|   | 
  • Cevahir Kadri

    Yaza Yaza Bir Olalım

     

    Önceki hafta ele almaya başladığım bir konuyu, Türkçede yazım konusunu bu hafta da yazmaya söz verdiğim gibi devam edeceğim.

    Türkçede yazım birlikteliğinin sağlanması sorunu yeni değil. Osmanlıda da bu durum böyle idi; Cumhuriyet Dönemi’nde yapılan bunca kurumsal çalışmalara rağmen bu birliktelik bir türlü sağlanamadı.

    Yazım ve dil konusuna “siyasî” yaklaşılmadığı takdirde var olan sorunlar ortadan kalkacaktır. Birçok yazarında bu konuda yazdıklarına baktığınızda böyle bir sonuca varmanız mümkün.

    http://t24.com.tr/k24/internet sitesinin hazırladığı “dosya yazıları”nda yer alan yazarlar Ümit Kıvanç, AtillâBirikiye, Feyza Hepçilingirler ve Murat Yalçın Türkçenin kuralları ve yazımı, kelime kullanımı konusunda dikkate değer düşünceleri serdetmişler.

    Birbirinden farklı düşünceleri olmakla birlikte genel olarak yazarlar, kelime seçiminin bir yazarı düşünceleri bakımından sınıflandırmada tek ölçü olamayacağını, bundan dolayı eski, Osmanlıca – Bu da meşhur yanlışlardan bir kullanım. Zira Osmanlı diye bir millet yoktur ki Osmanlıca diye bir dil olsun. Bunun doğrusu Osmanlı Türkçesidir.- kelimelerden yerine göre kullanmanın duygu ve düşünceyi muhatabına ulaştırmada önemli olduğunu ortaya koyuyor adı geçen yazılarda.

    Konuyla ilgili olarak zihnimde tebellür eden, canlanan düşüncelerimi ortaya koymam gerekirse bunları şöyle sıralamak mümkün:

    Öncelikle, Türkçemiz ve yazım konusunda birlikteliğin sağlanabilmesi için siyasetin buna etkisinin azaltılması hatta hepten bundan kaldırılması gerekmektedir. Dünden bugüne bu husus gerçekleştirilemediği içindir bugün bu husus, karşımızda sorun olarak durmaktadır.

    Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk zamanında kurumsal olarak başlayan dil çalışmaları, sözlük çalışmaları, bu yazım ve noktalama çalışmaları zaman içerisinde zikzaklı, dalgalı bir seyir hâlinde devam etmiştir. Atatürk Dönemi’nde yeni alfabenin oluşturulması, yeni kuralların belirlenmesi, bunun yanında kelime bağlamında özleştirme çalışmaları, dilin yazımında ister istemez farklı anlayışların boy vermesine zemin hazırlamıştır.

    Atatürk’ün vefatından sonra bu çalışmalar, “öz Türkçecilik” şeklinde kendini göstermiş “arı Türkçe” düşüncesi etrafında örgülenerek devam ettirilmiştir.  Zaman içerisinde kelimelerin seçimi ve kurallara uyma biçimi kişilerin siyasi tercihlerini de ortaya koyması gerçeğine dönüşmüştür. Ya da tersi bir durum geçerli olmuştur.

    12 Eylül Darbesi ile birlikte Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu kapatılmış, kurum üyeleri de hâliyle bu görevlerinden uzaklaştırılmıştır. Daha sonra Milli Güvenlik Konseyi tarafından kurum yeniden açılmış, çalışmalara farklı bir kadro ile devam etmiştir. Önceki kadro ile yeni kadronun siyasî anlayışlarında, hayata, olaylara bakışlarında farklılık söz konusu olunca “eski” ve “yeni” dilcilerin ortaya koydukları birtakım kurallarda da farklılıkların ortaya çıkması kaçınılmazdı. Kaçınılmaz olan bu durum yeni TDK’nin ilk yayımı olan 1985 yılındaki İmlâ Kılavuzu ile kendini göstermiştir.“Eski” kadronun Ömer Asım Aksoy başkanlığında hazırlanan Ana Yazım Kılavuzu ise bir yandan kitapçıların raflarında yerini alırken diğer yanda da yeni TDK’nin kılavuzu da arzı endam ediyordu. Her iki kılavuzun karşılaştırılmasına yönelik akademik çalışmalar da yapılmadı değil. Ama bunların uzun yıllara varan katkıları elbette olmuştur fakat sorunun çözülmesi için yeterli olmamıştır.

    Zaman içerisinde takip edebildiğim kadarıyla her iki kılavuzun birbirine oldukça yaklaştığı söylenebilir. Bu konuda en büyük katkı kıymetli dilci Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın’ın başkanlığını yaptığı dönemde görev alan akademik heyet tarafından yapılmıştır. Bunu olayları ve olguları aklıselimle değerlendiren herkesin dillendirmesi mukadderdir.

    Mezkûr dönemde, farklı alanlarda yeni sözlükler hazırlanmış, farklı farklı alanlarla ilgili akademik heyetler oluşturulmuş, bu heyetler yaptıkları özgün çalışmalarla hazırlanan sözlükler dilimize kazandırılmıştır. En önemlisi de bütün sözlüklerin internet ortamına -genel ağ sayfasına, aktarılması olmuştur diyebiliriz. Çünkü internet ortamına aktarılan hem yazım kılavuzu hem de Güncel Türkçe Sözlük ve diğer sözlükler birçok kullanıcının elinin altında hazır hâle getirilmiş demektir.

    Bugün iletişimi sağlayan unsurların arttığı bir dönemde bilgilerin elektronik ortama aktarılmış olması çok önemlidir. Gerek akademik çalışmalar yapan gerekse dili kullanan herkesin erişimine bilgilerin açık olması dilin düzgün ve doğru kullanılmasında çok önemlidir. Ama yeterli değildir. Şöyle ki;

    Yazım konusunda herkesin bir şikâyeti var ama şikâyet ettiği konularda herkes birbirinden eksik. Herkes kuralını kendine göre koymuş ama ortak yazıma erişememekten yakınıyoruz. Oysaki her türlü görüş ve düşünceden oluşan bir akademik heyetin belirleyeceği, siyasetin başta da belirtiğim gibi bu heyetin üzerine baskısının sıfırlandığı bir ortamda kurallar belirlenmeli, herkes bu kurallara göre yazımlarını gerçekleştirmelidir.

    Yazım ve noktalama konusunda yazılan yazıları TDK’nin “yazım kuralları” açısından bir değerlendirmesini yapsak ortaya onlarca yazım yanlışı çıkacaktır. Edebiyatla bu kadar içli dışlı olanlar dili kullanmada bu kadar özensiz davranırsa öğrencilerin bu konuda nasıl tavır takınacakları dünden belli değil mi? “Ustalar taşın ardına saklanırsa, acemiler ne yapmaz ki!” Herkes bir vadide at koşturur, esas amacı birlik ve beraberlik, iyi bir iletişim ve anlaşma olan dil, bizi ayrıştırmaya başlar. Buna özellikle dikkat edilmeli.

    Yazım konusunun en önemli sorunlarından biri olan “şapka”da durum nedir? Sokak röportajlarında halka sorsak çoğunun dilinden “şapkanın kaldırıldığı”nı duyacaksınız. Evet, TDK’nin zikzak kararlarından biridir düzeltme işaretinin pek çok kullanımdan kaldırılmış olması. Ses esasına dayanan Türkçe yazımda işaretlerin azaltılmasına yönelik çalışmaların aslında anlaşmanın azaltılması anlamına gelmediği ne zaman anlaşılacak?

    “Mânâ” kelimesindeki “şapkaların” kaldırılması kelimenin doğru söylenmesini zorlaştırmıştır. Kelimenin birinci a’sı hem uzun hem kalın, ikinci a’sı ise hem hem uzun hem incedir. Radyo ve televizyonlarda, sokakta dinlediğimizde bugün kelime, “mana” şeklinde her iki a sesini de kısa söylediklerini görüyoruz. Aynı şekilde anlı şanlı “enkırmen”lerdenkelimelerin söylenişinde “katil” ile “kâtil” ayrımını yapamayanları gördükçe insan kahroluyor âdeta.

    Biraz daha özen gösterelim dilimize diyorum. Bu böyle olmayacak; biraz daha özen göstermezsek gelecekte ortada kural tanımaz insanların konuştuğu, ne idüğü belirsiz bir dil hâline gelmeden Türkçemiz, lütfen kelimelerin doğru ve yerinde kullanımına, yazımına biraz daha dikkat edelim. Bilhassa cep telefonlarında, internet ortamında, e-posta yazımında, sosyal medyada buna biraz daha özen gösterelim.

    ***

    Adana’nın Aladağ ilçesindeki yurt yangınında vefat eden öğrencilere Allah’tan rahmet, yaralılara şifalar diliyorum. Dayanılması zor acılarla imtihan olan, evlat acısıyla kavrulan kederli ailelere başsağlığı ve sabır diliyorum. Allah, başka acılar yaşatmasın, ülkemizin güneyinden ve güneydoğusundan şehit haberleri ile zaten yüreklerimizde dayanacak hâl kalmadı. Allah’ım, ülkemizin ve milletimizin üzerinde oyun oynayanların oyunlarını boz ve bizi razı olacağın bir hayat üzerinde sabit kadem eyle, dayanamayacağımız acılarla bizleri imtihan etme! Âmin.

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.