|   | 
  • Gökhan Bozkuş

    Takvim Değişirken

    Yeni yıl dediğimiz şey aslında çok tuhaf bir kavram. Bir sabah uyanıyoruz ve dün “henüz” dediğimiz her şey, bugün “artık” oluyor. Saatler aynı saatler, sokak aynı sokak; ama takvim yaprağı değiştiği için bizden de değişmemiz bekleniyor. Kim bekliyor, bilinmiyor. Belki kimse. Belki herkes...

    Yeni yıl muhabbetleri bana hep biraz yarım kalmış cümleleri hatırlatır. İnsanların birbirine bakıp “Bu yıl…” diye başlayıp sustuğu o anı. Devamı bazen dile gelmez çünkü dile gelince küçülecek gibi olur. Söylenmeyen hedefler, tutulmayan kararlar, içten içe bilinen ama yüksek sesle telaffuz edilmeyen yorgunluklar…Oysa yeni yılın asıl meselesi hedefler değil, sorular olabilir. Cevaplarıyla övündüğümüz sorular değil; bizi huzursuz eden, yerimizde durdurmayan, gecenin bir yerinde “acaba?” dedirten sorular!..

    Mesela şunu hiç soruyor muyuz:

    Biz gerçekten değişiyor muyuz, yoksa sadece değiştiğimizi mi sanıyoruz?

    Takvim bize çok iyi bir bahane sunuyor. “Eski yıl” deyip geride bırakmak istediklerimizi, sanki gerçekten arkada kalmış gibi düşünüyoruz. Ama insanın içindeki bazı cümleler takvimlere pek aldırmıyor. Aynı korkular, aynı ertelemeler, aynı “bir gün mutlaka”lar; hepsi yeni yıla da bizimle geliyor. Bavulsuz ama ısrarcı. Belki de mesele, yeni yıldan bir şeyler istemek değil. Belki mesele, kendimize şu soruyu sorabilmek:

    “Ben bu hayatta neyi artık savunmuyorum ama hâlâ yapıyorum?”

    Bu sorunun cevabı genelde sessizdir. Çünkü cevap bir yerden sonra karakterimize dokunur. Alışkanlıklarımızla yüzleşmek, pişmanlıklarımızdan daha zordur. Pişmanlık geçmiştir, alışkanlık ise hâlâ bizde yaşıyordur. Herkes daha çok koşmayı, daha çok başarmayı, daha çok olmayı ister. Ama kimse durmayı istemez. Oysa bazen durmak, en radikal karardır. Kendi iç sesini, o araya kaynayıp giden küçük huzursuzluğu duymak için. Daha çok sevilmek ister herkes sevmek sözcüğü kenarda beklerken. Daha çok aranmak ister aramak sözcüğü lügatten silinmişken.

    Belki de yeni yıl, büyük değişimlerin değil; küçük fark edişlerin zamanıdır.  Bir suskunluğu doldurmaya çalışmamanın. “Ben böyleyim” demeden önce iki saniye durmanın. Yeni yıl, bize bir şey öğretmek zorunda değil. Ama belki bir şeyi görünür kılabilir. Mesela yıllardır sormadığımız bir soruyu. Ve belki de en rahatsız edici olanını:

    Ben, bu hayatın neresindeyim, gerçekten?”

    Cevap şart değil. Zaten bazı sorular, cevap için değil; uyanık kalmak içindir. Ziya Osman Saba gibi bir iç döküşle sorabilmek...

    “Bilemiyorum yıllardır neredeyim?

    Her gün yediğim ekmek, susayıp içtiğim su,

    Kolundan tutup gitmek istediğim kadın,

    Yaşamak kaygısı, gök hasreti, ölüm korkusu,

    Ve Rabbim senin adın!

    Yıllar var ki içindeyim hayatın.

    Anıyorum gençliğimi, özlüyorum çocukluğumu,

    Fakat bilemiyorum yarını.

     

    Bilemiyorum Rabbim, maksadını, kararını.

    Hepimiz işte dünyadayız,

    Yataktaki hastamız, topraktaki ölümüz;

    Neyiz, ne olacağız?

    Bir şey bilmiyorum... Nefes almaktayım yalnız.

    Rabbim! beni yaratmışsın,

    İnsan şeklinde görünüyorum,

    Terlerim yazın, üşürüm kışın,

    Düşünüyorum, düşünüyorum...”

Kar360.com Kayseri-Trkiye ve Dnya gndemini takip edebileceiniz, nteraktif bir haber sitesidir. Yazlm ve Tasarm hizmeti www.tahamedya.com tarafndan yaplmtr.