|   | 
  • Kiralık Kalem (Satılık Değil Ama)

    ALLAH BİLMEZ ESRA EROL BİLİR

     

    Esra Erol’a göre, teyze kızına nikâh düşmezmiş.

    Esra Erol’un, Didem Aslan’ın ve diğer benzerlerinin yaptıkları sosyal(!) programlar, biz Müslümanlar için birçok açıdan zararlı olmaktadır. Ben konuya şimdi bir açıdan bakacak, diğer zararlarını sizin fehminize, basiretinize, ferasetinize bırakacağım. Bu arada, zararlı oldukları kabul edilse bile mezkûr programların yayından kaldırılamayacaklarını da belirteyim. Bunun sebeplerini araştırmayı da yine size bırakıyor ve konuma giriyorum:

     

    19.03.2024. Saat 18.18. Okumakta olduğum Kur’an-ı Kerim’i kapattım, çalışma masamdan kalkıp, iftarda ne çorbası içeceğimizi öğrenmek için oturma odasına, hanımın yanına geçtim. TV kapalıydı. Farkına varmadan elim kumandaya gitmiş. ATV çıktı karşıma. Esra Erol’un şu malum programı... Birbirinin kuzeni olan Erzurumlu bir karı-kocanın kavgası sahnedeydi. Bir veya iki dakika izlemiştim ki Esra Erol bir felsefe serdetti (O DA DİĞER BENZERLERİ DE BUNU HEP YAPIYORLAR. O PROGRAMLARIN BENCE EN BÜYÜK ZARARI DA BUDUR):

     

    -“Bence, teyze çocuklarına nikâh düşmez. Düşmemelidir de.

    Hoppalaaa! Salonda bir alkış koptu. Alkışlayan ellere ve o ellerin sahiplerine ne demek gerekir? Haydi bu sorunun cevabını da size bırakayım.

     

    Şimdi buyrun burdan yakın: Kâinâtın ve bizim yaratıcımız olarak iman ettiğimiz Allah ve O’nun Elçisi, “Kuzenler evlenebilirler.” diyor ama Esra Erol “evlenemezler” diyor.

     

    Müslümanız; Allah’ın dediğini mi Esra Erol’un dediğini mi kabul edelim ve uygulayalım? Doğrusunu Allah mı bilir, Esra Erol ve benzerleri mi? Salondakilerin alkışlamalarına bakılırsa, doğrusunu Esra Hanım bilirmiş. Allah’ın dediklerinin çoğunu çoğumuz duyamıyor, dinlemiyor ve bilemiyoruz maalesef ama buna karşın Esra Erol’u ve benzerlerini aynı anda milyonlarcamız duyuyor, dinliyoruz. Çoğumuz da câhiliz ya, kolayca ikna edilebiliyoruz, daha doğrusu idraklerimiz kolayca iğfal edilebiliyor. Belki de siz bile etkilenmişsiniz ve “Tabi canım, aslında Allah’ın emirleri, yasakları ve izinleri tartışılabilir. Bir de Esra Erol’a sormamız gerekir.” demeye başlamışsınızdır. N’olcak şimdi?

     

    Esra Erol iyi ki “Bence, teyze çocuklarına nikâh düşmez.” derken “bence” kelimesini kullandı. Böylece felsefe yaptığını belirtmiş oldu. Vahiy ile felsefenin ayrıldıkları en önemli kavşak da budur zaten: Vahyin ortaya koyduğu her hakikat (hattâ bütün semâvî dinler açısından bile) tektir, mutlaktır. Oysa felsefeciler daima “bence” derler ve asla bir ortak noktada buluşamaz, mutlak doğruyu bulamazlar. Felsefeci sayısınca “felsefe” ve “doğru” çıkar karşımıza. Peki Esra Hanım için, “Felsefecidir, ne yapsa, ne dese yeridir.” mi diyelim yani? Kazın ayağı öyle değil efendim; buna, Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkışmak denir! Sen kendi kendine mırıldanarak, Allah’ı inkâr ettiğini bile söyleyebilirsin; karışamayız. Ama ekran başında, çoğu câhil(bilgisiz) milyonlarca insanın fikirlerini bulandıracak, onların imanlarına halel getirecek cevherler yumurtlamaya hakkın yoktur. Sen kendinde böyle bir hak buluyorsan, Müslümanların da itiraz etme hakları olmalıdır. Ben işte bu hakkımı kullanıyorum şimdi.

     

    Dikkat ediniz lütfen; dinimiz, “İlle de kuzenler birbirleriyle evlensinler.” şeklinde bir emir vermiyor. Fakat evlenmelerine yasak da getirmiyor. Yasak başka şeydir, emir başka şeydir, tavsiye başka şeydir, izin başka şeydir. Sen kuzeninle ister evlen, ister evlenme, kime ne kardeşim! Ama Allah’ın yasaklamadığı, izin verdiği bir şeyi yasaklamaya kalkışma! Hele bunu milyonlarca insanın önünde yapma! Maalesef hep yapıyorlar. Çok derin ve genel bir yaramızdır bu; hep yapılıyor. Sapık felsefeler pompalanıyor... Birileri, kuş beyinli olduklarına bakmadan “bence” deyip duruyor... Muzır algılar oluşturuluyor... Geniş kitleler zırcâhil olduklarından, çoğu bilgi sahipleri ise korkak ve pısırık olduklarından, herhangi bir itiraz sesi de duyulmuyor. “Yahu mutlak doğruyu, mutlak güzeli ancak Allah bilir. Hariçten gazel okuyanlar da hadlerini bilsinler!” diyen yok. Köy köpeksiz yani. Sonuçta, şekil (1-a)da görüldüğü gibi sosyolojik bir bataklığa gömülüyoruz.

     

    Lokalden(özelden) genele geçeceğim: Tekrarlamış olayım; izin vermek ile emir vermek aynı şey değillerdir. Yasaklamak ise bu ikisine karşıt başka bir şeydir. MÜSLÜMAN İSEK şu kural ile hareket etmek zorundayız: Allah’ın emrettiği veya izin verdiği bir şeyi kimse (ve hiçbir mevzuat) yasaklayamaz. Allah’ın koyduğu yasağı ise kimse (ve hiçbir mevzuat) kaldıramaz.

     

    Bir somut örnekten gidelim: İslam’a göre av eti (belirli hayvanlar) yemek câizdir ve yani avlanmaya izin vardır. Ancak yanlış anlaşılmasın; zorlama vardır, demiyorum. Kimse size; “Herkes silahını alsın, ava gitsin, katliam yapsın.” demiyor. “Karnınızı doyurmak için avlanabilisiniz.” deniliyor. Son zamanlarda, canavar silahlar ve ağızları salyalı vicdansız iğrenç avcılar, av hayvanlarının canına okudu, hattâ bazı av hayvanlarının nesilleri kurudu. Vahşete karşı tedbir almak şarttır elbette. Sosyal medyada buradan hareketle ve biraz da duygusal ifadelerle; KEKLİK AVI YASAKLANSIN! ŞU AV, BU AV YASAKLANSIN! gibi paylaşımlar görmekteyim. O paylaşımları yapanların niyetlerini ve gayretlerini alkışlıyorum. Fakat yaptıklarının yanlış olduğu da ortada. Av ve avcılık mevzuatını yeniden düzenlesinler... Okey. Avlanma kurallarını yeniden belirlesinler, avcılığa ahlâkî bir disiplin getirsinler... Okey. Spor niyetiyle veya hobi niteliğiyle av yapanları engellesin ve cezalandırsınlar... Okey. Av hayvanlarını korumanın ve çoğaltmanın yollarını arasınlar... Okey. Belirli durumlarda, belirli sürelerle bazı hayvanların avlanmalarına yasak da getirilebilir. Okey. Ama kalkıp da “AV YASAKLANSIN.” denilemez. Allah’ın helâl kıldığını sen, bacak kadar boyunla, bit kadar aklınla haram kılamazsın. Allah’ın izin verdiğini sen engelleyemezsin. 

     

    Buyrunuz Kur’an-ı Kerime bakalım:

    “Bulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik).” (BAKARA, 57)

     

    “Hayvanlardan da (çeşit çeşit yarattı). Kimi yük taşır, kiminin yününden döşek yapılır. Allah'ın size verdiği rızıktan yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın (peşinden gitmeyin); çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.”  (EN’AM 142)

     

    “Hayvanlarda da sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakilerden size içiririz. Onlarda sizin için birtakım faydalar daha vardır; ayrıca etlerini yersiniz. Hem onlara ve hem gemiye yüklenirsiniz.” (MÜ’MINÛN 21-22)

     

    “Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar. Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar. Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi?” (YÂSÎN 71-72-73)

     

    Kimine binesiniz, kimini de yiyesiniz diye sizin için o yumuşak başlı hayvanları yaratan Allah’tır. Sizin için onlarda daha nice menfaatler vardır. Onların üzerinde gönüllerinizdeki bir arzuya erersiniz. Hem onlar üzerinde, hem de gemiler üzerinde taşınırsınız. MÜ’MIN 79-80

     

    İkinci bir somut örnek: MÜSLÜMANSAK... Şu âyet ve (değişik kaynaklardan değişik tercümeleriyle sunacağım) hadisler doğrultusunda hareket etmeyi, en doğru yol olarak görmemiz gerekir:

     

    “Ailene (ve ümmete) namaz kılmayı emret ve sen de ona sabırla devam et. Biz senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz sana rızık veriyoruz Güzel sonuç, takvâ iledir.” (TAHA, 132)

     

    “Çocuklarınıza yedi yaşındayken namaz kılmalarını söyleyiniz. On yaşına bastıkları hâlde kılmazlarsa kendilerini cezalandırınız, yataklarını da ayırınız.” (Ebû Dâvûd, Salât 26)

    “Çocuğa yedi yaşındayken namaz kılmayı öğretiniz. On yaşına bastığı hâlde kılmazsa, cezalandırınız.”  (Ebû Dâvûd, Salât 26; Tirmizî, Mevâkît 182)

     

    “Çocuklarınıza yedi yaşlarında iken namaz kılmalarını emredin! Onlar on yaşlarına basınca da namaz için vurun ve yataklarını da ayırın... Çocuğa yedi yaşındayken namaz kılmayı öğretiniz. On yaşına bastığı halde kılmazsa, vurunuz.” (Tirmizî)

     

    Amr İbnu’l-As (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: Çocuklarınıza, onlar yedi yaşında iken namazı emredin. On yaşında olunca namaz(daki ihmalleri) sebebiyle onları dövün, yataklarını da ayırın.” (Ebu Davud, Salât)

     

    “Elbette şunu hiçbirimiz, hiçbir ebeveyn atlamamalıyız:

    Kendisi hiçbir çocuğu dövmeyen ve onların dövülmesini istemeyen Peygamber aleyhisselâm, on yaşına bastığı hâlde namaz kılmayan çocukları, sadece eğitmek maksadıyla pataklamaya izin vermiştir. Resûlullah Efendimiz’in, dövme işini, ciddi mânada hırpalamak anlamında söyleyeceğini düşünmek mümkün değildir. Ancak şu mısraların da bir eğitim yöntemi olduğu inkâr edilmemelidir: “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir. Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.” (Ziya Paşa) Şüphesiz dövme işi, eğitim maksadıyla yapılacak ve ona ancak mecbur kalındığı zaman merhamet sınırları içinde başvurulacaktır.  Dövmeye gelene kadar izah etme, azarlama, tehdit etme, kulağını çekme gibi çeşitli eğitim basamakları vardır. Müslüman aile reisini pek çok âyetiyle terbiyeden sorumlu tutan Allah Teâlâ, aile fertlerine namazın emredilmesi üzerinde özellikle durmaktadır. Resulullah da bize bunun yolunu yöntemini öğretmiştir.

     

    Şimdi siz, bu bilgileri anlattıktan sonra, konu hakkında ne düşündüklerini Sayın Esra Erol’a, Didem Yılmaz’a ve benzerlerine sorun bakalım ne diyecekler? Aslında onlara yakışacak doğru cevabı ben söyleyivereyim: “Biz bilmeyiz, Allah ve Elçisi bilir.” Bunu derler mi?

     

    Sözünü ettiğimiz bu muhteremlere, karma eğitimin getiri ve götürüleri gibi, flört etmenin sosyolojik analizi gibi, karı-koca ilişkilerinin hangi esaslara göre düzenlenmesi gerektiği gibi, boşanma hukukunun nasıl olması lâzım geldiği gibi, miras taksiminin nasıl yapılması gerektiği gibi daha pek çok konuyu da sorabilirsiniz. Çünkü onlar bilirler! Her şeyi onlar bilirler! Fakat ben sormamanızı tavsiye ederim. Bilgileri kendilerine kalsın!

     

    Bir de şunu tavsiye ediyorum: Benim ÖZMİLLİ-HAYIRİST isimli bloğumdaki ALLAH BİLMEZ ONLAR BİLİRLER başlıklı yazımı da okuyunuz lütfen. Vesselâm.

     

    EHLİYETLİ OLMAYAN BİRİLERİNİN, KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARINI KULLANARAK EHİL OLMADIKLARI KONULARDA AHKÂM KESMELERİNE VE MÜSLÜMANLARA ZARAR VERMELERİNE hayır.

     

    Hayırist, esenlik dolu HAYIRLI günler diler.

     

    R. Serdar Özmilli

Kar360.com Kayseri-Trkiye ve Dnya gndemini takip edebileceiniz, nteraktif bir haber sitesidir. Yazlm ve Tasarm hizmeti www.tahamedya.com tarafndan yaplmtr.