|   | 
  • Değerli okuyucularım!.. Ya da (ben 70’imde olduğum için); sevgili kardeşlerim, sevgili evlâtlarım!

     

    İnsanca yaşadığınızı, yaşayabildiğinizi düşünüyor musunuz? Evet, diyenlere ikinci bir sorum var: Çevrenizdeki insanların insanca yaşadıklarını düşünüyor musunuz? Bu soruların cevaplarını kendi kendinize, açık yüreklilikle veriniz. Eminim ki soruları ve cevaplarınızı düşünürken, içinizden derin bir “Ah!” çekeceksinizdir.

     

    Gerçek eğitimcinin asıl hedefi, iyi insan, iyi yurttaş, mutlu birey ve huzurlu toplum oluşumlarına katkıda bulunmaktır. Disakkaritler, asitaldehitler, mitoz bölünmeler, a+b’nin karesi, karenin alanı, denizlerdeki akıntılar, tecahül-i ârifaneler, mısra-i bercesteler, Küçük Kaynarca ya da Paris anlaşmaları... bunların öğrenilmesi hem çok kolaydır hem de bunlar beşinci, yedinci dereceden önemlidir. İnsan yetiştirebiliyor musun sen insannn!

     

    Yıllar önceydi. Manisa Turgutlu’da çalışmakta olduğum okulda uygulamak üzre bir etkinlik tasarlamıştım. Öğrencilerimle birlikte sanal bir dernek kuracaktım. Kuracaktık. Gerçekliği olmayan. Sanal.

     

    Asıl amacım, öğrencilerimi “araştırma”ya, “düşünme”ye ve “çözüm üretme”ye hazırlamaktı. Hayata hazırlamaktı. Konu olarak da “İnsanca Yaşam”ı düşünmüştüm. Öyle ya biz öğretmenler, elimize verilen, bize emanet edilen gençleri her şeyden önce iyi birer insan olarak yetiştirmek, onlara insanca yaşayabilmeyi öğretmek amacını taşımaktayız. Ama maalesef tanımının, hedef ve ilkelerinin, koşul ve gereklerinin gündem dışında bırakıldığı bir “insanca yaşam” kavramıyla karşı karşıyayız bugün. Nice doğru ve güzel şey bir kenara bırakılmış, nice gereksiz ve zararlı şey onların tahtlarına kurulmuş durumdadır. Çağımız bir bunalım çağı, çağımız bir buhran çağı. Pozitivizmden egzistansiyalizme, kapitalizmden komünizme faşizme, nudizmden feminizme, farkında olalım veya olmayalım, bir sürü ne idüğü belirsiz “-izm”in elinde oyuncak olmuş çalkalanıp duruyoruz; ağzı salyalı, eli kanlı çeşit çeşit küresel güç odaklarının vurdukları prangalarla da inim inim inliyoruz. Sağılıyoruz, sömürülüyoruz, kullanılıyoruz. Oynatılıyoruz, dövüştürülüyoruz... Bırakın insanca yaşamı, insanlık onurumuzun bile değirmenlerde öğütülüp kazanlarda kaynatılarak buharlaştırıldığı bir süreç yaşıyoruz. Ama aynı zamanda bizler de kendi çapımıza uygun ölçüde sağıyoruz, sömürüyoruz, kullanıyoruz, oynatıyoruz, dövüştürüyoruz ve dövüşüyoruz... Kümesteki tavuklar gibi. Daha doğrusu, horozlar gibi. Ne acıdır ki çoğumuz durumumuzun vehametinden haberdar değiliz. En acısı da şu veya bu nedenlerle, bilenlerin ve konuşması gerekenlerin susuyor, eylem yapması gerekenlerin ise pısırık pısırık oturuyor olmalarıdır. Her şeyden önce, bizler insanca yaşamın ne olduğunu bilmiyoruz. Bilenlerin, isteyenlerin ise onu yaşamalarına izin verilmiyor. Ama zaten insanca yaşamı, insancayı isteyenlerin, talep edenlerin oranı o kadar az ki!

     

    Hâl böyleyken projemin yine de önemli ve yararlı olacağı düşüncesiyle kolları sıvamıştım. Öğrencilerime uzun uzun anlattım. Özellikle beni sevenler, bana inanıp güvenenler ciddiye aldılar ve çalışmaya başladık. İster analiz ister sentez olsun, ister gözlem ister deneyim olsun, ister araştırma ister üretme olsun, bütün çalışmalarımız, sonuçta bizim insanca bir keyfiyet kazanmamıza katkıda bulunuyordu. Yöntem güzeldi; vaaz ve nasihat yoktu, öğrenciler birtakım cevherlere kendileri ulaşıyorlardı. Kötülükleri ve onların kötü olduğunu da onlar kendileri bulmuş oluyordu. Üstelik, çalışmalarımızla kendi kendimizi bağlamış da oluyorduk. Batmayan, tırmalamayan bir otokontrol mekanizmasıydı sanki bu çalışmalarımız; kötü yanlarımızı, eksik yanlarımızı, yanlışlarımızı törpülüyordu ruhumuzu incitmeden. Türlü erdem kapılarının önünde buluyorduk kendimizi. Ben de çok şey öğrendim, çok şey kazandım öğrencilerimle birlikte.

     

    Aradan yıllar geçti. Acaba aynı yol ve aynı gayret, interneti kullanarak yine değerlendirilemez miydi? Eski öğrencilerimden olumlu cevaplar, teşvikler geldi. Hattâ bir blog açarak çalışmaların daha derli toplu, daha kalıcı olması sağlanabilir, diyenler oldu. Böyle bir sanal etkinliğin hukuk ve mevzuat açısından bir sıkıntı oluşturup oluşturmayacağını bir iki hukukçu öğrencime sordum, olumsuz bir cevap gelmedi. Daha doğrusu cevap gelmedi. Belki de danışmanlık ücreti istiyorlardır(!) Bunu öğreneceğim. Şayet bir sıkıntı oluşturmayacaksa çalışmalarımı sürdürecek ve su yüzüne çıkacağım. Derneğin adı doğal olarak SANİYAD oldu. Yayın organı olan blogun adı ise HAYIRİST. Yani Hayırist, Sanal İnsanca Yaşam Derneği’nin yayın organı olan sanal bir gazetedir. Hayırist ismini, akla getirdiği iki anlamını da aynı anda kullanmak düşüncesiyle koymuştuk. Karınca kaderince bir şeyler yapıyoruz işte. Bana omuz verenlerle birlikte insanca yaşama katkı niyetiyle çalışmaktayız.  Bendenize ait şu sözün arkasına sığınıyoruz: İnsanlar, insanca yaşamalıdırlar. İnsanca yaşamak, bizim hem hakkımız hem görevimizdir.İnsanca yaşamanın, bedelinin ve kurallarının olması da doğal bir gerekliliktir. Başkaca hiçbir art niyetimiz yoktur.

     

    Lütfen, müsait zamanlarınızda google’dan (ÖZMİLLİ-HAYIRİST) isimli blogumuza girip yazılarımızı okuyunuz. Yorumlarınızla, İNSANCA YAŞAM’a katkıda bulununuz. Bizi desteklemenizi ve ışık tutarak yardımcı olmanızı bekliyoruz.

     

    Bütün saygıya lâyık kişilere saygılarımızı, bütün sevgiyi hak eden kişilere sevgilerimizi arz ediyoruz. Vesselâm.

     

    (SANİYAD adına) R. Serdar ÖZMİLLİ

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.