|   | 
  • Cevahir Kadri

    TUTUNDUĞUN DAL

     

    Bir dala tutunacaksan tutunduğun dalın özelliklerini, dayanıklılık durumlarını bileceksin. Ağaçlar dayanıklılık durumlarına göre farklı özelliklere sahiptir. Bundan dolayı her ağacın kerestesi, mobilya sektöründe kullanılmaz. Sebebi ise de onun dayanıklılık veya işlenebilirlik açısından sahip olduğu özellikleridir. Bir de buna yaş ve kuru durumlarına göre farklılık gösteren özellikleri de ilave edilirse iş epey karmaşık bir hal alır. Söğüt, kavak, selvi gibi ağaçlar biraz naziktir; onların dalları fazla bir ağırlık taşıyamaz. Onların keresteleri hafif malzeme olarak işe yarayabilir. Mesela, çatılarda kiremit altı çıta, meyve kasası, kibrit çöpü vb. alanlarda kullanılabilir. Erik ağacının dalı gevrektir; yaşken erik ağacına çıkmışsanız o dala fazla yüklenmemelisiniz. Gevrek olan o ağaç dalı bir anda gövdeden ayrılır, sizin de bu esnada kendinizi ağacın dibinde bulmanız söz konusudur.  Meşe ise sağlamdır ama meşenin de uç dalları gevrektir. Buna dikkat etmeniz lazım. Bu, yollar gibi uzayıp giden bir konu.

     

    Halk arasında söylenegelen bir söz vardır: “Kuş, konduğu dalın kırılmasından korkmaz. Zira güvendiği dal değil kendi kanatlarıdır.” diye. Aslında çok doğru bir sözdür bu. Çünkü bu, seni ayrı kılan, senin sen olmanı sağlayan özelliklerin var olduğu müddetçe sana korku, endişe yoktur. Özelliklerini kaybetmemiş isen mekanını, yerini kaybetmiş olman senin için korkulacak bir durum değildir.

     

    Beşeri, insan mertebesine çıkaran özelliklerdir esas olan. İnsan, geçen yazımızda da değindiğimiz gibi akıl, irade, düşünce, kalp, vicdan, merhamet gibi vasıflara sahip olduğu ölçüde bir insandır. Yoksa, efelisafiline yuvarlanmış bir beşerdir. Biyolojik özellikleri itibariyle bir beşer olan insan, zamanla yaşlanır ve bu özelliklerinin bir tezahürü olarak bedenini yeterince kullanamayabilir. Bedenini yeterince kullanamayan insan, eğer akıl, irade, vicdan, merhamet gibi vasıflarını yitirmemişse giden bedeni için endişe etmesine gerek yoktur. Hani derler ya “İnsan canı yandığında canlıdır; başkasının canı yandığında üzülüp onun için bir şeyler yapmaya çalışırsa insandır.” İşte tam da demek istediğim budur ve insanı da en güzel şekilde anlatan sözlerden biridir bu.

     

    Sayılı günlerle ömür sürdüğümüz şu dünya hayatında türlü olaylarla ve durumlarla karşı karşıya kalırız. İşte bu olay ve durumlarda bazen birinin yardımına ihtiyaç duyarız. Bu yardım, bazen bir “dal”a, bazen uzatılan bir ele tutunmak ile alınmış olur. İşte burada tuttuğumuz el, tutunduğumuz “dal” oldukça önemlidir.

     

    Gül dalına tutunanlar ile diken dalına tutunanlar bir olur mu hiç? Gül dalına tutunan, çevresindeki dikenden birazcık acı duysa da gülün insanın içini ferahlatan kokusu ile acıları sonlandıran bir etkiye sahiptir. Gül, ayrıca İki Cihan Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’nın (aleyhisselam) remzidir, ona işaret eder. Tasavvufta ve Divan şiirimizde gül bu anlamıyla çokça kullanılmıştır. Diken dalına tutunanlar diken çiçeğinin göz alıcı renkleri karşısında biraz hayranlık duygusunu yaşasa da netice itibariyle dikenli bir ortamda olduğundan sürekli bir ıstırap ve acı içerisinde hayatını devam ettirecektir. Diken dalına tutunanların durumu, boğulmamak için denizde yılana sarılmak veya açlıktan ölmemek için zehirli bala dadanmaktan farksızdır.

     

    Hayatta bir şeye tutunma ihtiyacı hissettiğimiz durumlar için aslında başka bir şey aramaya gerek yok yok. Okuyup araştırdığımızda, bize gönderilen “Kitab”ı okuyup incelediğimizde, okuduklarımızdan hareketle olayları ve durumları aklettiğimizde ortaya şu billur gerçek çıkacaktır: “Hep birlikte Allah’ın İpi’ne sımsıkı sarılın ve asla ayrılığa düşmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın ki, siz bölük pörçük birbirinize düşman idiniz; derken Allah kalblerinizi birleştirdi de, O’nun nimeti sayesinde kardeş oluverdiniz. Bir ateş çukurunun tam kenarında bulunuyordunuz, fakat Allah sizi oraya düşmekten kurtardı. Allah, âyetlerini size böylece açıklıyor ki, (her hususta) doğruya ulaşıp onda sabitkadem olasınız.” (Âli-İmran-103) Demek ki tutunmamız gereken bize bildirilmiş. Durum “ip” ile somutlaştırılmış. Birlik olma, dayanışma içerisinde olma durumu ipin lifleri nasıl ayrı ayrı iken daha zayıf, ama birlik haline getirilip birbiriyle danışma içerisinde olması için büküldüğünde her birinin varlığından kat kat fazlası bir yükü, ağırlığı taşıma gücüne erişmektedir. Öyle olduğu gibi sizde Allah’a inananlar olarak birlik olduğunuzda, Allah’ın emir ve yasaklarını yerine getirdiğinizde siz de öyle güçlü ve kuvvetli olacaksınız; olmalısınız da denilmektedir.

     

    Tutunduğun dal, yaslandığın duvar, yürüdüğünde yol arkadaşın Yunus Emre’nin ifadesiyle “yoldaş”ın çok önemlidir. Furkan Suresi 28. Ayette beyan buyrulan “Âh ah! Keşke şu falancayı dost edinmeseydim!” sözünü söylememek ve pişmanlığını duymamak adına önemlidir. Bir dala tutunmak demek, kendi varlığını ve emniyetini bütün bütün ona teslim etmek demektir. Kendini teslim ettiğin dalın kırılması kaos yaşamana, kahrolmana sebeptir. Türlü türkü ve şarkılarda bu husus sıkça dile getirilmiştir. Sağlam diye tutunduğunuz dal elinize gelmişse, siz kendinizi boşlukta bulmuşsunuz demektir. Boşluğa düşmemek için tutunduğun dala iyi bak; tutunmadan önce dalın ne dalı olduğunu bil ve ona göre tutun.

     

    Söz “dal imgesi” etrafında dolaşır da “sözlerin en güzeli”ne uğramaz mı hiç? Güzel söz bir ağaçtır hem de sağlam bir ağaç. Güzel söz ile ağaç ilişkisi Kur’an-ı Kerim’de İbrahim Suresi 24. ayetinde şöyle anlatılır: “Bak: Allah güzel bir sözü ne tür bir misalle açıklıyor: Güzel bir söz, kökü yerin derinliklerinde sabit ve dalları semada güzel bir ağaç gibidir.” Burada ağacın kökünün “yerin derinliklerinde” olması ile sözün sağlam ve sarsılmaz yönü, “dalları semada” ifadesiyle de sözün anlamı ve söylenişinin muhteşemliği somutlaştırılmıştır denilebilir. Diğer ayetikerimede ise şöyle buyrulur: “Rabbisinin izniyle her zaman meyvesini verir. Allah, düşünüp ders alırlar mı diye insanlar için böyle misaller vermektedir.” Demek ki güzel söz her zaman meyve veren bir ağaçtır. Kıyamete kadar o güzel sözle karşılaşanlar o sözden nasibdar olacaktır.

     

    Kötü söz de akabinde gelen ayetikerimede şöyle beyan buyrulur: “Çirkin bir söz ise, toprağa kök atıp da yerleşemediği için yerden kolayca sökülüp çıkarılabilen köksüz, kararsız bir ağaca benzer.” (İbrahim-26) Görüldüğü gibi “kötü söz”; köksüz, ufacık bir esinti karşısında yok olup gidecek, “köksüz”, yerinde uzun süre duramayan “kararsız” bir ağaç olarak tanımlanmaktadır. İşte bizim tutunmamız gereken dal burada apaçık olarak belirtilmiştir. Güzel söze tutun, güzel sözle tutun. Güzelliğe meftun ol. O güzellik Allah’ın Kur’an-ı Kerim’inde beyan buyurduğu emir ve yasaklarıdır. Bunlara uyduğumuz, o emir ve yasaklar çerçevesinde hayat sürdürdüğümüz takdirde veya onlara uymadığımız, emirleri dinlemediğimiz, yerine getirmediğimiz takdirde durumumuzun nasıl olacağı bir sonraki ayette resmedilmiştir: “Allah, iman etmiş bulunanları değişmez, sağlam ve gerçek söze olan bağlılıkları sebebiyle dünya hayatında da Âhiret’te de yerlerinde sabit tutar ve ayaklarını kaydırmaz. Allah, zalimleri ise şaşırtır, dengelerini bozar ve saptırır. Allah, her ne dilerse onu yapar.” (İbrahim-27)

     

    Sözün özü, bir dala tutunmak istiyorsak bu dal, güzel sözdür. Güzel söz söyleyen, sözünün içerisinde güzellikler büyüten, güzel işler yapanların ahireti de güzel olacaktır. Evet tutunduğun dal, hayatı nasıl yaşıyorsan ona göre olacaktır: Güzel işler yapanlar bir cennet ağacı olan Tuba dallarına tutunurken kötü ve çirkin işler peşinde olanlar da bir cehennem ağacı olan zakkum ağacının dallarında kendini bulacaktır.

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.