|   | 
  • Cevahir Kadri

    Yeni Müfredatla Verilmesi Hedeflenen Değerler

     

    Geçen hafta “Geleceğimizi Saran Yangınlar” başlıklı yazımızda gençlerimizin ilk ve orta öğrenimleri sırasında kazandıkları değerleri hayata atılınca çalışma şartları, iş ortamları, bireysel ilişkiler, toplumun baskısı vb. etmenler sebebiyle bu değerleri hayatlarına hayat kılamadıklarından bahsetmiş, bunu bir şekilde başarmamız gerektiğini, aksi takdirde gençlerimizi ve geleceğimizi yangınların saracağını belirtmiştik. Bu değerlerden adalet kavramı üzerinde de durmuştuk.

    Bu yazımızda Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yaklaşık bir ay önce açıklanan yeni müfredatla birlikte verilmesi hedeflenen diğer değerlerden bahsedeceğiz. Hemen söyleyelim ki müfredatın hedef kitlesi olan öğrencilerimize aktarmada en çok zorlanılacak kısım, değerlerin onların kişiliklerinde ete kemiğe büründürülmesi işidir. Bilgi öğretilir, kavranır, kullanılır. Zaman içerisinde unutulabilir. Yeri gelince, bir konuyla ilişkilendirilince onun yeniden hatırlanması söz konusu olabilir. Ama davranış ve tutumlarımızda somutlaşan değerlerimiz için böyle bir durum söz konusu değil. Onlar ya vardır ya yoktur; onlarda ara renkler mevzu bahis değildir. Şöyle örneklendireyim: İnsan sözünde, özünde, eyleminde ya doğrudur ya da değildir; yani ya doğrudan yanadır ya değildir. Zaman zaman gelgitler yaşayabilir mi yaşayabilir. Buna tamam ama genel davranış biçimi açısından toplamda o kişinin durduğu yer neresidir? Demek istediğim de tam budur.

    Müfredatta; “adalet, dostluk, dürüstlük, öz denetim, sabır, saygı, sevgi, sorumluluk, vatanseverlik, yardımseverlik” değerlerinin yanı sıra onlarla ilişkili olarak bazı tutum ve davranışlara da yer verilmiş. Yani programda “Hangi tutum ve davranışları sergilemiş olanlar hangi değerleri yaşamaktadır?” sorusunun cevabı somut bir şekilde verilmiş. Bu değerlerin öğrencilere nasıl kazandırılacağı da geniş bir şekilde izah edilmiş.

    Hemen belirtelim ki değerler konusunda, programlarda, kitaplarda, yönetmeliklerde, yönergelerde ne kadar açıklayıcı bilgi verilirse verilsin bunun çok da kıymeti harbiyesi yoktur. Değerler konusunda önemli olan, kısaca “örnek olma” diye niteleyebileceğimiz eğitimcinin, öğretmenin yaşayarak o değerleri “hâl diliyle” anlatmasıdır. Bu dille anlatılmayan değerlerin öğrencilerin hayatlarında bir karşılık bulması hemen hemen söz konusu değildir. Sigara içen birinin “Sakın sigara içme, sigara sağlığa zararlıdır!” demesinin muhatabına etkisi ne ise değerleri yaşamayan birinin de o değerleri öğrenciye anlatmasının etkisi odur. Çünkü eskiler, “En iyi tebliğ, onu yaşamaktır.”, “Baş nereye giderse ayak oraya gider.”, “Hizmet etmesini bilmeyen, efendilik edemez.” sözlerinde ne kadar da haklıdırlar. Tanzimat döneminin önemli isimlerinden olan Yusuf Kâmil Paşa da “Hükumet hikmet ile müşterektir/Vezir olan hakîm olmak gerektir.” der. Zaten programda da buna dikkat çekilerek: “Değer eğitimi, öğretmenlerle başlamaktadır. Öğretmen, değerlerin aktarımında model ve kolaylaştırıcı olmalıdır.” Şeklinde konu açıklanmıştır. Değerler, öğretmen tarafından yaşanırsa öğrenci de onu yaşamaya gayret edecektir.

    Kanaatimce müfredatta öğrencilere verilmesi hedeflenen değerlerden “adalet”ten sonra en önemli değer “sevgi”dir. Hatta denebilir ki her şeyin başında sevgi vardır. İnsan sevmezse o alanda başarı göstermesi mümkün değildir. Kâinat, sevgi üzerine yaratılmıştır. Her zaman dilimde pelesenk olmuş, güzel bir bestedir Zekâi Tunca’nın “Hayat sevilince, sevince güzel.” dizelerinin tekrar edildiği o muhteşem şarkısı. Orada da sevgi üzerinde durulmuştur. Ayrıca şu beyit de ne güzeldir: “Muhabbetten Muhammed oldu hasıl/ Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl?” İdareci, öğretmen, hizmetlisi hep sevgiyle davranmalı; öğrenci ister okulda ister evde, ister sokakta isterse sosyal medyada… Her nerede olursa olsun, sevgiyle karşılaşmalı, hayata atılmış kim varsa onlarda sevginin hayat kaynağı olduğunu görmeli. Programda, değerler eğitiminin bütüncül olarak ele alınması gerektiği ifade edilerek bu durum, “Değer eğitiminde kapsamlı bir yaklaşım benimsenmeli, aile, okul çalışanları ve toplumdaki insanlar eğitim sürecine dâhil edilmelidir.” şeklinde açıklanmıştır. Bütün bunlar olurken sevgiyi istismar edenlere karşı da öğrencilerin uyanık ve tedbirli olmaları gerektiği de ayrıca hatırlatılmalıdır. Peki, sevginin kişinin hayatında yer alıp almadığının belirtisi nedir? Programda bu biraz sınırlı tutularak “aile birliğine önem verme, fedakârlık yapma” şeklinde ifade edilmiş. Tabii burada “aile birliğine önem verme” sınırları belli olan bir değer. Ama “fedakârlık yapma” konusu biraz geniş, biraz da istismara açık bir yanı da söz konusu. Fedakârlık nedir? İnsan neden ve ne için fedakârlık yapmalıdır?

    Bugün için “özverili davranmak” şeklinde açıkladığımız fedakârlık etmek deyimi ile anlatılmak istenen nedir? Malda, makamda, sırada, görevde, ücrette vb. birçok alanda fedakârlık etmek söz konusu olabilir. Fedakârlığın yapılması gereken en önemli noktalardan biri herhâlde vatan için canından geçmektir. Atalarımızdan bize miras kalan en bariz örnek budur. Şehitlerimiz o gün savaşta hayatlarından vazgeçememiş olsalardı bugün biz ya hayatta olmazdık veya başka bir idarenin altında öz benliğimizden mahrum bir biçimde hayat sürüyor olurduk, ona hayat sürmek denirse… Tabii burada toplum olarak bilince ermemiz gereken noktalardan biri, fedakârlık yapılacaksa bunun topyekûn millet olarak yapılması gerektiği hususudur. Bunu şayet toplumun sadece bir kısmı fedakârlık yapar diğerleri de onun “nimetlerinden” yararlanmaya çalışırsa burada adalet olmaz; burada kul hakkı yenmiş olur. Zamanla toplumda büyük huzursuzluklar baş göstermeye başlar. Dikkatli olunmalı.

    Vatanseverlik, programın kazandırmak istediği bir diğer değer. İnsan hangi davranış ve tutumları sergilerse “vatansever” olur? Buna göre, “çalışkan olma, dayanışma, kurallara ve kanunlara uyma, tarihsel ve doğal mirasa duyarlı olma, toplumu önemseme” şeklinde özetlenen tutum ve davranışları sergileyen kişi vatanını seviyor demektir. Şurası önemli: Çalışkan olmadan üretemeyiz, üretmeyince ilerleyemeyiz. İlerleyemeyince başkalarının elinde oyuncak olmaktan kurtulamayız. O hâlde çalışmalıyız, başarmalıyız, üretmeliyiz. Vatanını, milletini sevmenin birinci yolu çalışmaktır. Daha, “dayanışma” içerisinde olmalıyız, birlik beraberlik içinde hareket etmeliyiz. Dayanışma içerisinde olmak birbirine “güvenmek”le mümkündür. Birbirine güvenmeyen, birbiriyle dayanışma sergileyemez. Dayanışma sergileyemeyenlerin de güçlü olmaları ve büyük işler başarmaları asla mümkün değildir. Bu bağlamda “dürüstlük” değerini ele almalıyız. Dürüstlük ama nasıl? Peki, dürüst olmanın belirtisi nelerdir?

    Açık ve anlaşılır olma, doğru sözlü olma, etik davranma, güvenilir olma, sözünde durma” gibi tutum ve davranışları sergileyebilenler, programa göre “dürüst insan” demektir. Kişi, bilhassa ikili ilişkilerde bir konuda ne düşündüğünü muhatabına açık ve anlaşılır biçimde açık etmelidir. Doğru sözlü olmalıdır, mesleki kurallara riayet ederek etik davranmalıdır. Güvenilir olma, sözünde durma da önemli davranışlardan. Bütün bu değerlerin birbiriyle bağlantısı var, elbette bunların birinde eksiklik, kesiklik söz konusu olursa değerlerin hayata ışık olmasında aksamalar, ışığının parlaklığında azalmalar, hayatın canlılığında pörsümeler var demektir.

    Sağlam bir vücuda bir virüsün girmesi ile vücut hastalanmaya başlar; eski kuvvet ve kudretinden düşer. Aynen öyle de evrensel değerlerle mücehhez, donanmış bir kişiliğin zaman içerisinde bu değerlerden vazgeçmesi, değerleri aşındırıcı tavır ve davranışlar içerisinde bulunması o kişinin ruh sağlığında birtakım rahatsızlıkların baş göstermeye başlaması demektir. Buna dikkat etmek lazım. Bu tür rahatsızlıkların baş göstermemesi için kişi, ciddi bir otokontrol sistemine sahip olmalı. Bunun yanında her zaman birbirilerine “hakkı tavsiye” edebilecekleri “hayırhah”ları olmalıdır. Bu, onların değerleri yaşamalarına kolaylık sağlayacaktır.

    Sözün özü, Millî Eğitim Bakanlığı değerleri öğrenciye kazandıracaksa başta -her seviyede olmak üzere-idarecileri, öğretmenleri “değerleri yaşama ve öğrenciye örnek olma eğitimi”nden geçirmesi lâzım. Bunun yanında toplumsal olaylar karşısında okulda, dairede, bakanlıkta hasılı devletin bütün kademelerinde, işyerlerinde topluma etki edenlerin bu değerleri hakkıyla yaşamaları gerekir. Örnek olmayan idarecinin, örnek olmayan öğretmenin değerleri çocuklara, gençlere, öğrencilere kazandırabilmesi asla mümkün değildir. En iyi tebliğin, anlatmanın o değeri yaşayarak hedef kitleye örnek olmak olduğunu bir an olsun hatırdan çıkarmayalım.

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.