|   | 
  • Yaşam Uğraşında Güven

    İnsan hadsiz ihtiyaçlarla donatılarak yaratılmış, bu hadsiz ihtiyaçlarını gidermek için çaba harcayan, çabalarında çeşitli acılar çeken, ömrünün çoğunda tedirgin ve korkuyla dolu bir varlıktır. İnsan ihtiyaçlarının en temellerinden olan “kendini güvende hissetme ihtiyacı” onun hayatının hemen tamamına yön verir, hayatını şekillendirir. Büyük, psikoloji profesörü Abraham Harold Maslow,  İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde güvenlik ihtiyacını, fizyolojik ihtiyaçlardan hemen sonra zikreder. Ona göre yeme, içme barınma gibi fizyolojik ihtiyaçlarını gideren birey kendini güvende hissetmek isteyecektir. Ama bana kalırsa fizyolojik ihtiyaçların giderilmeye çalışılması da güvenle yakından ilişkilidir. Çünkü insanların birçoğunu yönlendiren aç kalma korkusudur. Kendini bu ihtiyaçtan dolayı güvende hissetmediği için birey çoğu zaman yanlış kararlar alabilmekte.

     

    İnsanın birçok hareketi, kararı, uygulaması, düşü, düşünüşü vb. şeyler  “kendini güvende hissetme ihtiyacı”nın dışavurumudur. Evin perdelerini sıkı sıkıya kapatma, ütünün fişini prizden çekip çekmediğini kontrol etme, konuşurken kelimeleri özenle seçme, gece belli bir saatten sonra dışarı çıkmama, sigortasını emekli olma umuduyla düzenli yatırma, para biriktirme, mal üstüne mal ekleme, kadrolu bir işe girmeye çabalama, gücün ve güçlünün yanında yer alma, üniversitede iyi bir bölüm okuma, iyi bir eş bulma, destekçisi olduğu siyasi partisinin iktidara gelmesi için çabalama, toplum içinde kabul görme uğraşı, bir topluluğun parçası olma, kendi gibi düşünen insanlarla hareket etme, içinde yer aldığı toplum gibi düşünmüyorsa da onlarla aynı düşünüyormuş gibi yapma bahsini ettiğim dışavurumların gözle en görülebilenleridir.

     

    Peki! Bireyin kendini güvende hissetme çabası ve ihtiyacı yanlış bir şey mi? İhtiyaçlarla donatılmış bireyin ihtiyaçlarını gidermeye çalışması tabii ve haklı bir harekettir. Ancak ihtiyaçlarını hangi yolla temin ettiği, etmeye uğraştığı önemlidir. Şayet birey kendini güvende hissetmek için adil olmayan, hiçbir değer, kutsal tanımayan güce dayanıyorsa, o gücün yaptığı her şeyi doğru kabul ediyor ve alkışlıyorsa ya da kabul etmiyor da ediyormuş gibi davranıyor ve alkışlıyorsa söz konusu bireyin uğraşı haksızdır. Böyle bireyler şahsi çıkarları uğruna önlerine hangi güç çıkarsa çıksın önünde tereddütsüz eğileceklerdir. Onlar hemen hiçbir zaman iradelerini kullanmazlar, kullanamazlar. Rüzgâr hangi yöne eserse o yöne savrulurlar. Erich Fromm’un Tur Yayınlarından Dr. Ayda Yörükan’ın çevirisiyle çıkmış “Hürriyetten Kaçış” eserinde Martin Luther’in De Servo Arbitrio broşüründen alıntıladığı söz oldukça manidardır:

     

    “ …Böylece insan iradesi, sanki iki kuvvet arasına sıkışmış bir hayvan gibidir. Karşısına Tanrı çıktığı zaman Tanrının istediği şeyi arzu eder ve onun istediği şekilde hareket eder; Şeytan yolunu kestiği zaman ise Şeytanın istediği şekilde ister ve hareket eder. Seçmek onun iradesi dışında kaldığı gibi, hangisine doğru gideceği hangisine ulaşmaya çalışacağı da ona bağlı değildir.”

     

    İnsanların tümü kendilerini güvende hissetmek isterler, güce ve güçlü olana dayanırlar. En alt sınıfın bireyleri de, en üst sınıfın bireyleri de aynı hissi yaşarlar. Ancak irade sahibi, bilgin insanlar doğru güce dayanmayı bilmişlerdir. Peygamberlerden, âlimlere; aydınlardan, filozoflara birçok örnek vermemiz mümkündür. Bunlar son ana kadar iradelerini kullanmış, kimisi en doğru, en güçlü olana yani Allah’a dayanmış, kimisi de bilgiden kuvvet almıştır. Bu nedenle hayatları boyunca onurlu, başları dik ve güven içinde yaşamışlardır. Bediüzzaman Said Nursi söz konusu bireylerin en güzel örneklerindendir. Üzerinde doğru dürüst bir ceketi olmamasına rağmen kendinde bütün kâinata meydan okuyacak gücü bulabilmiştir. Nereden geliyor gücünün kaynağı?

     

    Kendi değişiyle : “İman hem nurdur hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden kâinata meydan okur.” O öyle doğru bir güce dayanmıştır ki o güç onu ömrünün tamamında güvende tutmuştur.

     

    Yalan güce dayanan bireylerin ise hali haraptır. Onlar ne dünyada huzurlu ve güvende olabilirler ne de ahrette. Dayandıkları gücün kaynakları, zulüm, zillet, nefret, baskı, gözyaşı… Evvela sahibini bitirir bunlar. Onlar, yalan güce dayananlar, tarih boyunca lanetle anılırlar. Yaşadıkları çağda da her vicdan sahibince küçümsenirler. Dayandıkları güçler onları her iki cihanda da yalnız bırakır. Allah’ın (c.c)  Kur’an-ı Kerim’in Hud süresinin 13. ayetinde buyurduğu gibi  “ Zulmedenlere en ufak bir eğilim dahi göstermeyin! Sonra ateş size de dokunur. Sizin Allah'tan başka yardımcınız da olmadığına göre, sonra büsbütün yardımsız kalırsınız.” Günümüze bir bakın. Firavun, Nemrut, Hitler, Stalin, vb. yalan güçler ve onların takipçileri nerede? Her yalan güç ve bu güce dayananlar mutlaka hüsrana uğramışlardır ya dünyada ya ahrette. Belki dünyada biraz refah hayat yaşarlar, ama gerçek pişmanlık yurdu ahrette çok hayıflanacaklar.

     

    İnsanı en kahreden durumlardan biri de, yanlışa her yönüyle batmış irade yoksunu insanların ikide bir vicdan sahiplerinin pişman olacaklarını söylemeleridir. Kendilerini haklı görme yanılmasının nedeni de her şeyi maddiyatla, dünyayla sınırlandırıp, değerlendirmeleridir. 

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.