|   | 
  • Cevahir Kadri

    ‘Hoşçakal Şehir’

    Şehir sizi bıraktığınız izler kadar tanır. Siz de şehri taşıdığınız anılar, izler kadar seversiniz.

     

    Yüksek binalarla, geniş caddelerle, marketlerle, mağazalarla doludur diye bir şehir güzel olmaz; modern olur belki, ama, güzel olmaz. Şehri güzelleştiren ya da çirkinleştiren; içinde yaşayanlar ve yaşananlardır..”  diyor yazar Emir Kalkan, “Hoşçakal Şehir” adlı eserinde.

     

    İnsanın bir yolcu olduğu, bir yerde sürekli olarak ikametinin söz konusu olmadığı, hâsılı kendisi de fani olan bu dünyada ölümsüz olmadığı kadim bilgiler ve gerçeklerdendir. İnsan, kendini buna göre konumlandırmalıdır.

     

    Dünya hayatına gözümüzü açtığımız şehri genel olarak memleket kabul ederiz. Bu, her zaman böyle olmaz tabii. Modern hayatın şartlarının bir gereği olarak insan, sürekli bir taşınma telâşesi içerisindedir. Bilhassa devlet memuriyetinde bulunanlar, memuriyet hayatında en azından iki üç kez farklı bir şehre veya meskene taşınma ameliyesini gerçekleştirmişlerdir.

     

    Her taşınma birçok değişiklikleri beraberinde getirir. Eski çevre ve ona ait ne varsa bir elekten, süzgeçten geçirilir. Bazı eşyaların hayatımızdan çıkarılması gibi bazı isimlerinden de defterlerden, gönüllerden silinmesi söz konusu olur. Bu ister istemez gerçekleşir, kişi kendini buna pek de zorlamaz, ama gerçekleşir bu işlem.

     

    Her taşınma, insanı birçok yönden yıprattığı gibi eşyalar da bu yıpranmalardan nasibini alır. Derler ki “Eşyaların ömrü üç taşınmada sona erer.”, elhak doğrudur, bunu yaşayarak görmüş, bu bilgi nezdimizde ilme’l, ayne’l, hakka’l-yakin olarak muhkemlik kazanmıştır. Mücerreptir, tecrübe edilmiştir yani!

     

    Şehre değer katmak

     

    On altı sene önce ayak bastığım bu şehirden on gün öncesi itibariyle ayrıldım, ama veda etmedim. Ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim, havasını teneffüs ettiğim bu şehre on altı yıl zarfında -öğünmek gibi olmasın- çok şey kattığımızı düşünüyorum. Kültür ve sanat alanında, bilhassa kitap okuma ve okutma hususunda Türkiye’nin gıptayla baktığı yetmiş iki şehirden resmi ve özel birçok okuldan her yıl iki binin üzerinde öğrencinin bu şehre geldiğini gerek yerel ve gerekse Ulusal 100 Temel Eser Kitap Okuma Yarışmaları kapsamında dokuz sene zarfında, yüz bine yakın öğrenciyi kitapla buluşturduğumuzu ifade etmeden geçemeyeceğim.

     

    Öğretim yılı boyunca belirli gün ve haftaları, bilhassa 21 Mart Dünya Şiir Günü ve Kütüphaneler Haftası’nı öğrencilerimizin kitap ve kültürle, yazar ve şairlerle buluşması için bir fırsat bildik ve her yıl kültür günlerinde en az beş, şiir gününde ona yakın yazar ve şairimizin öğrencilerle bir araya gelmesini sağladık.

     

    Bahsi geçen bu çalışmalar, hiç şüphe yok ki şehre sunduğumuz katkılar denizinden birkaç damladır. Eğitim öğretim adına bakış, ufuk, anlayış ve değerlendirme bakımında şehrin maarif hizmetinde kalitenin çok da fark edilir bir şekilde yükseltildiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Toplumdan nitelikli insanlar çekilip alınca geriye sadece ve sadece onları kötü taklitleri kalır. Bu insan için böyle olduğu gibi eşya içinde geçerli bir durumdur.

     

    Kısmen “arabesk” olarak değerlendirilebilecek o türkü aklıma geliverdi nedense. İbrahim Tatlıses’in söylediği o “Yalnızım” adlı türküde “O eski hâlinden eser yok şimdi!” diye tekrarlanan sözleri halimizi, ahvalimizi ne de güzel anlatır değil mi?.. Evet, o eski güzelliklerden eser yok şimdi, hoyrat bir poyrazın esmesiyle nice güzellikler “hamazla” uçup gittiler!

     

    Şehir, şehir!.. Gördüğün gibi, senden alacaklı olarak gidiyorum şimdi. Ödemeyi ne zaman yaparsın onu bilemem. Helâllleşmeler için dünyada vardır bir mahkeme, bir de ahirette vardır bütün kararların da hesaba çekildiği bir mahkeme. Asıl helâlleşme o zamandır ve orada gerçekleşir! Çünkü orada asla haksızlık yapılmaz. En doğru şekliyle hakkını herkes ancak orada alabilir.

     

    Gönlü güzel insan Emir Kalkan

     

    Evet, herkes karar alır, en azından, alma hakkına sahiptir. Bazılarının aldığı kararlar sadece kendisini etkiler, bazılarınınki de binleri, yüzbinleri belki de milyonları etkiler. Bu düzeydeki karar alıcılar hak ve hukuktan, doğruluk ve adaletten uzak kararlar almışlarsa vay onların hâline!

     

    Bu şehirde tanıdığım, gönlü güzel, kendi güzel insanlardan biriydi Emir Kalkan. Altı yıl önce (30 Temmuz 2015) aramızdan ayrılan, merhum Emir Kalkan “ağabey”den yeterince istifade ettiğimi söyleyemem. Bu istifade etme, edememe, biraz da zaman-imkân meselesi!.. Herkesin bir mesaisi ve hayat programı var. Haliyle insan önce o programa yoğunlaşıyor, dünyası o anda küçülüyor, küçülüyor; o dünyanın dışında olup bitenleri fark edemeyebiliyor.

     

    Eğitim ve öğretimi, öğretmenliği, edebiyat öğretmenliğini severek ve merhum Nurettin Topçu’nun anlayışı ve değerlendirmesi çerçevesinde sınıfa girerken bir mabede girer gibi girme, ders anlatırken bir ibadet rüknünü yerine getirme duygu ve düşüncesi ile hareket etmeye gayret ettiğimi söyleyebilirim. Bunu istenilen ölçüde başarabildim mi, onu da muhataplarım olan öğrencilerim ve dolayısıyla velilerimiz söyleyecektir. Gerek eylemlerimiz gerekse söylemlerimiz her şey kayıt altında, Kiramen Kâtibin tarafından kayıt altına alındı, silinmez, bozulmaz “harddisklere” kayıtları yapıldı her şeyin. Allah bes baki heves, madem Allah var, gam keder yok!

     

    Merhum Emir Kalkan “abi”nin biribirin güzel eserleri var. Her bir eserinde bu şehrin farklı bir dokusunu, damarını, insanını, özelliklerini edebiyatın gerçekliğine taşıyarak anlatmış. Onun bu güzel eserleri sayesinde bu şehri daha iyi tanıma imanı elde ettiğimi düşünüyorum. O bu şehri, hem başkasına hem de bu şehirliye en güzel anlatan velut bir kalemdir.

     

    ‘Hoşçakal Şehir’

     

    Hoşçakal Şehir”, Emir Kalkan’ın hikâye tarzında kaleme aldığı, bu şehre ait karakterlerin ve vakitlerin yer yer tatlı bir üslupla anlatıldığı güzel bir eser. Öykü tadında, şehre ait kültürlenme yolculuğuna çıkmış olmanın keyfini yaşıyorsunuz. Bir de elbette geçmişe yolculuk söz konusu. Teknoloji ve internet birçok bakımından insana nimetler sunsa da bazı değerleri de alıp götürür; bu da bir gerçektir. Yazar Emir Kalkan, bu eserinde geçmişin sayfalarında tozlanıp giden, maziye dair güzelliklerin unutulmaması için onlara birer nişan taşı dikivermiş. Dikivermiş de bu şehirde birbirinden güzel böyle değerlerin yaşamış ve yaşanmış olduğunu onun “öykü”lerinden öğreniveriyoruz.

     

    Mazaka, Gün Batımı Kayseri, Ramazan, Biz Çocukken, Kayseri Kasap Alayı, Dede Suyu, Yaman Dede, Godoş Ali, Hacı Bey, Döne Bibi, Erkilet, Deli Yusuf, Kocabey, Merzuka Hala, Tilki ve Âşıklar Kahvesi gibi nice öyküler bu eserde yer almaktadır.

     

    Emir Kalkan, “… şehirli olmak için şehirde doğmak yetmiyor. Şehri sevecek ve [şehirle] ilgileneceksiniz. Gazetesini okumadan, televizyonunu izlemeden, yeşilini, taşını, toprağını, kültürünü, tarihini korumadan, [onlarla] hemhal olmadan, sorunlarıyla ilgilenmeden şehir sevilir mi?” derken şehirli olma konusunda ne kadar da haklıdır!..  Kalkan haklı olmaya devam ediyor: “Şehri sevip sevmemeyi, şehirle ilişkiniz belirler. Şehir sizin bakışınıza göre büyüktür, küçüktür, iyidir, kötüdür, sosyaldir, değildir.

     

    Ama şehirlerde sevdalarınız, yürek atışlarınız, hasretleriniz, dertleriniz, acılarınız, silinmez anılarınız varsa; o şehrin sizin için değeri başkadır.

     

    Emir Kalkan abinin belirtmiş olduğu bu hususların hemen hemen hepsiyle alakalı olarak bu şehirle bir bağımın olduğunu, on altı yıl zarfında oluşmuş olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim. “Birinci Dünya Savaşı’nı gören ihtiyardır.” derler. Birinci Dünya Savaşı’nı görmesek de ona yakın nice olayları görüp yaşadık bu şehirde, bu şehir biraz da ihtiyarlattı bizi! Son yedi sekiz sene zarfında yaşananlar kimi ihtiyarlatmadı ki!..

     

    Evet, “Ya şehrin sizde izleri olmalı ya da sizin şehirde [izleriniz].. yoksa ne bağınız olabilir ki şehirler.. Bir misafir gibi yaşamışsanız, sevemezsiniz o şehri. İlle de ev sahibi olmanın gerekir; yani şehrin sahibi..” anlayışıyla hareket ettiğimi düşünüyorum. Yukarıda birkaç damla anlattıklarım bunun elbette şahitlerindendir. Elbette, merhum Emir Kalkan abi de! Rabbim mekânını cennet, ruhunu şâd eylesin!

     

    Hoşça kal ey şehir, hoşça kal!” Sana verilen emeğin değerini, karşılığını bu dünyada versen de vermesen de durumda değişiklik yok! Herkes kendine yakışanı yapar, kendine yakıştırdığını verir. İyiliklere kötülükle muamelede bulunan bu kendini ifadeden başka bir şey değildir. Herkes kötülük yapmaya devam etse de iyilik yapmaktan, iyi ve güzele düşünmekten asla geri durmayacağımız bilmelisin ey şehir! Sana zerre miktar bir iyiliğim dokunmuşsa bunun ecrini, mükafatını Rabbim elbette verecektir. Varsın nâdânlar; iyilikleri, görmesin, bilmesin!

     

    Allah bes, bâki heves;

    Hoşça kal ey şehir, hoşça kal ey ulu Erciyes!

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.