|   | 
  • Cevahir Kadri

    Fena Âleminden Bekâ Âlemine

    Canım Annem,

    Yurdundan, yuvasından ayrılıp gurbete gidenler sıladan haber almak, gurbetten de haber vermek için mektuplar yazarlar, bilirsin, ama bir yıl oldu bu diyarlardan gidişin; hâlâ “ne mektup geliyor ne haber senden!”

     

    İlkokul yıllarımda ortaokul, lise, üniversite gibi eğitim basamaklarının varlığını bile bilmiyordum, bunu sen de biliyorsun değil mi anne? İlkokulu bitirdiğimde dayımın benimle kısmen akran olan oğlunun Kur’an kursuna gittiğini duymuştum, ben de oraya gitmek istiyorum diye “istillah etmiş”tim, mızmızlanmıştım. Rahmetli babam, -şimdi orada belki birbirinizi görüyorsunuz, birbirinizle görüşüyorsunuzdur- beni, köyümüzün alt komşusu Darıveren kasabasındaki kursa göndermek istediğinde “oğlan çocukluğum tutmuş”, ille de Denizli’deki kursa gitmek istediğimi söylemiş, bunda inat etmiştim. İnatlığımı, evimize yakın olan Hacı Sultan halamgile giderek sürdürmüş, bu perişân(!) hâlimi onlarla da paylaşmıştım.

     

    Hayata çocuk gözüyle bakmanın bir yansımasıydı belki o inat, belki yeni yerler görmek isteği, belki yaşadığımız köy hayatından uzaklaşmak isteği, belki de o güne kadar hiç binmediğimiz minibüse, otobüse binme merakıydı...

     

    Canım annem,

    Hayatının ne kadar zorluklar içinde geçtiğini bilirim desem pek de doğru söylemiş olamam. Zira hiç kimse kendisi kadar o hayatta neler yaşadığını, yaşarken neler hissettiğini asla bilemez. Baba evindeyken de hayatının içinde yörüklük, çobanlık olduğunu senin anlatımlarından biliyoruz. Yine anlatımlarından biliyoruz babamla hangi şartlarda ve nasıl evlendiğinizi; yokluk, yoksulluk, geleneğin bazı yanlış anlayış ve kavrayışları, şartları içinde hayat sürdüğünüzü… 

     

    Ölümün ilk sesini, Dudu ninemin vefatıyla duyduğumu hatırlıyorum. Ölümle ilk karşılaşmamın ilkokul hayatımın ilk yıllarına rastladığını biliyorum. 

     

    Rahmetli ninem, ben keçi gütmeye gittiğim o yıllarda bana Abbas deresi mevkiinden sırlañ, saya taşlarından getirmemi söylemişti. İlk getirdiğim taşı beğenmemiş, ertesi gün başka taşlardan getirmiştim, onu beğenmişti. En büyük ablam o yıllarda Dalaman taraflarına pamuk toplamaya giderdi. Oradan birer sandık portakal da getirirdi. Anlam yine oralardan, 1 litrelik boş zeytinyağı tenekelerini getirirdi. Ninem, o tenekeleri abdest almada kullanıyordu. Ocaklıda yanan ateşin yanına suyla dolu o tenekeleri koyar, abdest suyunu orada ısıtırdı. Ninem o taşları suya toz toprak kaçmaması için o tenekenin üzerine örtmede kapak olarak kullanırdı. Dudu ninemin ölümü, ölümün ilk acılı havasının benim çocuk ruhuma üflenmesiydi. 

     

    Canım annem,

    Ömrünün son yıllarına kadar, ekseriyetle, yetiştirdiğin üç kız üç erkek, altı evladını hep isimleriyle çağırdın. Aynı durumu babam için de söylemek mümkün. Bizler senden, bize oğlum, kızım demeni isterdik de ailedeki geleneksel anlayışın etkisiyle kaynananın yanında oğlum kızım demenin ayıp sayıldığını, hoş karşılanmadığını söylerdin. İlk yıllarında dilinin anılan sebeplerden dolayı alışmadığından belki, sonradan arada bir söylemiş olsan da genelde hep ismimizle çağırırdın bizleri. Bu konuda sana herhangi bir sitemde bulunmuyorum, bu senin kabahatin değil anne!..

     

    Canım annem,

    Bizi nasıl çağırdığının önemi yok artık, bunu biliyor, iliklerimize kadar hissediyoruz. Bizi nasıl çağırmış olursan ol; bizi canından çok sevdiğini, bizim için çok çileler çektiğini, meşakkatler, yorgunluklar içerisinde bir hayat sürdüğünü çok iyi biliyoruz!..

     

    Pırıl pırıl, güzellerden güzel üç kız evladından sonra soğuk bir bayram gecesi bir erkek çocuğu dünyaya getirdiğinde bilmem ki neler hissettin?.. Komşu köyden başka bir uzak köylere çörek toplamaya gidenlerin dönüşlerinde sulu karın, sulu sepkenin altında, soğuktan donup öldükleri o gece benim dünyaya gelmemle neler, ne zorluklar yaşadın kim bilir?.. 

     

    Yıllar yılı hayatımda, sözünü ne kadar tuttum, ne kadar tutmadım, ne kadar isteklerine aykırı davrandım bilmiyorum. Ama şu da bir gerçek: Gerek senden gerekse ablamlardan, sözlerinize aykırı hareket ettiğimde hep “Oğlan çocuğu değil mi?” diye karşılık gördüğüm de hatırımdadır hep, senin de öyle midir anne? Bunlar şimdi sadece tatlı bir hatıran olarak anıyorum, kahırlanma, dertlenme sözleri değil; olsa olsa yanımdaymışsın gibi bir dertleşme sohbetleri şimdi!..

     

    Bir keresinde, ilk çocukluk yıllarımda, rahmetli babamla bir yere gitmem gerektiği hâlde ben gitmemek için inat edince, o yıllarda köyümüzün önemli dini yapılarından olan mahalle mescitlerinin alt katındaki karanlık ahıra hapsetmiştin beni, elbette sadece korkutmak için!.. Seni o kadar çaresiz bırakmışım ki sen böyle bir tedbire başvurmak zorunda kalmışsın! Hakkını helâl eder misin, bilmem ki anne? 

     

    Aklımın başıma geldiği, ergenlik yılları sonrasında, bilinçli olarak seni üzmemeye gayret ettim hep, hatta kendim üzülsem ve bazı ufak tefek kayıplar yaşamış olsam da!.. Dünyalık hiçbir şey bir insan kalbini kırmaya değmez anne, bunu bilir bunu söylerim. Değil ki varlığımıza vesile, Yüce Mevla’nın “öf bile demeyiniz” buyruğuna muhatap annelerimizin kalbini kırmak!.. Anne kalbini kıranlar utansın!

     

    Canım annem,

    Bilirsin ve hatırlarsın, geçen sene Ramazan ayının ilk günlerinde hastalandığını duymuş, köye gelip de hâlsiz bir durumda olduğunu gördüğümüzde hemen hastaneye gitmemiz gerektiğini kardeşlerimle paylaşmıştım. Hemen 112 Acil’i aramış, Çameli’nden gelen sağlık görevlileri ilk önce Çameli Devlet Hastanesi’ne götürmüşler, orada birkaç tetkikten sonra Denizli Servergazi Devlet Hastanesi’ne kaldırmışlardı. 

     

    İmkânlar ölçüsünde, Denizli’de, hastanede her gün ziyaret etmeye gayret etmiştim; elbette, diğer kardeşlerim, gelinlerin, torunların da zaman zaman seni ziyaret ederek yalnız bırakmadılar, ihtiyaçlarını karşıladılar. Allah onlardan da razı olsun.

     

    Hastane sürecinde bazen Nöroloji bazen yoğun bakım ünitesinde bulundun. Doktorların, en son yoğun bakım ünitesine kaldırmak istediklerinde yoğun bakım ünitesinde yer olmayınca Özel Cerrahi Hastanesi yoğun bakım ünitesine naklini yapmışlardı. Oradaki doktorlar da ellerinden gelen gayreti elbette gösterdiler. Zaman zaman su içmekte bile zorlandığın oluyordu, suyu yutamadığını, suyun acı olduğunu hep söylüyordun. Demek ki dünyadan elini eteğini çekmeye başlamıştın o zamanlar, bizlerse belki biraz daha iyileşir mi umuduyla tedavini devam ettirmeye gayret ediyorduk.

     

    Canım annem,

    Seksen sekiz yıllık bu dünya hayatının son gecesi mübarek Cuma gecesiydi. O gece yoğun bakımda hayatın nasıl geçti, nasıl sabahladın, Cuma’nın eşref saati olan vakte kadar neler hissettin, ruhunu o eşref saatte nasıl teslim eyledin?.. bütün bunlar bize meçhul, bunları bizim bilmemiz asla mümkün değil. Hastanede tutulduğun için içten içe bize kızıp kızmadığını, keşke kendi evimde, yatağımda olsaydım da burada yalnızlık çekmeseydim, “üç gün yatak, sonrası toprak” deyip demediğini de bilmiyoruz. Hastane personelinin iyi davranmış olabileceğine hüsnü zannımız var. Bizler, senin iyileşmeni, biraz daha sağlıklı bir şekilde bir ömür sürmeni, yanımızda yöremizde annemiz olduğunu bilerek etrafında pervane olmayı hep istedik. Bunu isterken -Allah biliyor ya- sana da hiç eziyet vermek istemedik! Bilmeden eziyet verdikse de hakkını bize helâl eder misin canım annem?..

     

    Yokluğunda evin ışıkları bile yanmıyor annem, varlığınla aydınlık olan günlerimiz şimdi senssiz tıpkı ışıksız geceler gibi!..

     

    Canım annem,

    İlkleri yaşamak her zaman ya çok sevinçlidir ya çok üzüntülü. Sana hasret geçirdiğimiz bu Ramazan Bayramı da ilklerden. Kurban Bayramı’nda senin için hayır duanı yapmanın gayreti içinde olduğumuzdan çoluk çocuk, evlat torun hep birlik ve beraberlik içindeydik; yine seninleydik, aramızda âdeta sen vardın… Ama bu Ramazan Bayramı’nda yokluğunun acısını derinlerimizde hissettim, hissettik anne! Biliyor musun evine bile giremedim anne! Akşam vakti pencerene baktığımda ışıkların yanmıyordu, “Annem bugün ne kadar da erkenden yatmış!..” dedim kendi kendime!..

     

    Canım annem,

    Uslu uslu yetiştirdiğin evlatların olarak hiç kavga etmedik, hiç kavga gürültü yaşamadan bize bıraktıklarınızı paylaştık anne!.. 

     

    Şimdi emeklilik hâlleri yaşıyorum anne. Sen de bu dünyadan emekli olup ahiret yurduna hicret eyledin. Rabbim hicretini kabul eylesin, mekânın cennet, makamın âli olsun; her zaman dualarımızdasın canım anneciğim.

     

    Bu çok uzun mektubumu henüz yazarken okumuşsundur belki; Rabbim bizleri İki Cihan Güneşi Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi vesellem) Livaü’l-hamd Sancağı altında ve Cennette bir ve beraber eylesin, buluştursun, günahlarımızı af ile cehennemden azat eylesin!

     

    Aziz ruhun şâd, mekânın cennet olsun canım anneciğim!..

Kar360.com Kayseri-Trkiye ve Dnya gndemini takip edebileceiniz, nteraktif bir haber sitesidir. Yazlm ve Tasarm hizmeti www.tahamedya.com tarafndan yaplmtr.