|   | 
  • Cevahir Kadri

    Şiir ve Hüzün Mevsimi

    Hayatın ne olduğunu bana sorsalardı tereddüt etmeden cevap verirdim: şiir. Peki neden şiir? Şiir, tıpkı hayattır; acıları, sevinçleri, coşkuları, heyecanları, yer yer iğnelemeleri yani eleştirileri, ince ince dokundurmaları barındırır. Sadece bunlar mı? Elbette değil. Hayaller olmazsa olmazıdır şiirin. Şiiri hayattan bir gömlek yukarı taşıyan işin hayal kısmı, daha da önemlisi duygu ve düşüncelerimizle harmanlanmış hayallerimizdir. Çünkü hayat, salt gerçeklerle örülüdür; serttir, acımasızdır yer yer. Ama insan hayallerinde acı çekmez ama sevinç duyar, sadece sevinç. İçi içine sığmaz olur, coştukça coşar.

     

    Mart ayında bir heyecan bir heyecan. İşin içine bir de bahar, şiir günü girince bu heyecan da doruğa çıkıyor. Çıta yükseliyor anlayacağınız, duygu çıtası. Nasıl yükselmesin ki bahar canlılığın, hayatın coştukça coştuğu bir zaman dilimidir.

     

    Bir tohumun çatlayıp yeşilliğe durması, bir dalın domur domur çiçeklerle donanması, çıplak, kupkuru bir cisim olan dalların taze yeşil yapraklar giyinip süslenmesi karşısında insan nasıl heyecan duymaz!.. Bu nefis ortamda bile heyecan duymuyorsa bir gönül, coşmuyorsa bir kalp orada birtakım sıkıntılar var demektir. Sıkıntılarımızı ümitle, heyecanlı ve umutlu bir bekleyişle, akıl ve kalp birlikteliğinden doğan bahar çiçekleri ile aşacağız. Aşacağız yaşama sevincimizi kuşanarak bütün dertleri, sıkıntıları ve engelleri.

     

    21 Mart; siyasî, coğrafî, kültürel ve sosyal birçok olayın iç içe yaşandığı bir gün. 21 Mart denince aklıma ilk olarak nevruz yani bahar bayramı gelir. Anadolu coğrafyasında zaman zaman kesintiye uğrasa da, Orta Asya ve Türk Cumhuriyetlerinde, Ön Asya olarak adlandırılan bölgelerde her zaman baharın gelişi bir bayram havasında kutlanan bir gündür nevruz. Elbette her halk bu bayramı, kendi kültürel özelliklerini, gelenek ve göreneklerini öne çıkararak kutlamıştır ve kutlamaktadır.

     

    Nevruz; Selçuklu ve Osmanlıda millî bayram olarak şenliklerde ziyafet verilerek, Nevruziye adlı şiirler okunarak kutlanırdı. Nevruz, Türk edebiyatı ve musikisine; Nevruz-ı Asl, Nevruz-ı Arap, Nevruz-ı Bayati, Nevruz-ı Hicaz, Nevruz-ı Acem ve Nevruz-ı Seba olarak girmiştir. Yine halk arasında Nevruz-i Sultani, Sultan Nevruz, Sultan Navrız, Navrız, Mart Dokuzu gibi adlarla da anıla gelmiştir. Farsça kökenli bir kelime olan nevruz, “yeni gün” demektir ki bu kelimeyi zaman anlamında kullanmak da mümkün. Nevruz, kıştan sonra baharın gelmesi hem coğrafya bağlamında hem duygu ve düşüncelerin gelişip harmanlanması anlamında mecazen kullanılır.

     

    Coğrafya bağlamında baharın ilk günü olan nevruz, aynı zamanda kuzey yarım kürede bahar ekinoksunun (gece gündüz eşitliği) oluştuğu bir gündür. Güneş ısınları ekvatora dik açı ile gelir. Gece ve gündüz birbirine eşitlenir. Ayrıca hem kuzey hem de güney kutbu aynı anda gündoğumu hattındadırlar ve gün ışığı her iki yarımküre arasında eşit olarak paylaşılır.

     

    Nevruz, şiir ve eserlerde daha çok, “nevruz-u sultanî” şeklinde bir tamlama biçiminde geçmektedir. Eserlerinde, "Dost istersen Allah yeter. Evet, O dost ise her şey dosttur." ve Mehmet Akif Ersoy’un “Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı, /Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı” idealini, yazdığı eserlerle hayata geçiren, 23 Mart 1960 yılında bu fani dünyadan “Dost”una kavuşan Bediuzzaman Hazretleri -Allah rahmet eylesin- Sözler adlı eserinde tefekküre çıkan bir yolcuyla sohbetinde,

     

    Gel, bugün Nevruz-u Sultanîdir. (Nevruz günü, bahar mevsimine işarettir. Çiçekli yeşil sahra ise, bahar mevsimindeki rû-yi zemindir. Değişen perdeler, manzaralar ise, fasl-ı baharın iptidasından yazın intihasına kadar, Sani-i Kadir-i Zülcelalin, Fatır-ı Hâkim-i Zülcemalin kemal-i intizam ile değiştirdiği ve kemal-i rahmet ile tazelendirdiği ve birbiri arkasında gönderdiği mevcudat-ı bahariye tabakatına ve masnuat-ı sayfiye taifelerine ve erzak-ı hayvaniye ve insaniyeye medar olan mat’umata işarettir.) Bir tebeddülat olacak, acib işler çıkacak. Şu baharın şu güzel gününde, şu güzel çiçekli olan şu yeşil sahraya gidip bir seyran ederiz. İşte bak, ahali de bu tarafa geliyorlar. Bak, bir sihir var; o binalar birden harap oldular.” şeklinde düşüncelerini dile getirerek nevruz-bahar ilişkisini ve bu yeni günle ilgili daha nice incelikleri ortaya koyar.

     

    Eski Türk şiirimizden birkaç örnek sunalım: İlk sırayı Cafer Çelebi’ye verelim. O, nevruz gelince havaların ısındığını belirtir ve nevruzu kışı ve soğuğu yenip baharı fetheden bir hükümdara benzetir:

     

    Tâ gelüp nev-rûz-ı sultânî ide feth-i bahâr

    Kesr olup kalb-i şitâ vü leşker-i sermâ yine

     

    Bir başka örnek abidesi de Nef’î’den... Nef’î, IV. Murad’a sunduğu ve onun Nevruz’unu kutladığı nevruziyesi şöyledir:

     

    Erişdi bahâr oldu yine hemdem-i nevruz

    Şâd etse nola dilleri câm-ı Cem- i nevrûz

    Gül gibi cihân oldu yine hurrem ü handân

    Gör neyledi feyz-i eser-i makdem-i nevruz…”

     

    Bir de Muhammed Hüseyin Şehriyar’a kulak verelim. Şehriyar (1904-1988), meşhur şiiri “Haydar Baba’ya Selâm”da, Nevruzdan çok etraflı bir şekilde bahsetmiştir. Bu şiirden de, Nevruz’un, onun yaşadığı coğrafyada, Güney Azerbaycan (İran)’da, Türk halkı tarafından coşkuyla kutlanan bayramlardan biri olduğunu gösterir:

     

    “Bayram yéli çardahları yıhanda,

    Novruz güli, gar çiçeği çıhanda,

    Ağ bulutlar köyneklerin sıhanda,

     

    Bizden de bir yad éliyen sağ olsun,

    Derdlerimiz goy dikelsün, dağ olsun”

     

    Nevruz ile ilgili şiirleri sıralamak mümkün; bunlardan devasa bir eser ortaya çıkar ama bu apayrı bir çalışma gerektirir. Bu da bu köşenin imkânı dâhilinde değildir. Geçelim.

     

    21 Mart aynı zamanda Dünya Şiir Günü’dür. Aynı zamanda büyük halk ozanımız Âşık Veysel Şatıroğlu’nun vefat yıldönümüdür. O Âşık Veysel ki bizi biz yapan değerleri hatırlatarak bir ve bütün olmamızı, ayrılıklara düşünce dünyasında yer olmadığını, bunun bize zarar vereceğini belirtir. Onu, “Senlik Benlik Nedir Bırak” adlı şiirinden aşağıya aldığım bazı dörtlüklerle, rahmetle anıyorum:

     

    “Allah birdir Peygamber Hak

    Rabbül alemindir mutlak

    Senlik benlik nedir bırak

    Söyleyim geldi sırası

     

    Kur’an’a bak İncil’e bak

    Dört kitabın dördü de hak

    Hakir görüp ırk ayırmak

    Hakikatte yüz karası

     

    Şu âlemi yaratan bir

    Odur külli şeye Kadir

    Alevî Sünnîlik nedir

    Menfaattir varvarası

     

    Veysel sapma sağa sola

    Sen Allah’tan birlik dile

    İkilikten gelir belâ

    Dava insanlık davası…

     

    Hayatı şiir gibi olan ve 21 Mart Dünya Şiir Günü’nde aramızdan ayrılan, “Yol Hikâyeleri”yle insanımızın derdini, düşüncesini, çilesini insanımıza aktaran, Benim Yolum, Ne Çoktular Ne Kadar Çocuktular, Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi, Çoluk Çocuk Yazıları, Eşekle Gelen Aydınlık adlı eserlere imza atan, Seyyah ve Bam Teli Yol Müzikleri adlı şiir ve türkü kasetleri çıkaran, ipek sesli Tayfun Talipoğlu’na rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun.

     

    Bahar canlılığıyla, çiçekleriyle, sıcaklığıyla, rüzgârı ve bereketli yağmuruyla âdeta başlı başına bir şiirdir. Her bahar aynı zamanda sonbaharın da habercisidir. Çünkü Allah’ın kurallarındandır; “Her can ölümü tadacaktır.”, tatmıştır da… Bu fani âlemden, ebedî âleme her daim göç devam ediyor. Bu yolculukta kervanın son yolcusu da dünyanın kendisi olacaktır. Önemli olan hüzün mevsimi gelmeden, ömrümüz hazana ermeden o yolculuğa iyi hazırlanmaktır. Hazırlanıp gidenlere ne mutlu!.. Ne mutlu onlara ki Rahim Rabb’imiz tarafından “Selâm” ile karşılanma diplomasını elde edenlere!.. Rabb’im bizi onlardan, öyle olanların kardeşlerinden eylesin. Amin!.. 

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.