|   | 
  • Kayseri Evliyaları;SEYYİD BURHÂNEDDİN TİRMİZÎ(Hz.Mevlâna’nın Hocası)


    Kayseri Evliyaları;SEYYİD BURHÂNEDDİN TİRMİZÎ(Hz.Mevlâna’nın Hocası)
    Seyyid Burhaneddin Hazretleri, Hazret-i Hüseyin’insoyundan olup “Seyyid” unvanını oradan almıştır. O, gerçekleriiyice araştırıp tetkik ettiğinden “Muhakkik”, insanlarınkalplerinden geçen sırları keşif yolu ile bildiğindende, “Seyyid-i Sırdân” lakapları ile tanınmıştır.


    Seyyid Burhaneddin Hazretleri; Özbekistan’ın güneyinde,Afganistan sınırı üzerinde, Amuderya nehri ile Suhanderya nehri kavşağında, yeni Tirmiz şehrinin biraz batısında, harabeleri kalmış eski Tirmiz şehrinde (Hicri561/Miladi 1165 senesinde) doğmuştur. İlk eğitimini babasından almıştır. Tirmiz şehri o zaman yetiştirdiği birçok âlimleri ile ilim, sanat ve kültür merkezi haline gelmişti. İlk eğitiminden sonra Belh›e giderek Sultanü’l-Ulema BahaeddinVeled Hazretlerinden on iki yıl manevi ilimleri tahsil etmiştir. Bu tahsilleri sırasında, Bahaeddin Veled Hazretlerinin henüz küçük yaştaki oğlu Mevlâna Celaleddin-iRumi’nin mürebbilik ve atabekliğini de yapmıştır. Tahsilini tamamlayan Seyyid Burhaneddin Hazretleri, Sultanü’l-Ulema’dan icazet alarak Tirmiz’e dönmüş ve halkı irşada başlamıştır.

    1220 yılında Belh’ten hicret eden Sultanü’l-UlemaBahaeddin Veled, Bağdat ve Hicaz’ı dolaştıktan sonra Konya’ya gelmiş ve 1230 yılında burada vefat etmiştir. Hocasının ölümünü keramet yoluyla öğrenen Seyyid Burhaneddin Hazretleri, gördüğü bir rüya üzerine de MevlânaCelaleddin-i Rumi’yi yetiştirmek üzere 1231 yılında Konya’ya gitmiş ve bir yıl Mevlâna Celaleddin-i Rumi ile kalmıştır. Mevlânâ her ne kadar, babası ve aynı zamanda hocası olan Sultanü’l-Ulema’dan çok şeyler öğrenmişsede Seyyid Burhaneddin Hazretleri, din ve şeriat bilgisinide kuvvetlendirmesi için onun Halep ve Şam’a gitmesini tavsiye etmiş, Mevlânâ da şeyhinin emrine uyarak birkaç derviş arkadaşı ile beraber Halep’e gitmişti. Talebesini ve müridini tahsilini derinleştirmesi için Halep’e gönderince Seyyid Burhaneddin Hazretleri Konya’da kalmayıp Kayseri’ye gelmiştir. Hz. Mevlâna Halep ve Şam dönüşü Kayseri’ye gelmiş, bir müddet burada hocasının yanında kaldıktan sonra Seyyid Burhaneddin Hazretleri ile tekrar Konya’ya gitmişlerdir. İlk gelişinden itibaren tam dokuz yıl MevlânaCelaleddin-i Rumi Hazretlerini irşad eden Seyyid Burhaneddin Hazretleri, 1240 yılında çok sevdiği Kayseri’ye gelmiş ve 1244 yılında bir güz mevsiminde fani hayata gözlerini yummuştur.

    Kayseri’de vefat eden ve kendi adı ile anılan mezarlıkta türbesi bulunan Seyyid’in hayatı hakkında kesin ve geniş bilgiye sahip değiliz. Anne ve babasının adını bile bilmiyoruz.Hakkındaki bilgiler bazı menkıbe kitaplarının kapalı perdeleri arasında örtülü kalmaktadır. Onun hayatı hakkında bilgi veren en eski kaynaklar, MevlânaCelaleddin-iRumi Hazretlerinin oğlu Sultan Veled’in (ölümü Miladi1312) İbtidânâme adlı Mesnevîsi, Feridun bin Ahmed Sipehsalar’ın (ölümü Miladi 1312) Risale’si ve Mevlana’nın torunu Çelebi Arif in müridi olan Ahmed Eflâki’nin (ölümüMiladi 1360) Menakıbü’l-Arifîn adlı eserleridir.

    Şahsiyeti
    Seyyid Burhaneddin, Sultanü’l-Ulema Bahaeddin Veled’e intisap ettikten sonra, bütün ömrü, mücahede, riyazet ve müşahede ile geçmiştir. Gençliğinde Bahaeddin Veled’in manevî eğitimi altında kırk gün hizmet ettiğinden dolayı velilik ve keşif sırlarına vakıf olmuştur. O, daima tevhidden bahsetmiş, marifetin sırrı olan hakikatleri açıklamaya çalışarak, dünya gösterişine aldanmamayı tavsiye etmiştir.

    Birçok hakikatleri ve sırları güzel ifade edip, açıklandığından dolayı devrinde tenkide uğramıştır: Zamanın şeyhlerinden biri, “Seyyid, gerçeklere dair sözleri güzel söylüyor; sebep de şeyhlerin kitaplarını, söz ve sırlarını okumuş olmasıdır.” deyince, şeyhin sözüne karşılık olarak başka biri de: “Sen de okuyorsun, nasıl oluyor da öyle söz söylemiyorsun” der. O zaman orada bulunanlar,“Onda, dert, mücahede ve amel vardır. İşte bu yüzden gerçekleri daha iyi ifade eder.” diye söylemişlerdir.

    Yine, “Seyyid Burhaneddin, güzel söz söylüyor, ama sözlerine Senaî’nin (ölümü Hicri525- Miladi 1131) şiirinden alıntılar yapıyor.” dediler. Bu sözden Seyyid haberdar olunca, şöyle dedi: “Bu, şu söze benzer; güneş güzel ama ışık veriyor, bunda bir ayıp yoktur. Çünkü Senaî’nin sözünü nakletmek, o sözü göstermek, belirtmektir. Zira her şeyi güneş gösterir.”

    Seyyid burada, Senaî’nin sözünü güneşe benzetip, bu ışıktan da herkesin faydalanması gerektiğini belirtip, diğer taraftan da Senaî’nin şiirlerinin değerinin yüceliğini belirtmek istemiştir. Seyyid’in pek cezbeli ve hararetli bir insan olduğu anlatılır.

    Eserleri
    Seyyid Burhaneddin’in bize kalan en önemli eseri Maârif’tir. Maârifnevinde yazılan eserler, büyük sûfîlerin ve din âlimlerinin takrir, vaaz ve sohbetlerinin derlenmesinden meydana gelmiş eserlerdir. Bu nevi eserlere Makâlâtadı da verilmiştir. Ahmed Eflaki, Menâkıbü’l-Arifîn adlı eserinde kaydettiğine göre Sahib-i İsfahâni, Seyyid Burhaneddin’i ziyarete geldiği zaman Maarif ve esrar saçtığını ve yine Seyyid’in, SultanülUlema’nın Maârif’inidinlerken kendisinden geçtiğini kaydeder. Bu sohbet ve nasihatlere meclisde deniliyordu.

    Maârif’ten Seçmeler

    (Allah Korkusu ve Güzel Ahlâk)
    Yüce Allah: “Eğer biz bu Kur’an-ı bir dağa indirseydik,şüphesiz ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parçaparça olmuş görürdün...” buyurmaktadır. (Haşr 21) Eğer Peygamberlerin ve Evliyanın Kur’an’da anlattığımız güzel huyları, ahlâk güzellikleri, iyi davranışları, tebliğleri dağlara ulaşıp onlar bunun muhatabı olsalardı; dağlar, merhametli annelerin gönüllerinden daha merhametli bir hâle gelir, ne bir şeyi kırıp döker, ne de bir şeyi parçalar, sanki dostun eti ve derisi gibi olurlar, onlarda sertlik, kabalık,serkeşlik, katılık ve yabancılık gibi bir şey kalmazdı. Peygamberlerin ahlâkındaki son derece yumuşaklık ve sonderece merhametlilik sebebiyle dağların ve taşların en küçük parçalarından şefkat sütü coşar, rahmet ve merhamet meydana gelir, böylece dağlar ve taşlardaki sertlik,kabalık, katılık ve yabancılık yok olup giderdi.

    (Öfke)

    Hak sözün, doğru sözün mutlaka söylenmesi gerekir,ama öfkeli iken söylenmemelidir. Çünkü o söz, öfke ateşi yüzünden yakıcı ve yandırıcı bir hâle gelir. Zira kapı ve duvar gibi katı cisimler bile gönüldeki kırgınlık yüzünden,kişinin öfkeli zamanında öfkelenip ateşli bir hâle gelir. Gönül tandırından sıcak ekmek veya sıcak yemek gibi çıkardığın söz, nasıl olurda kızgın olmaz? Eğer söylediğin o söz, bir şekle bürünüp karşına çıksaydı, yakıcılığı yüzünden ona elini dokunduramazdın. Şimdi biraz bekle, hele o ekmek soğusun, o öfke geçsin! Ekmek, hayat devam ettiren bir gıda olduğu halde, yakıcı derecede sıcak iken,birinin ağzına koysan, o kimse aç bile olsa, ağzından çıkarıp atar, o ekmekten ve onu yemekten de mahrum kalır.

    Allah kendisinden razı olsun. Hazret-i Ali, savaş sırasındabir kâfirin üzerine saldırdı, onu yakalayıp öldürmek istediği sırada kâfir, Ali’nin yüzüne tükürdü, hem de öyle tükürdü ki, mübarek yüzünü kapladı. Bunun üzerine Hz. Ali hemen kılıcını elinden bıraktı ve öldürmekten vazgeçti. Etraftan sesler yükseliyordu: “Ey Müminlerin Halifesi!Bu kılıç Allah’ın kılıcı değil mi? Bu kılıç Allah’ın Zülfikarı değil mi? Bu düşman Allah’ın düşmanı değil mi? Neden öldürmeyip bıraktın? O sana saldırsaydı,onun saldırmasına karşı durmasaydın,seni öldürmek için hiç düşünüp çekinirmiydi? Senin yaptığın gibi yapar mıydı?Sen niçin öldürmekten vazgeçtin? Sen ne diye Hakkın kılıcını elinden bıraktın?” diyorlardı. Hz. Ali ise; “Evet, doğru söylüyorsunuz, bu kılıç Hakkın kılıcıdır. Hakkın Zülfikar’ıdır,düşmanla savaş yapmak ise Allah’ın emridir, fakat o benim yüzüme tükürünce bu hareket nefsime ağır geldi,Allah için çektiğim kılıç, nefsim ve öfkemle bulandı. Allah için öldürecekken; tükürmesinden dolayı nefsim için,öfkemi dindirmek ve nefsimi tatmin etmek için öldürecektim,böyle yapmamak için kılıcımı elimden attım ve öldürmekten vazgeçtim” dedi, bu sözleri işiten kâfir, hemen şehadet parmağını kaldırarak: “Bana iman bilgisini anlat!” dedi ve bu yüzden kendisi ile beraber kabilesinden on sekiz kişi daha Müslüman oldu.

    (Sevgi)
    İnsanın gönlündeki iman, gökte parlayan dolunaya benzer.Kur’an ise nur gibi akıp gitmektedir. Nitekim Câfer-iSâdık Hazretleri:18 «Sevgi, sevgilinin emrinde hayatı yoketmektir» demiştir. Bazıları ise: “Sevgi, Allah’tan başkane varsa, hepsini unutmaktır.” demişlerdir. Davud Aleyhisselâm da: “Ey Rabbim! Sen her hastalığa bir deva yarattın. Seni sevenlerin devası nedir?” diye sorduğunda,yüce Allah: “Beni sevenlere benimle buluşmaktan ve bana kavuşmaktan başka bir deva yoktur.” buyurmuştur.

    Seyyid Burhaneddin’in olağanüstü kişiliğini ortaya koyması bakımından, onunla ilgili birkaç olayı anlatmakta fayda vardır. Allah dostu büyük insanlar hakkında herkes,bir şeyler nakleder. Bunların kendilerine atfedilenleri vardır,nakledilenleri vardır. Seyyid Burhaneddin için Ahmet Eflakî’nin “Menakibü’l-Arifîn”de naklettiği olağanüstü halleri,dikkate şayan olaylar örgüsünü gösterir. Meraklısıbu kitaptan bunları bulup okuyabilir.

    Şu anda Kayseri’de ikâmet etmekte olan şair ve yazar Muhsin İlyas Subaşı’nın anlattığı iki olaya, burada onun anlatımıyla yer vermenin vazife olduğuna inanıyorum:

    “Ben bizzat şahidi olduğum iki olayı naklederek bu konuyu tamamlamak istiyorum: Seyyid Burhaneddin Hazretleri’nin bulunduğu türbenin etrafı mezarlarla çevrilidir.Bu mezarlık bugün Kayseri şehir merkezinin tam ortasında kalmış durumdadır. Bir gün dönemin Belediye Başkanı rahmetli Mehmet Çalık’la sohbet ederken kendisine,bu mezarlığın durumunu sordum. O, çok ilginç bir olay nakletti:

    “Muhsin Bey, biz bu mezarlığı kaldıracaktık. Biliyorsunuz,bu mezarlığın uzantısı vardı ve şimdiki duruma gelesiye kadar buralar temizlenip iskâna açıldı. Mübareğin türbesine yakın bir mezarı açarken, çalışan işçiler bir olayla karşılaşırlar. Olay şudur: biliyorsunuz burada mezarlık ‘beşik mezar’ dediğimiz şekildedir. Dikdörtgen bir kutudur. Yan duvarları taşla örülmüş, üzerine sal şeklinde taş plakalar konulmuştur. İşçiler mezarları açarken salı kaldırıyorlar, içerisinde kemik varsa onu bir torbaya koyup çıkarıyor ve mezarı yıkıyorlar. Son mezar açılırken işçi taşı kaldıramaz, manivelayla zorlar ama mümkün değildir,etrafındaki diğer işçileri çağırır. Gelirle birlikte birkaç manivela demiriyle birlikte taşı kaldırmaya çalışırlar.

    Bir taşı yerinden oynatırlar, 8-10 cm kaldırdıktan sonramezardan bir ses: “Bizi rahat bırakın!..” bunun üzerine hepsi irkilir ve olduğu gibi işi bırakırlar. Böylece burasında boşaltma işi durduruldu ve mezarlık çevrilerek bugünkü şekle getirildi…

    Erciyes Üniversitesi’nin Genel Sekreteri Burhan Karamustafaoğlu,ithal edilen elektronik cihazları almak üzere Edirne’ye gider. Cihazları gümrükten çeker, araca yükler gönderir. Kendisi de yola çıkarak bir araca binip İstanbul’a dönmek ister. Yolda bir diplomat aracı durur.Kendisini arabaya alır. Yolda araçtaki diplomatla tanışırlar.Diplomat Pakistan’ın Fransa’daki büyükelçisidir.Bizimki de kendisini tanıtır: “Kayseri’de Erciyes Üniversitesi Genel Sekreteriyim.”, der. Diplomat, Kayseri sözünü duyunca, toparlanır, saygı durumuna geçer ve birsoru sorar: “Kayseri’ye, Mevlânâ Hazretleri’nin Hocası Seyyid-i Sırdan Burhaneddin Tirmizî Hazretleri’ni ziyarete gelirsem bana kaç günde sıra gelir?”

    Burhan Karamustafaoğlu, bu soruyu duyunca, “Tepemden bir kaynar su boşanır gibi oldu. Evim yıllarca bu türbenin yakınındaydı, sıkça ziyaretine gitmemiştim. Şimdide pek gideni yoktur. Türbe sakin ve tenhadır. Ona nasıl böyle bir durumu söylerim. Hemen aklıma durumu kurtaran bir formül geldi, “Ekselans, siz lütfeder, Kayseri’yegelirseniz, ben size bekletmeden ziyaret imkânı sağlarım.” dedim. O günden buyana, her pazartesi sabahleyin işe giderken mübareğin türbesini ziyaret edip ve öyle işe başlar oldum…”

    Bizim farkına varmadığımız, uhrevi hayat böyle işte.Ah, bunları bir anlayabilsek!..”

    A. KIVANÇ

    Gül bahçesi

    Allah-ü Azimü’şŞân’a hulûs-i vicdan ile ibadet, peygamberizi-şâna râbıta-i iman ile muhabbet ve vatana kemâl-i ciddiyetlehizmet edenler, insanların en âkıl ve kerim ve fâzıllarıdır.

    (En üstün ve en yüce olan Allah’a samimiyetle ve içtenlikle ibadet edenler, şanlı peygambere iman bağı ile sevgi besleyenler,vatana en ciddi ve en güzel şekilde hizmet edenler, insanların en akıllı, en cömert ve en faziletlileridirler.)

    Ali Emiri Efendi
     



    Etiketler

    YORUMLAR

    YORUM YAP!

    Yorumlarınız editör onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır. Küfür, hakaret, büyük harf ve kişi ve kurumları rencide edici yorumlar onaylanmamaktadır.

    Ad Soyad

    ..

    Güvenlik Kodu

    Yorumunuz

DİĞER HABERLER

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.