|   | 
  • Kiralık Kalem (Satılık Değil Ama)

    MURAT'LARA, UMUTCAN'LARA DİKKAT

    (Parantez içi arzım: Fatih Sultan Mehmed gibi bir oğul yetiştiren Hanlar Hanı II. Murat Han, en çok hayranlık duyduğum, benim için özel ululardan biridir.)

    Yaz başlangıcıydı. Nazilli’de çalıştığım okulda, kantinin terasında oturuyordum. İlerdeki masada iki öğretmen arkadaş bir beyle çay içiyor, sohbet ediyorlardı. Konuşmalardan o beyefendinin bir öğrenci velisi olduğu açıkça anlaşılıyordu. Hattâ öğrencinin adının Umutcan olduğunu bile anlamıştım. Ancak çocuk benim öğrencim olmadığı için veliyi önceden tanıyor değildim. Adam, durmadan ağzını doldura doldura “Umutcan” ismini söylüyor, çocuk hakkında bir şeyler konuşuyorlardı. Her “Umutcan” deyişinden sonra misafirin ağzından bir “Umutcan” daha çıkıyordu. Kalktım masalarına gittim, selâm verip ben de bir sandalyeye oturdum. Kısa bir süre sonra sordum:

    -“Beyefendi, Umutcan sizin…”
    Sorumu tamamlayamadım.
    -“Evet, benim oğlum!”
    Filanca şubede öğrenciymiş. Bir soru daha yönelttim:
    -“Şey, affedersiniz, bu delikanlı sizin tek çocuğunuz veya tek oğlunuz mu?”
    Yine beklemeden yapıştırdı cevabı:
    -“Evet, tek oğlan. Üç kızdan sonra tek oğlan.”
    Cins adamım ya, bir soru daha:
    -“Son bir soru daha soracağım, kusura bakmayın: Tek erkek, hem de üç kızdan sonra tek erkek olduğuna göre neden “Murat” koymadınız adını?”
    Adam yutkundu, duraladı. Çaresizlik ifade eden bir sesle:
    -“Çünkü hocam, benim adım ‘Murat’tır.”

    Pek çok öğretmen farkındadır sanıyorum; Murat’lara dikkat etmek lâzım gelir. Onların çoğu evlerinin ya tek oğulları ya da tek çocuklarıdır ve genellikle şımarık, en azından nazlı olurlar. Eğitilmeleri de biraz zordur yani. Tabi bu anıma dayanarak ve şakayla karışık, Murat’lar kadar Umutcan’lara da temkinli yaklaşılmasını öneriyorum.

    Umutcan’larla ilgili gözlemimi destekleyen bir başka anı daha ister misiniz:

    İzmir’de, on daireli bir apartmanda yaşıyorduk. Dünya görüşlerimiz ve yaşam tarzlarımızdaki bazı farklılıklara rağmen (bir aile hariç) apartman sakinleri uyumlu, medenî, iyi insanlardı. İlişkilerimizde sorun yaşanmıyor, hattâ tam tersine genel bir dostluk havası hüküm sürüyordu. Kışın evcek görüşmeler yapılır, yaz akşamları bahçedeki kameriyenin (NOT: ADI KAMERİYE, HATTÂ ‘KAMERİYYE’DİR, PEK ÇOK CAHİLİN SÖYLEDİĞİ GİBİ KAMELYA DEĞİL.) altında yenilir, içilir, sohbetler edilirdi. O işe ilgisi olanlar okey de oynarlardı. (BİR NOT DAHA: OKEY, BANA GÖRE, ZEKÂ SEVİYESİ DÜŞÜK İNSANLARIN KOLAYCA OYNAYABİLDİKLERİ YEGÂNE OYUNDUR.)

    Kameriyeyi ben yaptırmıştım. Bahçe düzenlemesi de benim tasarımım ve emeğimle gerçekleştirilmişti. Çünkü uzun süredir apartman yöneticiliği yapmaktaydım. Yoldan geçenler, diğer apartmanlardaki komşular, bahçemize, bahçedeki çiçeklere hayranlıkla bakarlardı.

    Bir gün elimde çapa, ter içinde bahçede çalışırken zemin katın balkonunda Meliha Hanım belirdi. Meliha Hanım, apartmanda sevilen, dostluğuna güvenilen bir komşumuzdu. Baskın karakterli, dominant bir kadındı. Kocası da çok iyi bir insandı, uyumlu bir yapıya sahipti. Kucağında yaklaşık 13-14 aylık oğulları vardı. Bu bebek, ismi Meltem olan ve o esnada orta okulda okuyan tek çocuklarından sonra (belli ki epeyce arzulanıp beklendikten sonra) dünyaya gelmişti. Ailede, bitmeyen ve zavallı Meltem’i ezecek boyutta bir sevince vesile olmuştu. Bebeğin doğumundan sonra ona hizmet etme görevleri dışında Abla Meltem, âdetâ yok sayılıyordu. Kız farkında mıydı, farkındaysa üzülüyor muydu bilemiyorum ama ben farkındaydım ve Meltem adına çok üzülüyordum. Bebeğin adını merak ediyorsanız yazayım: Umutcan.

    Meliha Hanım, kucağında Umutcan, beni selâmladıktan sonra:

    -“Serdar Amcası, sen bu çiçeklerle uğraşıyor, onları yetiştiriyorsun ama bu canavar büyüyünce onları kırar, koparır haberin olsun.”

    Durdum. Doğruldum. O tarafa doğru baktım. Konuşmadım, sustum. Yalnızca sustum. Ne söylenebilirdi ki? “…bu canavar…”

    Bir müddet sonra bazı başka konular da beni rahatsız ettiği için yöneticiliği bıraktım. Kısa bir süre sonra da Nazilli’ye taşındık. Bahçe, çiçekler ve Umutcan ne durumdalar, bilmiyorum. Tabi Meltem’in ne durumda olduğunu da.

    Anlayabilene isimler aslında çok şeyler söyler.

    Erkek çocuk saplantısına ve çocuklara çok iddialı, daha doğrusu özentili (özenmek başka bir şeydir, bilirsiniz) isimler ya da dandik isimler konulmasına HAYIR. Vesselâm.

    R. Serdar ÖZMİLLİ

Kar360.com Kayseri-Trkiye ve Dnya gndemini takip edebileceiniz, nteraktif bir haber sitesidir. Yazlm ve Tasarm hizmeti www.tahamedya.com tarafndan yaplmtr.