararla ilişkili. Takvimler 1 Eylül 1939’u gösterirken Naziler Polonya’yı işgal etti ve bu işgal 2. Dünya Savaşı’nın da başlangıcı oldu. İnsanlık tarihinin en kanlı savaşlarından biri olan bu savaşı unutmaması için BM aldığı bir kararla bu yıkımın unutulmaması amacıyla dünyanın dört bir yanında 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” olarak kutlanmasını istedi.

     

    Ülkemizin de üyesi bulunduğu Birleşmiş Milletler, “barış günü”nün kutlanma tarihini değiştirdiğine göre dünya ile kültürel uyum açısından “barış günü” tarihi ülkemizde güncellenmeli ve 21 Eylül, “Dünya Barış Günü” olarak kutlanmalıdır.

    ***

    Eylül’ün ömrün sonunu çağrıştırması sebebiyle insana hüzün verdiği bir gerçektir. Yolumuzu, yönümüzü Divan edebiyatına çevirdiğimizde şair Bâkî ile karşılaşırız. O, gazelinde ağaçlarla insan arasında bir ilişki kurarak şöyle seslenir:

     

    Nam ü nişâne kalmadı fasl-ı bahârdan

    Düştü çemende berk-i diraht itibardan

     

    Eşcâr-ı bağ hırka-i tecride girdiler

    Bâd-ı hazan çemende el aldı çınardan

    Bâkî çemende hayli perîşân imiş varak

    Benzer ki bir şikâyeti var rûzigârdan.

     

    Yahya Kemal Beyatlı da “Eylül Sonu” şiirinde sonbaharın, ihtiyarlık mevsimi olduğunu, insana ölümü hatırlattığını söyler:

     

    Günler kısaldı... Kanlıca'nın ihtiyarları

    Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.

    Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;

    Lâkin vatandan ayrılışın ıztırâbı zor.

     

    ***

    Eylül, bereket ayıdır; bir yıl boyunca verilen emeklerin ürünlerinin toplanmasıdır. Hasat ayıdır yani. Bilhassa meyve ve sebze bakımından. Emeklerin, çabaların çeşitli nimetler olarak insana döndüğü bir aydır. Nimetler bollaşmış, bereketlenmişse şükür de o derece artırılmalıdır. Her nimetin şükrü kendi cinsindendir; o nimetleri veren adına o nimetten mahrumlara o nimeti vermek onun şükrüdür. En büyük şükür ise sana verilen nimetleri yine o nimeti sana veren adına paylaşmandır.

     

    Sonbaharı üzüm, hüzün, verimlilik, bereket, türlü türlü nimetler; hüzün, hazan ve barış mevsimi olarak hatırlarım. Hayat, tek düze değildir; hoşumuza gideni ve gitmeyeni ile bir bütündür. Sonbahar da öyle.

     

    Her ne kadar Hilmi Yavuz “Hüzün ki en çok yakışandır bize.” dese de Allah, cümlemizi hüzünlere, gam ve kederlere gark eylemesin, gam, hüzün ve kederden âzâde kılsın.

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.