|   | 
  • Cevahir Kadri

    Yanan ve Yakılan İnsan-lık

    Eskiden Çinliler,kötülüğünü istedikleri kişiye beddua edeceklerinde, ona “İlginç zamanlarda yaşayasın!”derlermiş. Evet, insanlık gerçekten de “ilginç zamanlar”dan geçmektedir. Öylesine ilginç ki bu zamanda insan, bırakın başka değerleri insanlığından bile uzaklaşmış durumda.

     

    Peki nedir insanlık? Bu soruya cevap mı arıyorsun; sorunun cevabı içinde gizli. Sen ne arıyorsun kendin için. O zaman işte insanlık odur. Mevlâna da meseleye bir başka soruyla dahil olur: “İnsanın değeri nedir? Aradığı şeydir.” Bugün insan kendini kaybetmiştir; onu nasıl arayacağını da bilememektedir. Ah, onu bir bilse ve bulsa! İşte o zaman karanlık ağarmaya başlamış demektir.

     

    Karanlık demişken insanlık ufku karardıkça kararmış bir vaziyette. İnsanlık güneşinin ufuktan doğmasını, insanın insanlığını kaybettiğini düşünen ve bunun farkında olan yüce ruhlar dört gözle beklemektedir.

     

    Bir şeyi arzu edip beklemek yeterli midir? Bu bir miskinlik değil midir peki? Beklemenin iki hâli vardır: Birinde amaçsız amaçsız durursunuz, diğerinde ise arzu edilen, beklenen ne ise onun yolunu gözler vaziyette, gelmesi için yapılabilecekleri de yaparsınız. İkincisine kimileri “faal sabır” demeyi tercih ederler.

     

    Şair Ataol Behramoğlu “Oysa insan olmak, çoğalabilmektir başkalarıyla. İnsansın; birinin canı yanarken, senin de canın yanıyorsa.” diye uyarmaktadır. Zaten bu tarz sözlerin kaynağı olan Kâinatın Efendisi (sallallahu aleyhi vesellem) ne buyuruyor? “Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü'min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.”, “Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” Evet, insanlığa bu bakış açısı lazım, bu bakış açısı.

     

    İnsana evrensel bakışı, ekseri birtakım siyasî mülahazalarla kaybettiinsan. Onu kaybettiğinden beri de bu dünya bir yangın yeri; içerisinde masumlar yanıyor çoğu zaman. Masumları yaktığını bile bile insanlar bu yangını söndürmeye yanaşmıyorlar. İnsanlar, insana sadece insan olduğu için onun haklarını savunmayı, yaşamasını istemeyi öğrenmedikçe daha çok canlar yanacak demektir.

     

    Bir insan, bir insanın canına neden kıyar? Bu ve benzeri sorulara cevap aramanın da esasen pek bir anlamı yok. Zira cevabını bulsak neye yarar ki! Bu cevaplar, giden canların, mahvolan huzurların geri gelmesini sağlayacak mı? Hiçbir ceza, giden canları geri getiremez. Ama suçsuz yere başka canların gitmemesi için, canilere hak ettikleri cezalar da verilmelidir.

     

    İnsanoğlu öteden beri farklı farklı mülahazalarla bir yarış içerisinde. Bu yarış bazen barış ortamında bazen de savaş ortamında gerçekleşiyor.  Ama savaş ortamında gerçekleşen yarışlar hep ama hep ölümcül oluyor. Savaş, iki devlet arasında, belli bir kural dâhilinde ve sadece silahlı ve donanımlı askerlerince yapıldığında anlaşılabilir bir durumdur. Lakin işin içine çoluk çocuk, masum insanlar, yaşlılar ve kadınlar girdiğinde ise orada insanlık yok olmuş demektir.

     

    Ortadoğu… savaşın, kan ve barut kokularının, gözyaşının, yürekleri delip arşa yükselen feryat ü figanların eksik olmadığı bir coğrafya.  Bir zaman Halepçe, Beyrut, bir zaman Hama, Humus, bir zaman Bağdat, Kabil, bir zaman Arakan… şimdi de Halep… yıkılası zalimler, birbirleriyle güç savaşı yaparken masum bebeleri, çocukları, kadınları yaşlıları, hastaları da öldürmekten bir an olsun geri durmuyorlar.

     

    Halep, Arapçada ve diğer bazı Sami dillerinde “süt veren”anlamına gelmektir. Gel gör ki yaşamaya elverişli gibi anlamların da çıkarılabileceği böylesine güzel bir coğrafyadan bugün değil yürekleri, arşı titreten ağıtlar yükselmektedir ne yazık ki! Bundan dört beş sene öncesinde, bugün buz gibi bir kış olduğu daha iyi anlaşılan “Arap Baharı” henüz Suriye’ye uğramamışken düzenlenen bir gezi vesilesiyle Şam’ı, Halep’i, Humus’u, Hama’yı gördüm; ne güzel yerlerdi o yerler…  Bir perşembe akşamı Kayseri’den yola çıkmış, sabah namazını Humus Halid Bin Velid Camii’nde, Cuma namazını da Şam Emevi Camii’nde kılmıştık. Tarih, kardeşlik, hayat, güzellik ve canlılık fışkıran o yerler yok şimdi.

     

    Haberlere baktığımızda geçmiş asırlarda savaşlarda geçerli olan kuralların hiçbirini buralarda görmek mümkün değil. Hani mabetlere, hastanelere, okullara saldırılmaz; hani çocuklara, kadınlara, yaşlılara ilişilmezdi? Bu kanıbozuk saldırıları, taktikleri nereden öğrendi bu hayvandan aşağı mahluklar? Şeyh Edebalı “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!” der. Bu sözü, uluslararası bağlamda ele alarak şöyle söyleyelim:İnsanı yaşatmalıyız ki insanlığımız da huzur içerisinde yaşasın! İnsanlık da esasen buna çok muhtaç.

     

    Ama zalimler işbaşında, güç sahiplerini güçlerini masum bebelerin, çocukların, kadınların, yaşlıların canları üzerinde yarıştırmaktalar. Canlar yanıyor, çocuklar, hayata canla bağlanması gereken çocuklar zulüm üstüne zulüm görüyor. Yarına sevinçle uyanması gereken çocuklar, güpegündüz derin uykulara dalıp gidiyorlar bu dünyaya bir daha uyanmamak üzere… Okul, cami, ibadet yeri, hastane ayırt etmeksizin saldıran caniler… bu zulümler altında boğulup gideceksiniz. Geriye sadece zalimliğiniz kalacak. Adınız tarihe zalimlerden olarak yazılacak… ve bütün zalimlerin insanlık tarafından nefretle anıldığı gibi sizler de hep nefretle anılacaksınız.

     

    Yaşanan bunca acı ve zulüm karşısında elinden başka bir şey gelmediği için Mevlâna gibi haykırmak istiyor insan: “Ey zulümle bir kuyu kazan! Sen kendin için tuzak hazırlıyorsun. İpekböceği gibi kendi etrafını örme; kendine kuyu kazarsan bari kararlıca kaz! Zayıfları sen yardımcısız, kimsesiz sanma!

     

    Yarabbi, hâlimiz Sana ayan; Sen, gizliyi açık edileni görür ve bilirsin. Yaşanan bunca zulümleri karşılıksız bırakma! Zalimlere verdiğin mühlet tamamlansın! Allah’ım, mazlumlara da sabır ve dayanma gücü ver!Açılar üstüne acıların yaşandığı şu İslam coğrafyası, son din-i Mübin olan İslam’ın özü olan “barış yurdu” hâline gelsin; acılar, zulümler, işkenceler dinsin ve bitsin Allah’ım!

     

    Hiçbir masumun zulüm görmediği, yanan insanlığın küllerinden öncelikle başkasını düşünen, öldürmeyi değil, yaşatmayı önceleyen bir anlayışla; ülkemizin ve dünyanın birlik ve beraberlik içinde, mutlu ve huzurlu günlere uyanması dileğiyle!

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.