|   | 
  • Kayseri Evliyaları/Meşhurları: Âşık Seyrânî


    Kayseri Evliyaları/Meşhurları: Âşık Seyrânî

    Kayseri’nin Develi (Everek) ilçesinin Oruza/Uruza (Camiikebir) mahallesinde doğdu. Bundan dolayı birçok kaynakta EverekliSeyrânî diye anılır. Doğum tarihi olarak genel kabul gören 1215 (1800) yılı yanında İbnüleminMahmud Kemal, Hasan Ali Kasır ve A. Hazım Ulusoy 1805, M. Fuad Köprülü 1807 yılını kaydetmektedir. Develili Kadir Özdamarlar ise Develi’deki Câmi-i Kebîr’de yer alan bir kitâbeden hareketle onun 1180’de (1766) veya 1184’te (1770) doğmuş olabileceğini ileri sürmektedir. Adı Mehmed olup babası Oruza Camii imamı Câfer Efendi, annesi Emine Hatun’dur. İlk derslerini babasından aldı, ardından Halâsiye Medresesi’ne devam etti, ancak öğrenimini tamamlamadan buradan ayrıldı. Gençlik yıllarının büyük bir bölümünü Develi ve çevresinde geçiren Seyrânî’nin 1820’li yılların başında askere alındığı ve sekiz yıl kadar askerlik yaptığı söylenmektedir.

    Olağanüstü hâller

    Sözlü rivayetler içinde yer alan bir olay Seyrânî’nin “bâdeli âşık” olduğunu düşündürür. Buna göre, on beş yaşlarındayken babasının hasta olduğu bir gün sabah namazı için camiyi açmaya giden Seyrânî cami kapısının açık olduğunu, kandillerin yandığını, camide tanımadığı güzel yüzlü insanların bulunduğunu görmüş, onlarla namaz kılmış, namaz bittikten sonra onlarla beraber camiden çıkmıştır. Bu kişilerle birlikte Elbiz bağlarına gitmişler, mevsimin kış olmasına rağmen bağda üzüm yemişler, oradan Bağdat’a giderek İmâm-ı Âzam’ı ziyaret edip Elbiz bağlarına dönmüşlerdir. Bir hafta sonra bağda baygın durumda bulunan Mehmed, “Seyrânî” mahlasını alarak saz çalmaya ve şiir söylemeye başlamış (Özdamarlar, I/6 [1978], s. 1), halk kendisinin bazı olağan üstü özellikler kazandığına inanmıştır.

    Genç sayılabilecek yaşta şöhrete kavuşan Seyrânî askerlik sırasında, daha sonra da âşık tarzı hayatın gereği olarak çeşitli yerleri görmüş, birçok saz şairi gibi o da İstanbul’a gitmek için yollara düşmüştür. Seyrânî’nin İstanbul’a II. Mahmud (1808-1839) veya Sultan Abdülmecid’in (1839-1861) saltanatı yıllarında gittiği sanılmaktadır. İstanbul’daki günleriyle ilgili bir koşmasında bu şehirde yedi yıl kaldığını belirtir. Bu süre içinde Köprülü Medresesi’nde öğrenim gördüğü, hat sanatı ve nakkaşlık öğrendiği kaynaklarda zikredilmektedir. Seyrânî İstanbul’da saz şairlerinin mekânı olan meydan kahvelerine devam etti, saray tarafından düzenlenen çeşitli yarışmalara katıldı, saz şairleriyle atıştı; böylece şöhreti günden güne yayıldı. Ancak İstanbul’da saray çevresinde bulunan hemşerilerinin yardımlarına rağmen mutlu olamadı. Haksızlık, yolsuzluk ve kötülükler karşısında isyan eden şairin bu tavrı şiirlerine de yansıdı, devlet görevlilerinden birçok kişi taşlamalarına hedef oldu. Bu yüzden cezalandırılacağı bir sırada yine hemşerilerinin yardımıyla İstanbul’dan Halep’e kaçtı. Şairin 1832 yılında geldiği İstanbul’dan 1839 yılında ayrıldığı sözlü rivayetlerde nakledilmektedir.

    Kadiri tarikatine intisabı

    Seyrânî’nin Halep’te yaklaşık üç yıl kaldığı bilinmekte, ayrıca bu şehirde Kādirî tarikatına girdiği söylenmektedir. İki koşmasında Halep günlerini dile getirmiştir: “Seyrânî’nin yâre dönmez yolları / Başına zindandır Halep çölleri / Sert esiyor bana seher yelleri / Tâlihim yüzüme gülmez ağlarım.” Halep’te bulunduğu süre içinde Bağdat’a ve Mısır’a da giden Seyrânî, Adana üzerinden Develi’ye dönerken Adana’da Kozanoğlu ile görüştü ve ondan yakın ilgi gördü. Develi’de bir süre çiftçilik yapan şair bu hayatın kendisine uygun olmadığını anlayınca yeniden yollara düştü ve birçok yöreyi dolaştı; yaşı ilerleyince Develi’ye döndü. Bu yaşında da gerekli ilgiyi göremeyen, yokluk ve sıkıntı içinde yaşayan Seyrânî ömrünün sonuna doğru “Deli Seyrânî, Sarhoş Seyrânî” gibi sıfatlarla anıldı. 1866 yılında Develi’de vefat eden Seyranî hâlen üzerinde Develi Lisesi bulunan eski mezarlığa defnedildi; bu mezarlık ortaokul arsası olunca kemikleri bugünkü mezarlığa nakledildi. Ancak herhangi bir işaret konmadığından mezarı zamanla kaybolmuştur. 1976’da Develi Cumhuriyet Meydanı’na elinde sazıyla bir heykeli dikilmiştir. Şairin soyu bugün kız torunları yoluyla Develi’de sürmektedir.

    Hem hece hem aruz ölçüsüyle şiirler yazan Seyrânî hece vezniyle olan şiirlerini sazı eşliğinde irticâlen söylemiştir. Kaynaklarda onun güçlü bir şair olduğu söylenmekle beraber şiirleri karşılaştırıldığında Karacaoğlan, Erzurumlu Emrah, Ruhsatî, Dadaloğlu, Gevherî, Âşık Ömer seviyesinde olmadığı görülür. Aslında Seyrânî’yi şöhrete kavuşturan husus şairlik gücünden çok gördüğü haksızlıkları, yolsuzlukları, insanî zaaf ve kusurları cesaretle dile getirmesi olmuştur. Haksızlık ve yolsuzluklardan bıkan halk âdeta kendi sözcülüğünü yapan Seyrânî’yi yüceltmiştir. Şairin gerek hece ölçüsüyle gerek aruz vezniyle yazdığı birçok şiirinde ölçü, kafiye ve durak hatalarına sıkça rastlanmaktadır. Güçlü saz şairlerinin hemen hepsinde görülen mısra-anlam bütünlüğünde, yani hükmün bir cümle halinde mısraa yerleştirilmesinde de Seyrânî’nin usta olduğu söylenemez. Buna rağmen bilhassa kafiye, redif ve cinas bakımından orijinal sayılabilecek şiirler söylemiştir. Bir başka özelliği deyimlere ve atasözlerine fazlaca yer vermesidir. En çok koşma ve semâi nazım biçimlerini kullanan şairin destan, ilâhi ve nefesleri de vardır. Aruz vezniyle gazel, semâi, kalenderî, bend, kıta, divan ve müseddes, az sayıda şarkı ve muhammes yazmıştır. İbnüleminMahmud Kemal, Seyrânî’nin Nakşibendî olduğunu söylerse de onun Alevî-Bektaşî şairlerinin etkisinde kaldığı ve Bektaşî zevkine âşina olduğu bilinmektedir. Seyrânî başta dinî meseleler, Hz. Ali ve on iki imam olmak üzere aşk, ölüm, gurbet, yoksulluk, sevgili, dostluk ve insanın yaratılışı gibi konulara şiirlerinde yer vermiştir. Pîr Sultan Abdal, Karacaoğlan, Sümmânî, Ruhsatî, Dadaloğlu ve Gevherî’ye göre Seyrânî’nin dinî-tasavvufî terimleri fazlaca kullanmaktan dolayı ağır sayılabilecek bir dili vardır. Bu özelliğiyle Erzurumlu Emrah ve Âşık Ömer’i hatırlatmaktadır. Şiirlerinde birçok mahallî kelime ve terime yer vermesi okuyucu için bu dili daha da ağırlaştırmaktadır.” (Nurettin Albayrak, TDV İslam Ansiklopedisi, SeyraniMaddesi’den kısaltarak iktibas edilmiştir.)

    Seyrani’nin “Hak Yoluna Gidenlerin” adli şiiri ilahi olarak söylenmektedir. İlahi, birçok sanatçı tarafından da seslendirilmiştir.

     

     

    Hak Yoluna Gidenlerin

    Hak yoluna gidenlerin
    Asa olsam ellerine
    Er pir vasfın edenlerin
    Kurban olsam dillerine

    Torunuyuz bir dedenin
    Tohumuyuz bir bedenin
    Münkir ile ceng edenin
    Silah olsam bellerine

    Bir üstada olsam çırak
    Bir olurdu yakın ırak
    Kemiğimi yapsam tarak
    Yâr zülfünün tellerine

    Bir kâmilin yolun tutsam
    Aşk oduna yanıp tütsem
    Bülbül gibi feryat etsem
    Muhabbetin güllerine

    Vücudumu kavursalar
    Yönüm yâre çevirseler
    Harman gibi savursalar
    Muhabbetin yellerine


    Seyranî kaldır parmağın
    Vaktidir Hakka durmağın
    Deryaya akan ırmağın
    Katre olsam sellerine

    Dini bütün Müslümanın gözleri

    Dini bütün Müslümanın gözleri
    Merhamet bahrine dalmada olur
    Ârif söylemeden duyar sözleri
    Kıssadan hisseyi almada olur

    Bulunca ârifi can kurban verem
    Ayağı altına yüzlerim sürem
    Eyi gün dostuna eylesem kerem
    Bir gözü kusura kalmada olur

    Ârif kalkan edip sabr ü hilmini
    Onunla def'ederzâlim zulmünü
    Anlayan avcı avın ilmini
    Kuşunu dumana salmada olur

    Tabiplerin ilmin ehl-i dert okur
    Derd-i Seyranî'ye derman mert okur
    Ham sofular tesbih çeker vird okur
    Gözü hayvan yemin çalmada olur

    Seyrani
     





    Gül bahçesi

    “Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.”
    *
    “İnsanları canlandıran emeldir, öldüren yeistir.”
    *
    “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.”
    *
    “Adalet-i mahza-i Kur’aniye(Kur’an’a göre tam ve mükemmel adalet); bir masumun hayatını ve kanını, hattâ umum beşer için de olsa heder etmez. İkisi nazar-ı kudrette bir olduğu gibi nazar-ı adalette de birdir. Hodgâmlık ile öyle insan olur ki ihtirasına mâni her şeyi, hattâ elinden gelirse dünyayı harap ve nev-i beşeri mahvetmek ister.”
    *
    Cennet olmazsa cehennem tazip etmez.”

    Hakikat Çekirdekleri, Bediuzzaman Said Nursi



    Etiketler

    YORUMLAR

    YORUM YAP!

    Yorumlarınız editör onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır. Küfür, hakaret, büyük harf ve kişi ve kurumları rencide edici yorumlar onaylanmamaktadır.

    Ad Soyad

    ..

    Güvenlik Kodu

    Yorumunuz

DİĞER HABERLER

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.