|   | 
  • Nurettin Bilgen

    CESUR YÜREK, TEMİZ KÂLP!

    Selamların en güzeliyle! Bazı zamanlarda sabahları erkenden kalktıktan sonra hemen yakınımızda yer alan Kent Ormanında çok değerli bir komşumla yaklaşık bir saat yürüyüş yapıyoruz. Günün en değerli vakitlerinde ayakta olmak, yürümek ve güneşin doğuşunu seyretmek bambaşka bir enerji ve zevk veriyor bana. Sanırım herkes ve sizler de aynı enerjiyi ve zevki hissedip alıyorsunuzdur. Önceleri eğitimci olan şimdi ticaretle meşgul olan ve benden yaşça büyük olan çok değerli komşum Bahattin Bey ile bugünkü yürüyüşümüz sırasında koyu ve zevkli muhabbete dalmıştık. Bir ara muhabbet, “cesur yürek ve temiz kalp” konusuna geldi.

    Yakın zamanda Denizli’nin merkeze çok uzakolan bir ilçesinde yaşayan arkadaşı Abdullah ile onun iş ortağı Cemil Bey arasında geçen ilginç bir olayı anlattı bana. Ben de bu örnek olayı dinleyince sizinle paylaşmaya karar verdim. Olay tam bir temiz kalp, doğruluk örneği idi. Şöyle ki;

    Abdullah Beyve ortağı Cemil Bey, Denizli’nin bu yayla özelliğindeki ilçesinde temiz ve soğuk kar sularının fışkırdığı gür akarsu kaynaklarının kenarlarında yıllar önce kurdukları tesislerde alabalık üretip iç ve dış piyasaya satıyorlardı. Uzun süredir iş yapan bu iki ortak arkadaştan Abdullah Bey dindar ve muhafazakâr bir yapıda biri iken; Cemil Bey dünya görüşü olarak ondan çok farklı olup dini hayatın uzağında bir anlayış ve yaşayışa sahipti.Fakat ikisi de çok saygın ve olgun bir kişiliğe sahip idi. Yakın zamana kadar da asla bir sorun yaşamadılar. Son zamanlarda ise Abdullah ve Cemil Beylerin arası bir konuda çıkmaza girdi; bu sebeple Abdullah Bey ortaklıktan ayrılma kararı alıp ortaklık hissesini satışa çıkardı. Cemil Bey ise Abdullah’ın bu kararına önce vazgeçirmeye çalışsa da sonra saygı duydu. Abdullah Bey’in ortaklık hissesine 3,5 milyon lira teklif ile bir müşteri çıktı. Ardından ortağı Cemil Bey ise 4,5 milyon lira teklif verdi. Abdullah bu duruma sevindi ancak Cemil’e niçin sonradan 1 milyon lira fazla vererek teklif yaptınız?  Önceden 3,5 milyon teklifi siz yapsaydınız size de verirdim! diye söyleyince Cemil Bey şu cevabı verdi: “Biz seninle uzun yıllar ortaklık yaptık ve para kazandık, ilk teklifi ben yapsaydım ucuza alıp size zarara uğrattığımı düşünecektiniz. Bu nedenle önce başkasının teklifini bekledim ve gerçek değerinde bir teklif verdim.” der.

    O hafta iki güzel olay daha olur bu iki güzel kalpli dostların hayatında.Birincisi, Amerika Birleşik Devletleri’nden Cemil Bey’in firmasına 500 ton alabalık siparişi gelir. Diğeri de aynı ilçede bir petrol istasyonu satışa çıkar Abdullah Bey de onu 2 milyon 800 bin liraya satın alır ve elinde 1milyon 700 bin lirası daha kalır.

    Hani doğruluk ve fedakârlık örneklerini hep tarihten veririz ya bu sefer günümüzden vermek istedim sizlere. Doğruluk, cesur yüreklerde ve güzel kalplerde yeşerir, diyorum.
    ***

    Mingeçevir Ovası’ndan Bakü’ye Uzanan Yolda

    Kafkasların giriş kapısında Batum’dan bir basamak yükselerek Tiflis’e gelmiş ve orada çok güzel bir gün geçirmiştik. Şimdi Tiflis’te Kenan Bey ve Hasan’a veda ettiğimiz noktadan seyahatimize devam ediyoruz, Bakü’de bizim yolumuzu merakla bekleyenler var.

    Tiflis’ten kuşluk olmadan ayrıldık Rustavi şehrine doğru ilerledik. Gürcistan, Azerbaycan sınırındaki tarihi Kırmızı Köprü’yegeldik. Burada Kür Çay’ı yani Kura Nehri üzerindetarihi Kırmızı Köprü yeralıyordu. Üst kısmı kırmızı tuğladan yapıldığı için bu ad verilmişti. Bu köprünün bir tarafında Gürcistan, diğer tarafında ise Azerbaycan’ın gümrük kapısı vardı. Burada gelerek pasaport işlemlerini yaptırdık. Arkasından Gence yönüne doğru ilerledik.

    Zaman zaman bir coğrafyacı olarak mütevazi ekibime bilgi vererek,“Ermenistan sınırına 5 km kadar yakınız, batı tarafımızdaki güneye doğru devam eden sıradağlara Küçük Kafkas Dağları, doğu tarafımızda ise MingeçevirOvası var, Onun da kuzeyini çevreleyen, güneye doğru Apşeron Yarımadası’na kadar uzanan dağlara ise Büyük Kafkas Dağları denir.” diye anlatıyordum.

    Can Azerbaycan

    Türkiye dışında üç ülkeyi kapsayacak olan bu güzel gezimizin en önemli ve nihai hedefini ta en başından, Azerbaycan olarak belirlemiştik. Bu güzel ülke Kafkasların en büyük ülkesi olup tarihsel, etnik ve kültürel bağlarla âdeta çok yakın akraba olduğumuz bir ülke idi. Bunun verdiği ferahlık ve dinginlik bize âdeta ikinci vatanımızda olduğumuz hissi ve heyecanını vermişti. Az sonra bu duygu ve heyecanın bir miktar yara alacağını ve bize pahalıya mal olacağını nereden bilebilirdik.

    Beyaz spor arabamızla Azerbaycan’ın önceki başkentlerinden olan kültür şehri Gence’yi henüz yeni geçmiş, yola devam ediyorduk. Batı tarafımızda Küçük Kafkas Dağları, doğu tarafımızda ise Büyük Kafkas dağları uzanıyor, biz ise Minge Çayırı’nda, düz bir alanda yola devam ediyoruz. Tam bu sırada, kara yolu üzerinde, önümüze onlarca koyunu olan ve at üzerinde onları takip edip götüren bir çoban çıktı. Ben de arabayı yol kenarına çekip arabadan idim ve fotoğraf çekerek bu manzarayı kaydettim. Arabaya binip sürüyü geçmiştim ki bizi izleyen bir yol polisi bize yaklaşıp arabamızı yolun kenarına park etmemizi istedi. Ardında evrakları alıp yanına gelmemi istedi. Maalesef yolun kenarına çekilip fotoğraf çekmemi ceza sebebi saydı ve yüklü bir ceza yazdı. Biz kültür elçisi ve misafir olduğumuzu söylesek de bunun için maddi bir bedel ödemek durumunda bırakıldık. “Olsun be, biz akrabayız.” deyip yine yola koyulduk. Kim bilir hangi güzel sürprizler bekliyordu bugezide bizi, nice dostluklar kurulacak, nice akrabalıklar oluşacak ve nice ziyaretlerle yeni yârenler tanış olacaktı. Onun için bu yola koyulurken“Birçok Sevdadır Gezmek” başlığını koyduk. Ömer ve Seyyare için çıktığımız bu yolda Hasan ve Habibe’nin hayırlı işinin doğacağını, Bakü’de Özgür ile Elvira’nın nişanına şahit olacağımızı nereden bilebilirdik? Yusuf ile Ramile’nin düğün hazırlıkları telaşına nereden ortak olabilirdik, Bayram Hoca ile Ulviye’nin mutlu evliliklerini ve bize çay davetlerini nerede yaşayabilirdik?

    Trafik ekibinden ayrılıp Bakü’ye doğru devam ettik. Dört bir yanımız, sonbaharın ilk günlerinde ılık bir hava eşliğinde güneşli bir gün yaşıyordu. Yol kenarlarında narlar olgunlaşmış, bazı noktalarda tezgahlarda nar, bazılarında ise Mingecevir Barajı’ndan veKura’dan tutulan yayın, sazan gibi balıklar satılıyordu. Öyle ki tezgâhın önünde iki direk arasına gerilmiş ipte asılı mısır kozalakları gibi balıklar sallandırılmış müşterilerini bekliyordu.

    Epey bir süre yola devam etmiştik ki, biraz dinlenmek ve karnımızı doyurmak için bahçeli bir dinlenme tesisine geldik. Bu tesis, küçük bir ırmak kenarında ağaçlık park alanı gibiydi. Yeşillikler arasında oturduk, ardından aperatif yiyecekler ve bir demlik çay siparişi verdik.

    Yorgunluğumuzu biraz gidermiştik ki; Ömer, sık sık arayarak nerede kaldığımızı sormaya;üç gündür yollardasınız, beklemekten sıkıldım ne zaman geliyorsunuz, diyerek sitem makamında konuşmaya başladı. Haklıydı da; yola tekrar çıktık, ancak Gence-Bakü otoyol inşaatı devam ettiği için(2008yılı) maalesef yolda ilerleyemiyorduk. O yüzden Hacıbayramlı’da güneş battı. Hepimiz, Ömer’in daha fazla beklememesi için bir an önce Bakü’ye ulaşmak istiyorduk.

    Bakü’ye çok yaklaşmıştık. Sol tarafta BTC ana istasyonu vardı, rafinerideki bacalar alev püskürüyor ve etrafı aydınlatıyordu. Ömer “Hocam, sanırım Bakü’nün girişinde petroldesiniz küçük bir Bakü yazısı gelecek şimdi.” dedi.  “Evet aynen öyle, şimdi sağ tarafta Bakü yazısı geldi!” dedim. Ömer, “Tamam hocam, siz devam edin.Ben sizi 5 km kadar sonra ışıklı kavşakta bekleyeceğim.Oradan da 20 Yanvar’a gideceğiz.” dedi. Kısa süre sonra Bakü, tüm ihtişamıyla göründü. Sağ tarafımızda Hazar Denizi karşımızda ve solunda Bakü bir süre daha devam ettik. Bakü’nün gece görünüşü bizi bir hayli etkiledi. Birkaç gün Bakü’de kalıp doya doya gezeceğiz, belki de Hazar Denizi’nde de gemiyleküçük bir gezintimiz olacak, ama öncelikle Ömer’in bizi karşılaması, ardından onunla hasret gidermemiz ve bir süre istirahat etmemiz gerekiyor. Ardından SeyyareHanım kızımızı ve ailesini, Yusuf Abi ve Zeynep Müellimi ziyaret edip tanışacağız. Bu uzun yolda, aracımız bile yorulmuştu; onu da bakıma vermemiz gerekecek.

    Haftaya Bakü’den, çok hoş hatıralarla beraber olmayı diliyorum, sağlıcakla kalın cesur yürekli ve pırlanta kalpli dostlarım.

    Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez!” M. Emin RESULZADE

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.